Son 40 yıldır yaşamın birçok alanında mücadele yürüten ve edindiği her türlü kazanımı verdiği mücadele ve ödediği bedellere borçlu olan Kürt hareketinin bir kazanımı da, kadın özgürlüğü temelinde tüm kurumlarda eşbaşkanlık sistemine geçilmesi olmuştur. Bu kazanım, öyle bir günde edinilen ve altı bir boş kazanım olmayıp, tarihinde birçok emeğin, adanmışlığın ve yeni yaşam ilkelerinin hayat bulması sonucu gerçekleşmiştir.

Eşbaşkanlık sürecine gidilen yolda Zilanlar, Leyla Qasımlar, Beritanlar, Gurbetelliler ve burada adını sayamadığım binlerce isim vardır. Son olarak da yerel seçimlerde "belediye eşbaşkanlığı" sistemiyle bu halk, oylarını kullanmış ve de onaylamış; yeni yöneticilerini bu şekilde seçmiştir. Hal böyleyken, DBP’nin Eşbaşkanlar Çalışma Yönetmeliği kararının iptali için Valilikler ve Kaymakamlıklar tarafından İdare Mahkemesine başvurulması, ne müzakere sürecine ve ne de siyasi sürece uyan bir tutum değildir.
Kürt halkının birçok kazanımı da kendisine sunulan lütuflar sonucu gerçekleşmediğine göre, böylesi bir "yargısal süreç" başlatılması, temelde kadını "düşman" gören ya da kadın özgürlüğünü sindiremeyen tüm yönelimlerle eşdeğerdir. Eşbaşkanlık, ilkeler düzeyinde varılan bir kararlaşma olduğuna göre, kadın şahsında ilkeler düzeyinde bir "red tutumu"nu, buna emek veren binlerce kadın olarak asla kabul etmeyeceğiz.
Nasıl ki bugün Rojava’da kadın öncülüğünde gerçekleşen devrime, Maxmur’a, Şengal’e yapılan saldırıların erkek egemen bir çete mantığına dayandığı aşikarsa, tüm alanlardaki kazanımlar aynı hassasiyetle göğüslenmektedir. Yine, "savaş ganimeti" mantığıyla en akıl almaz vahşet yöntemlerini sergilendiği Şengal dağlarında yankılanan binlerce kadının ve küçük yaştaki kız çocuklarının çığlığı, tüm dünyanın kulaklarındadır. Hem soykırımı ve hem de Êzîdî kadınlar şahsında bir cinskırımı hedefleyen bu insanlık dışı saldırılara karşı, bir bütün olarak Kürt halkının kazanımlarının hedeflendiği açıktır. Tarih bir kez daha kanlı sayfalarına "kurban" olarak Kürtleri ve Kürt kadınlarını yazmaktadır.
Sormak lazım, IŞİD denilen ve tüm Kürdistanı kana bulayan bu çete, neden halen dünyanın egemen devletlerince "terör listelerine" alınmaktan tutalım da gerekli ciddi yaptırımlara tabi tutulmuyor? IŞİD’i yaratan, besleyen, bugünlere getiren güçler neden açıklanmıyor? Gökten inmedikleri kesin olduğuna göre, bu tezgahın yaratıcısı olanlar neden deşifre edilmiyor ve Kürtler "yüzyıllık yalnızlığa" mahkum edilmek isteniyor? İşte tüm bunların yanıtı aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketi şahsında yanıtını bulan yeni yaşamın, tüm Ortadoğu coğrafyasına yayılan bir umut olmasıdır.

Siirt’de baraj cinayetleri…
Doğal ve alternatif enerji edimi değil de mega kartellerin devletle birlikte inşa ettiği HES’lerin, nükleer santrallerin, barajların nelere mal olduğunu her geçen gün deneyimliyoruz. Verilen rakamlar, sayılar değil, her biri bir can’dır; can. Son olarak Siirt’de baraj kapaklarının açılmasıyla can veren çocukların katili kim oluyor bu durumda? Tıpkı iş cinayetlerindeki insan kayıpları, tarım işçilerinin trafik cinayetlerinde yaşamlarını yitirmesi gibi; bu da kaza falan değil "ben geliyorum" diyen bir cinayet türüdür.
Mantık aynı mantıktır. Zonguldak’da alınmayan tedbirler sonucu grizuda yaşamını yitiren maden işçileri için "iyi öldüler" diyen bir zihniyetten ne beklenebilir? "Hayırsever AKP’li iş çevreleri" daha fazla kazansın diye Soma’da 301 işçinin ölümü karşısında tek bir hesap vermeyen devlet, Siirt faciası için de "gidenler suçludur!" dedi; diyebildi. İşte yazının başında bahsettiğim eşbaşkanlık uygulaması ve buna yönelik karşı-saldırılar, Kürtlerin sadece muhalefet değil aynı zamanda "alternatif yeni yaşam" kurgusunu başardığının da bir kanıtıdır. Ekolojik, doğa dostu, kadın özgürlükçü, çocuk eksenli bir yeni yaşam çağrısı, bu nedenle sadece bölgeye değil; tüm dünyaya yapılan bir çağrıdır.