Almanya Parlamento'sunun 1915'te olanları bir soykırım olarak kabul edip mahkum etmesiyle birlikte; Türk İslamcılarından ve Kemalistlerinden aynı dalga boyundan tepkiler gelmeye başladı.
Neredeyse her konuda birbirinin zıddı gibi görünen bu iki kesimin arasındaki farkların söz konusu; Kürtler, Aleviler, Ermeniler, demokratikleşme, eşit haklar olunca nasıl da bir anda buharlaştığını bir kez daha yaşayarak gördük.
"Kendi tarihiyle bu kadar absürt ilişki kuran başka bir millet var mıdır, bilmiyorum. Ama Türkiye'de egemenlik üreten mekanizmanın sağ kanadı da; sözde sol aslında ırkçı kanadı da aynı yalanları sürekli bıkmadan usanmadan tekrar ederek iktidar üretiyorlar. Bunlar arasında en önemlisi; "Türklerin mazlum ulusların özgürlüğü için savaşan bir millet olduğu; ve bu nedenle diğer uluslara örnek olduğu” yaklaşımıdır.
Ortalama Türk, Osmanlı'nın Balkanlara mazlum; Bulgarları, Sırpları, Macarları başka zalimlerden kurtarmak için mi gittiğini düşünmektedir?
Her defasında on binlerce insanın katledilmesine; yerlerinden yurtlarından olmasına neden olan; bugün okul kitaplarında hala gururla anlatılan sözüm ona büyük zaferler(!) kimleri hangi zalimden kurtarmak için yapılmıştır?
En iyimser yaklaşımla, Osmanlı yönetiminin işgal ettiği topraklarda yaşayan halkların; dinlerine, geleneksel yaşam biçimlerine müdahale etmemiş olmasıyla övünülmektedir..
Yani aslında sanki "kılıç zoruyla işgal edilmiş topraklarda, istenirse o toplumun; dili de, inancı da yasaklanabilinir; yerli halka egemen dil ve inanç dayatılabilinirmiş ama Osmanlı merhametinden bunu yapmamış” yaklaşımı sürekli temcit pilavı gibi ısıtılıp önümüze getirilmektedir. Bu sadece dünü bağlayan bir yaklaşım olsaydı belki fazla önemsemeyebilirdik; halbuki bu yaklaşım sadece dünü anlatmamakta, tam da günümüz Türkiye'sini esir almaktadır...
Devleti yöneten her kademeden yetkili; "tek millet, tek dil, tek bayrak, tek vatan, tek, tek ...” dedikçe inkar üzerinden iktidar üreten mekanizmaların gelecekte de devam ettirleceği ısrarla dile getirilmektedir...
Osmanlı İmparatorluğu son döneminde; İmparatorluğun Anadolu'ya çekilirken geride kalan topraklarda ulusal demokratik hakları için mücadele eden halklara yaptığı zulümlerle anılır. Örneğin tarih kitaplarında; Suriye'den çekilirken "Hasan Cemal'in” dedesi "Cemal Paşa'nın” yaptığı zalimliklerden dolayı yıllarca insanların çocuklarına "Cemal” adı vermediklerinden söz edilir...
Öyleki İngilizler'le işbirliği yaptıkları gerekçesiyle onbinlerce Arap sorgusuz sualsiz idam edilir. Yine Balkanlarda Osmalı'nın çekilirken yaptığı zalimlikler; "Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler” adlı romanında bütün açıklığıyla anlatılır.
Öylesine alçakça seylerdir ki bunlar; insan okurken bile kendi insanlığından utanır. Anne rahmindeki bebekleri hançerle kesip almaktan; kundaktaki bebekleri havaya atıp annelerinin gözü önünde süngü ucuyla yakalamaya kadar her şeyin yapıldığından bahsedilir.
Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçmesine rağmen "Dersim Soykırımı“nda benzer anlatımları bu kez kendi ailenizden, akrabalarınızdan duyarsınız.
İşte Ermeni Soykırımı da bu süreklilikte bir yerde karşılığını bulur!
Balkanlarda başlayan; Ermeni kıyımı ile zirve yapan, Dersim’le devam eden bu gayri insani yaklaşım; günümüzde Nusaybin'de, Cizre'de, Sur'da yeniden açığa çıkmıştır.
İşte tam da bu nedenle Alman Parlamentosu Ermeni Soykırımını gündemine almıştır.
Neredeyse Türkiye'nin beşte biri büyüklüğünde ve nisbetten Avrupa'nın daha uzağında olan Suriye'de yaşanan ve bir türlü çözülemeyen iç savaş Avrupa'nın bütün dengelerini alt üst etti.
Mevcut iktidarın; gerek içerde gerekse de dışarıda sürdürdüğü savaş siyaseti; Türkiye'yi muazzam bir istikrarsızlığa sürükleme potansiyeli taşımaktadır. Suriye'deki ortaya çıkan istikrarsızlıkla bile başa çıkamayan; Türkiye'nin yardımına muhtaç duruma düşen Avrupa Birliği ve Almanya Türkiye'nin bu boyutta istikrarsızlaşması ile başa çıkamaz.
Aslında Almanya; Sur, Nusaybin, Cizre manzaralarından sonra Türkiye'ye "Sakın bir daha 1915'i deneme; Kürtleri de Ermeniler gibi yok etmeye kalkarsan yanında kimseyi bulamazsın!” demektedir...
Bunu da Kürtleri çok sevdiğinden; Türkiye'nin demokratikleşmesini çok önemsediğinden değil; böyle bir gelişmenin başta Almanya olmak üzere AB’yi çok istikrarsızlaştıracağını düşündüğü için yapmaktadır.