Tam 100 yıl önce Ermeniler bu topraklarda ölüm yolculuğuna çıkarıldı ve tam 100 yıldır Ermeniler bu yolculuğun hesabını soruyorlar.
Aradan 100 yıl geçmesine rağmen hala "bu bir soykırım mı?" diyenler ya da tam aksini iddia edip, "bu bir soykırım değildir" diyenlerin sayısı da az değil. Bu her iki söylem de 100 yıldır soykırım zihniyetinin devam ettiğini gösteriyor.
Bu topraklarda yaşayan Ermeni olmayan halkın çoğu, yıllarca devletin aldatmasıyla, yalan propagandaları ile sahte tarihi onların istediği gibi okuyarak yaşadılar ve hiç sorgulamadılar. "Devlet ne derse doğrudur" yaklaşımı onların da işine geldi.
Oysa 100 yıl önce Ermenilerin, binlerce yıl aynı topraklarda yaşadıkları dostları, komşuları ceberut sistem tarafından kendilerine "vatan-millet" safsatasıyla düşmanlaştırıldı.
Resmi rakamlara göre 1.5 milyon Ermeni öldürüldü. Yine yollarda açlıktan, susuzluktan ölenlerin sayısı az değil. Kadınlar tecavüze uğradı, birçok Ermeni Müslümanlaştırıldı, genç Ermeni kadınlar Müslüman erkeklere peşkeş çekildi, bunun yanı sıra ikinci, üçüncü eş olarak evlendirildi. Bir şekilde hayatta kalmayı becerenler de başka ülkelere gitmek zorunda kaldılar ve en önemlisi kimliklerini saklamak zorunda bırakıldılar, bir nevi kimliksizleştirildiler.
Bugün geç kalınmış olmasına rağmen bir an önce Ermeni halkıyla ve 100 yıl önce yaşanmış soykırımla acil yüzleşilmeli.
Birleşmiş Milletler'in Ermeni Soykırımı’na ilişkin tanımı hayat bulmalı. Papa, 1915 için "soykırım" kelimesini kullandı, arkasından Avrupa Parlamentosu’ndan geçen "soykırım kararı" ve daha sonra Federal Almanya Parlamentosu’nun kararı geldi. Aradan 100 yıl geçmiş olsa da bu önemli.
Tabii Erdoğan ne yaptı? Tam da Cumhurbaşkanı olduğu ve kendisinin bağlı bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bu topraklarda yapılan Ermeni Soykırımı’nı tanımadı. Erdoğan, "parlamentoların kararının kendileri için yok hükmünde” olduğunu söyledi, "bir kulağımızdan girer, öbüründen çıkar" demeyi de unutmadı. Zaten, "afedersiniz bana Ermeni de dediler" sözleriyle de Ermenileri aşağılamamış mıydı? Yine Obama’nın da Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünde "soykırım" kelimesini kullanmaması için bakanlar her türlü girişimde bulunuyor.
Ermeni Soykırımı’nı tanımamaya yönelik düşüncede Erdoğan yalnız değil. HDP dışında parlamentoda yer alan diğer partiler de Erdoğan’dan farklı düşünmüyor.
Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve payidarları, "biz soykırım yapmadık" diyerek, soykırım zihniyetini sürdürüyorlar. Zihniyet sürüyor, çünkü Erdoğan hükümetinde de Hrant Dink, başta Ermeni olduğu için öldürüldü ve hala katilleri bulmama konusunda herkes elbirliği içinde. Yine Batman’da ülkücü bir asker tarafından tam da Ermeni Soykırımının yıldönümlerinden olan 24 Nisan 2011 günü öldürülen Sevag Balıkçı’nın katili tutuksuz yargılanıyor.
Yine mevcut siyası iktidar, 24 Nisan olan Ermeni Soykırımının 100. yılında utanmayıp, 18 Mart olan Çanakkale anmasını kutluyorsa, bu aymazlığın da, inkarın da daniskasıdır.
Bu topraklarda 100 yıl önce Ermeni halkına soykırım uygulanmıştır; bunun artık kabul edilmesi gerekiyor. Ermeniler siyasi olarak istismar ediliyor. Türkiye dışındaki ülkelerin Ermeni Soykırımını kabul etmesi bir şey değiştirmiyor, önemli olan bu topraklarda Ermeni Soykırımı’nın çözülmesi ve şüphesiz yüzleşilmesi gereğidir.
Sormak lazım; Ermeniler bu topraklara kendi kimlikleri ile gelip yerleşebilecekler mi? Bizler onlardan özür dileyip, onların acılarını paylaşabilecek miyiz? 100 yıldır bedenlerinde, ruhlarında açılan yaralara merhem olabilecek miyiz? Birbirimize dokunmayı, bu toprakların onlara da ait olduğunu kabul edecek miyiz?
Devletin inkarla, yalanla bizi düşmanlaştırdığı Ermeni halkına dost mu olacağız yoksa yine düşmanlığa devam mı edeceğiz?
Bugün tam da bu soruları cevaplamamız gereken gündür.