Ahmet Kahraman

 Bugün, 24 Nisan(*). Ermeni halkına uygulanan soykırımın, 106. yıldönümü bugün.

Büyük bir acı çektirildi, bu halka. Amerika yerlileri Kızılderililer ve Avustralya’nın sahipleri Aburjinlerden sonra Ermeniler, Jenoside (soykırım) maruz kalmış ilk halk. Belki de Türkler, Kızılderililere yapılanlardan cesaret aldılar. Hitler’in Yahudi Soykırımı’nda Türkleri örnek alması gibi...

Her neyse olay barbarlıktı. Acı büyük...

Ve ben de, acı çekenlerin anıları önünde saygıyla eğiliyorum...

Ancak, çıplak geçeği görelim:

Ermenilerin yok edilişi gizli, sütre gersinde saklı bir olay veya olaylar zinciri değildi. Soykırım planlıydı. Başka bir deyişle bir projeydi. Uygulandı.

Dünya da seyre durdu.

Yüz yıl sonra, savaş varmış gibi kuşatılıp tanklar, toplar, füze ve uçaklarla vurlan Kuzey Kürdistan şehirleri de, “medeni dünya“ tarafından aynı sükunet ve huzurla seyredildi. Oysa, toplu kırımda insanlık suçudur. Tapınaklar, anıtsal alan ve tarihi eserlerin yok edilmesi de...

Tamam, çıkar varken bunların nezdinde Kürtlerin malı, canının sözü olmaz, ama tarihi (SİT) niteliği nedeniyle dünyalılara mal olmuş sayısız yapı yok edildi, kuşatılmış şehirlerde.

Kırım ve yıkımına seyirci duran “geri tepmeden medeni“ dünya, bir süre sonra kılık değiştirmiş IŞİD‘in Rojava’nın işgali ile etnik arındırma ve talan yapmasına izin çıkardı.

Rusya bir yana, Ermeni Soykırımı sırasında İngiltere, Almanya, Frans ve Amerika, “Batı medeniyeti“nin başat temsilcileriydi. Geri Amerika Kızılderili, Britanya Aburjin soykırımından sabıkalıydı, ama yine de Elçilik ve konsoloslukları her gün, canlı yayın yaparcasına, sıcağı sıcağına takip raporları sunmaktaydı, başkentlere.

Katledilen çocukların son feryadı, kadınların çığlıklarını da yansıyordu, bu raporlara.

Dahası Almanlar, Ermeni Soykırımı sırasında, Osmanlı ordularını doğrudan yönetiyorlardı. Mareşal Liman von Sanders ve Mareşal Falkenhayn sırasıyla ordu komutanı ve Genelkurmay başkanıydı.

Ama, bugün Kürtlere yapılanlar karşısında takındıkları tavrın aynısı ile kör, sağır ve dilsiz rolu oynadılar, Ermeniler öldürülürken.

Oysa, bu kör duruş ve suskunluk onay vermek, suç ortaklığıydı.

Bu durum, daha sonraki suçlar için, cesaret kaynağı oldu. Eğer, bu cesaret verilmeseydi, sonrası gelmez, Karadeniz Rumları, Keldaniler, Asuriler ve son halka olarak da Kürtler kırımı köprüsünden geçmezdi.

Ancak, düne nazaran değişen bir şey yok, bugün de. Bugün, çıkarların değişmezliği nedeniyle, dünün devamıdır çünkü. Yüz yıllar var ki, bu böyle. Dostluk, vefa, insani değerlere saygı yok, çıkar var. Asıl olan budur.

Çıkar söz konusu ise eğer, cinayetler işlenmiş, insanlık yanıp yıkılmış, kimsenin umrunda değildir.

Eğer Hitler, Britanya’ya saldırıp Moskova’ya yürümeseydi, Amerika’nın çıkarlarına çomak sokmasaydı, bilin ki Yahudilerin kırımı kimsenin umrunda olmazdı. Nitekim, Yahudiler örsle çekiç arasında ezilirken, “Kristal Gece“ yaşanırken, Moskova ve Britanya hiç bir şey olmamamış gibi Hitler’le dostluk anlaşmaları yapıyordu. Amerikan şirketleri de, Hitler’in iletişim ağlarını döşüyordu.

Anlayacağınız, “insanlık“ siyasi edebiyatta, bir dil hareketidir. İnsanlığın göz yaşı önemli değil. Çünkü parasal bir değeri yoktur. Önemli olan karşılıklı alış-veriş ve dahası silah satışıdır.

Ayrıca iyi bir hizmetçi, çıkar bekçisinin, her zaman cinayetler işleme hakkı vardır.

Efendinin uşağa, bekçiye bakışını Rojava’da da gördük. IŞİD, çıkarlarına dokununca insanlık düşmanı ilan edilmiş, savaş açılmıştı.

Ama aynı IŞİD, kılık değiştirip çıkar bekçilerinin yanında durarak, Kürtlere saldırınca, anında “cici çocuk“ muamelesi gördüler.

Ermeni olayında da, “medeni dünya“ çıkarı gereği kör oldu. Ama aynı “medeni dünya“, aradan yüz yıl geçtikten sonra, yeniden “insani rol“e çıkmaya başladı. Ani bir silkinişle soykırımı bile gördü. Ardından katili kınama, yüzüne tükürme muameleleri...

Ancak, o kadar. Gecikerek de olsa katili yargılamak, suçluya ceza biçmek işlerine gelmedi. Türklerin, NATO üyesi ve hala çıkarlarının bekçisiydi. Bekçiyi hırpalamamak gerekiyordu. Ayrıca pazarda müşteri, öte yandan iyi bir silah alıcısıydı, onlar. Altın yumurtlayan tavuk ürkütülmezdi.

Tersine “aferin evlat, sen yola devam et“ diye pohpohlamak gerekiyordu, onları. Öte yandan, ülkeleri cinayetler tarlasına dönüştürülmüş, köyleri, şehirleri yıkıma tabii tutulup yangına verilmiş, Kürtleri “terörist“ ilan etmenin kazancı daha da büyük.

Çıkar dünyasında, “insanlığın lüzumatı yok“tu.

(*) Yazı 24 Nisan’da yazıldı.