VEYSEL IŞIK
Kitlesel soykırım suçları çoğu zaman savaş zamanında işlenir diye bilinir. Ancak egemenler ve sömürgeciler için insanlık suçu işlemenin zamanı ve mekanı yoktur. İstisnasız tüm devletlerin tarihi katliam, zulüm, talan, inkar ve baskılarla doludur. Ancak kimi dönemler vardır ki, bu katliamlara çanak tutulur.
Anadolu ve Kürdistan'daki soykırım ve katliamlar hep olageldi. Kimi zaman binler, kimi zaman on binler ve kimi zamanlar ise yüzbinler katledildi. Bu coğrafyadaki Asuri, Süryani, Rum, Kürt ve Ermeni katliamları birbirinin iz düşümü gibi olagelmiştir. Mezopotamya'daki katliamlar tarihi, biraz da Türklüğün tarihidir. Türklüğün Anadolu ve Kürdistan'a gelişi ile talan, katliam, tecavüz ve yerinden etme süreci hız kazanmıştır.
Ermeni Jenosidi de, bunların geliştirilmiş halidir ve modern tarihin en büyük soykırımlarından biridir. Bu soykırımı doğru anlamak, sömürgeciliğin ve gözü dönmüş milliyetçiliğin yol açabileceği felaketleri anlamak açısından önemlidir. Tarihte katliamlar ve zorla göçler hep olagelmiştir. Hegemonik saltanatın bir ürünüdür, işgal ve savaşlar.
Daha fazlasının arayışı soykırımdır, katliamdır, talandır, tecavüzdür. Her devletin başvurduğu bir yöntemdir katliamlar. Ancak soykırımın düşünsel kökenleri, 20. yüzyılın başlarında milliyetçiliğin ve sömürgeciliğin korkunç kapışması sırasında oluşmuştur. Bu bir dünya savaşına da yol açmıştır.
Diğer bölge halkları gibi Ermeniler de daha önce yaşadıkları katliamlardan dolayı tedirgindi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun, İngiltere, Fransa ve Rusya ile girdiği savaşlarda bölge halklarının yaşadığı alanlar kanlı çatışma alanı haline geliyordu. Yönetimi bütünüyle ele geçirmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Türki milletlerini içine alan ve Ortaya Asya’ya kadar uzanan bir imparatorluk hayal ediyordu.
Böyle bir etno devlet için Ermeniler ve Kürtler gibi halklar engel teşkil ediyordu. Kendilerine göre bu ciddi engelin ortadan kaldırılması için savaş koşulları iyi bir fırsattı. İlk toplu Ermeni katliamı 1894'te II. Abdulhamid'in emriyle başladı. 1894-1896 yılları arasında cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin 150 ile 200 bin arası Ermeni'nin katledildiği söylenir. Bu katliamdan sonra 1909 yılında da Adana ve çevresinde onbinlerce Ermeni katledildi.
Artık Osmanlıcılık yerini Türkçülüğe bırakıyordu. Türkçülük ideolojisi ise imparatorluğun Müslüman olmayan unsurlardan temizlenmesi amacına dayanıyordu. 1912'ye gelindiğinde Balkan yarımadasındaki kriz Türk ırkçılığını da tetikledi. Rumlar, Sırplar ve Bulgarlar ve Makedonların ayaklanmasıyla Osmanlı orduları tamamen yenilgiye uğratıldı ve Balkanlardaki Osmanlı egemenliği sona erdi.
İttihat ve Terakki, 23 Ocak 1913'de ikinci bir darbeyle Osmanlı Devletinin tüm kontrolünü eline geçirdi. Osmanlı ordularının 1915 kış ve baharında yaşadığı büyük askeri yenilgiler, İttihat ve Terakki'nin Türkçülük politikasına yeni bir ivme kazandırdı. İttihat ve Terakkiye bağlı Teşkilatı Mahsusa'nın çeteleri, Ermenilere saldırmak için görevlendirildi. Ermeni soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Hristiyan Ermenilerin 1915 ilkbaharından 1916 sonbaharına kadarki dönemde fiziksel olarak kırıma uğratılmasını ifade eder.
