Tedbiri elden bırakmayın ama, sevgili Kürt kardeşlerim, Cenevre’de sizin açınızdan korkulacak hiçbir şey yok.

Buna karşılık, AKP Hükümeti, şu anda başını derde soktuğu Suriye çıkmazında, hala aynı hızla koşturuyor ve başını taştan taşa vuruyor.
ABD Dışişleri Bakanının ardından, Davutoğlu da, “geçici hükümet”te “Esad’a yer olmadığı” görüşünü dile getirdi…Böylece, devletlerin kim tarafından yönetileceğine, ABD ve onunla müttefik güçlerin “karar verme hakkını” kabul etmiş oldu.
Bunu daha önce de Libya’da ve diğer ülkelerde zaten yapmıştı.
Bakınız; bu hükümet bir yandan “Erdoğansız AKP” komplosunda “küresel güçlerin”, somut olarak da “darbeci başını” Pensilvanya’da ağırlayan ABD’nin parmağından söz ediyor ve şimdi Suriye’de aynı parmağın “Esadsız Geçici Hükümet” “komplosuna” gözü kapalı onay veriyor.
Bir süredir, Kürdistan için “İkinci Lozan” tehlikesinden söz ediyoruz ya… Bu tehlikeye karşı çıkacak hem Rojava içi büyük bir maddi ve manevi güç var, hem de dünya çapında Kürdistan artık yalnız değil. O nedenle “İkinci Lozan” heveslileri hüsrana uğrayacak.
Buna karşılık Türk devleti açısından “İkinci Sevr” kapıda bekliyor. “Esad’ı siz değil, ancak Suriye halkı görevden alır” diyen Suriye Dışişleri Bakanına, Davutoğlu, “hayır, Esad’ı küresel güçler görevden alır” dediği zaman, aynı Davutoğlu yarın “Erdoğansız AKP Hükümeti” diyen küresel güçler karşısında “İkinci Sevr’e” itiraz dahi edemeyecektir.
Yani, men dakka duka…
“İkinci Sevr” demek, aynı zamanda “sınırların yeniden çizilmesi” demektir.
AKP bu kafayla giderse, Davutoğlu’nun Cenevre’de, asıl olarak “Özerk Rojava kanton yönetimlerine” karşı tehditler savurmaya devam etmesi gibi, Rojava devrimini boğmaya kalkarsa, “sınırların yeniden çizilmesi” mutlak bir çözüm haline gelir. Tek bir Kürt bile “Rojava’da kan döken” bir devletin “sınırları içinde, aynı devlet çatısı altında” kalmayı namusuna ve şerefine yedirtmez. Öyle olunca da, korkulan Sevr, üstelik bu defa, “küresel güçlerin” iradesi dışında, Kürt halkının iradesinin icabı olarak gerçekleşmiş olur.
AKP Hükümeti Cenevre’de Kürdistan’a karşı “İkinci Lozan zaferi” elde etmek isterken, kendi başını, “İkinci Serv’in ilmiğine” “uysal koyun” gibi uzatıyor. Bugün Esad’sız hükümet derken, yarın Erdoğansız hükümete boyun eğecek, bugün “Suriye’nin toprak bütünlüğü” hakkında nutuk atar ve Rojava devrimini boğmaya kalkarken, yarın kendi “toprak bütünlüğünü” koruyamayacak…
Üçüncü yol açık: Suriye’nin de, Rojava’nın da, Türkiye’nin de kaderine ve kim tarafından yönetileceğine onların halkları karar versin…
Şu anda Cenevre’de başlıca Küresel güçler, bir yanda ABD, AB, diğer yanda Rusya, Çin, birbirlerine masa altından tekme atarken, diğer yandan Rejim ve sözde Suriye Muhalefeti birbirlerine küfürler savurur, bunların medyası birbirini yumruklarken, Türk hükümeti “içerde” “Erdoğansız Hükümet” komplosuyla uğraşır, dışarıda ise “Esadsız hükümet” aymazlığına yuvarlanırken, Suriye’nin Kuzey’inde, yani Rojava’da özgür halk, Kürtçe, Arapça, Süryanice, Ermenice dillerinde “özerk kantonlarda” halk egemenliğini kutluyor…
Özerk Rojava Yönetiminin ilanı, PYD Eşbaşkanı Muslim’in dediği gibi, tam da Mahabat Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümüne denk geldi. Bu çok anlamlı bir tarihsel “rastlantıdır”. Şundan dolayı, Almanya’ya karşı savaşan Sovyetler ve İngilizlerin işgali altındaki İran’da kurulan Mahabat Cumhireyeti ve Saddam Rejimini yıkan ABD’nin İşgal’i altında Kurulan Güney Kürdistan Bölge yönetimi elbette büyük tarihsel kazanımlardır, ama Muslim’in şu sözleri de altın değerindedir:
“Rojava’daki kazanımı kimse Kürtlere sunmamıştır. Kürtler ve halklar kendi emekleri sonucunda bu kazanımı elde etmişlerdir.”
O nedenle Rojava kazanacaktır.