Bu yazıya başlamadan önce, Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök'ün yazısını okudum. Şunu anladım: Ertuğrul Özkök tehlikede...
Cesur bir yazı. 68'li havası var. Çünkü, bu yazı, Paris'te düşünce özgürlüğüne karşı işlenen cinayetin ertesinde yazıldı. Ne var bunda demeyin, Meclis'te yolsuzlukları soruşturan komisyonunu gazetelere verilen ve Özkök'ün tabiriyle "muhtıra" nitelikli ilanla "tehdit" edenler, bu ilanı eleştiren Özkök'ü de geçtiğimiz gün benzer bir ilan vererek tehdit etmişler. Bu tür ilanların vaktiyle hükümetleri yıktığını düşünürseniz, tek bir gazetecinin aynı yöntemle hedef alınmasının nelere yol açacağını kolayca anlayabilirsiniz.
Uzun bir süredir, AKP yanlısı medya Ertuğrul Özkök'ü yalnız hedef almıyor, tehdit ediyor. Hızla yeni bir "İslamcı terör" burgacına girmekte olduğumuz şu günlerde, kişileri hedef alan nefret söylemi, bu hangi amaçla yapılırsa yapılsın, "kanlı terör eylemlerine" hazırlığın en tehlikeli aşamasını oluşturur. Özkök bunu biliyor ve cesaretle meydan okuyor.
Terör tehlikesinin kaynağı AKP'dir. AKP Ortadoğu'da girdiği büyük pazar kavgasının sonunda, gırtlağına kadar batağa gömüldü. Amerika'yla birlikte Esad'ı yıkıp, ganimetten pay koparacağım, Rojava'yı "koridorlaştırıp", "ilhak" edeceğim derken, DAİŞ'e mahkum hale geldi.
Şimdi İran'la giriştiği Ortadoğu'da "birinci merkez" olma yarışında hızla yenilgiye doğru gidiyor ve bu da onu içte daha baskıcı, dışta daha maceracı adımlar atmaya zorluyor. Şii kuşağına karşı "sünni kuşağı" politikası, artık "şia'ya karşı DAİŞ kuşağına" dönüştü.
AKP bu politikadan artık dönemez. Döndüğü anda bütün iddiaları iflas eder, bu politikanın gereği olarak karşısına aldığı güçlerin, Batı'nın, içte "laik sermayenin" önünde eğilmek zorunda kalır ve yarattığı büyük nefret yüzünden bunların intikamcı darbeleriyle mahvolur, yıkılır. AKP yıkılmamak için Türkiye'yi yıkıma götüren yolda yürümek zorunda. Birisi durduramazsa o duramaz.
Tekrar başa dönersek...
AKP Hükümeti, kendisine muhalif insanları susturmak için, bir askeri darbenin yapabileceği her şeyi yapıyor. Önüne geleni tutukluyor. Kapitalist bir ülkede yaşadığını unutmuş gibi, Cemaatçilerin malına mülküne Cemaat'i savunan medyaya el koymaktan söz ediyor... Koç'a vergi "salıyor". Türkiye'de sistemin en büyük dayanağı olan "merkez medyayı" kuşatıyor, kendi medyasındaki adamlara yazdırılan yazılarla Ilıcak'tan Özkök'e herkesi tehdit ediyor.
Şimdi bu kaypak, sisli, dumanlı, göz gözü görmeyen ortamda, Kobanê'de Kürt kanı dökerek eğitilmiş DAİŞ çetecilerinin Paris Katliamı benzeri marifetler yapması nasıl önlenecek?
Ertuğrul Özkökler, Nazlı Ilıcaklar, hatta zavallı "kalpaklı Sözcü"nün yazarları, Kürdistan'ı tanımayan, çözüme düşman olan, fakat yazan çizen insanlar bu tehditlerden nasıl kurtarılacak?
Kendi kendilerini kurtarabilirler mi?
Hayır. Artık hiç biri bunu yapamaz. Ne Kemalist, ne de faşist darbelerle kurtulmaya alışmış olanların önünde bu yol kapalı... En azından kısa vadede kapalı. Yıllarca denenen bu yolun cılkı çıktı. Büyükanıt "muhtırası" cıvıdı, darbe yapamayacaklarını bilen paşaların "darbe oyunu oynayarak AKP'yi korkutma" şakaları mapushanelerde atılan voltaların konusu oldu.   
Kim bu gidişi durduracak? CHP mi? 12 yıldır durduramamış da şimdi mi durduracak? Kendi içinde nispeten birlikken yapamamış, şimdi bölünürken, içinden partiler çıkarırken, "umudumuz 'kara' değil, 'sarı' oğlan" martavalı, Şişli, ardından Beşiktaş ile hüsranla sonuçlanmışken mi durduracak?
Seçimlere az kaldı. Artık "AKP şöyle yapıyor, böyle yapıyor" demenin anlamı kalmadı. AKP'yi nasıl durdurabiliriz sorusunu sormak ve bunun yanıtını vermek gerekli.
Bizim kuşağın sosyalizm yörüngesinden çıkmış, kapitalizm yörüngesinde parlamış, ama şimdi AKP meteorunun çarpmak üzere olduğu yıldızı da bu soruyu yanıtlamalı.
Ertuğrul kardeşimiz, ne diyor? AKP'yi nasıl durdurabiliriz? Darbe yok, Cemaat yıkılmış, CHP mafiş. Ne yapmalıyız?
HDP'yle birlikte barajı aşmalıyız...