1915 yılında çok etnikli Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan yaklaşık 1,5 milyon Ermeni bulunmaktaydı. Ki bu sayı o dönem Osmanlı nüfusunun yaklaşık 1/10’una tekabül ediyordu. 24 Nisan 1915 de İstanbul merkez olmak üzere Ermeni bürokratları, aydınları, din adamları, doktorlar, gazeteciler, sanatçılar ve hatta vekiller önce tutuklandı, ardından katledildi. Osmanlı ordusunda bulunan 300 bin Ermeni genç de aynı şekilde katledildi. Ermenilerle birlikte diğer gayrimüslim halklar olan Süryaniler de katliamdan nasibini aldı. Geriye yalnızca çocuklar, kadınlar ve yaşlılar kalmıştı.
Bunlarda yavaş yavaş evlerinden alınıp kent ve kasaba meydanlarında getiriliyor günlerce burada aç ve susuz bırakılıyordu. Aç ve susuz bırakılan insanlar ya katlediliyor ya da askerler eşliğinde kafileler halinde Suriye'ye götürülüyorlardı. Onlara ekmek vermek, su vermek veya bir Ermeniyi saklamak ölüm ile sonuçlanıyordu. Bu nedenle nadir insanlar o cesareti gösterebiliyorlardı.
Ermeni kafileler, kızgın güneşin altında, yüzlerce kilometrelik yolu aç susuz giderek, çetelerin saldırıları altında, acılar içinde ölüyorlardı. Bazen uçurumlardan atılıyorlar, bazen süngülerle, bazen ise kadınlara tecavüz edildikten sonra katlediliyordu. Yollarda katledilenlerin bir mezarı bile olmadı. Ayrıca on binlerce Ermeni çocuk zorla ailelerinden koparılmış ve İslam dinine geçirilmiştir.
Soykırımın bilançosu çok ağırdı. Osmanlı egemenliği altında yaşayan Ermenilerden 600 bin ile 1milyon arasında insan katledildi. Bir biçimde kurtulmayı başaranlar ise dünyanın en uzak diyarlarına sığınırken, geride kalanlar ise zorunlu olarak Müslüman oldu.
24 Nisan, Ermeni tehcirinin başlangıç günü olması nedeniyle ve "Ermeni Soykırımını Anma Günü" olarak kabul edilmektedir. Soykırım sözcüğünü Ermeni katliamı için ilk kullanan Avukat Raphael Lemkin'dir. Lemkin, Birleşmiş Milletler'de Ermenilere karşı yapılan katliamın da bir soykırım olduğunu savunmuştur.
Batılı devletlerin hepsi, yıllara yayılan bu vahşi katliam ve kırımdan haberdar olmuş ve göz yummuşlardır. Özellikle, Osmanlı’nın müttefiki Almanya, bu kırıma destek vermiştir. Osmanlı ordusunun o dönemde fiilen Alman paşalar tarafından kumanda edildiği unutulmamalıdır.
Savaştan mağlup çıkan Osmanlı, katliamı kabul etmek ve bazı sorumluları yargılamak zorunda kalmıştır. Bu yargılamalar döneminde idam edilen Boğazlıyan (Yozgat) kaymakamının, cumhuriyetten sonra, anıtının dikilmesi ve ailesine bir Ermeni konağının tahsis edilmesi, devlette katliamcı geleneğin devamlılığının, çarpıcı bir örneğidir.
Egemen Türklük için soykırım ve katliam bir siyaset kültürü biçimini almıştır. Soykırımcı bir kültür edinen bu egemenlikçi ve inkarcı akım 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaptığı katliamlarına bugün Rojava, Libya, Kuzey ve Başûr Kurdistan'ında devam etmektedir. Soykırım, talan, tecavüz, yerinden etme kavramları bu yüzyılda mutasyona uğrayarak siyaset kültürü biçimi olmuştur.
Soykırımın 105. yılında bütün kurbanların anılarına ve geride kalanların acılarına saygıyla…