Türkiye’de her gün farklı farklı ancak çok da birbirine benzer sebeplerle kadın cinayetleri işleniyor. Basın ve televizyon yoluyla da topluma duyurusu yapılıyor. Her gün haberlerde, bu başını almış giden erkek terörünü izlemek ise son derece normalleşmiş. Kadınların öldürülmesi, kadın katliamları, kadın cinayetleri toplumsal algıda neredeyse çok olağan bir duruma getirilmiş. Öldürülen, katledilen kadınların neden öldürüldüğünün peşine takılıp faillerini yargılamak ve cezalandırmak yerine, öldürülen kadının neler yaptığına odaklanma yaşanabiliyor. Kabahat, öldürülen kadınlarda aranabiliyor. Dolayısıyla kadın cinayetlerinin önlenmesine ilişkin hiçbir şey yapılmıyor.
Kadınların yaşadığı sorunlar, sadece günlük reel sorunlardan ibaret değildir. Binlerce yıllık arka planı olan, son derece ideolojik, politik, felsefik ve sosyolojik yönleri olan bir sorundur. Günümüz devletli toplumsal sistemi ve zihniyetini inşa eden uygarlıktan kaynaklı yanları var. Uygarlığın sadece bir cinsin egemenliğinde, yani erkeğin tekelinde gelişmesinden kaynaklı yönleri var.
Türkiye’de içinde bulunduğumuz ulus devlet çağının Ortadoğu’daki model ülkesi. Oldukça erkek egemenlikli, günlük kadın katliamlarına ortam sağlayan bir ülke. Hakim iktidarın mentalitesi oldukça cinsiyetçi ve erkek terörü üretiyor.
Ancak artık bu çağda ve bu ülkede böyle yaşamak istemeyen binlerce insan var, binlerce kadın var. Kürdistan orjinli Kadın Özgürlük Hareketi, binlerce kadını özgürlüğe uyandırmış bulunuyor. Kürdistan’daki kadın özgürlük dalgası giderek Türkiye’nin de çeşitli yerlerine hızla yayılıyor. Ciddi bir uyanış ve örgütlenme düzeyi gelişiyor. Türkiye’yi esasen demokratikleştirecek olan temel dinamik, bu özgürlüğe uyanmış yeni kadınlıktır.
Ancak giderek devlet iktidarını da, yeni uyanmış olan bu kadın özgürlük dinamiğini tanımaya, muhatap almaya ve sorunlarına kalıcı çözümler oluşturmaya zorlamak gerekiyor. Kadının yaşadığı sorunların ciddiyeti, ezilen halkların yaşadığı sorunlardan daha az değildir. Kadın sorunu da çok köklü bir toplumsal ve kültürel sorundur. Yaşamı özgür kılma sorunudur. Bu açıdan sorunun çözümünü de kendi önemi içinde ele almayı gerektirir.
Bu konuda Kürt Halk Önderi’nin kadın yaklaşımı çok değerli ve kadınlarca takdir gerektiren özgürlükçü bir yaklaşımdır. Heyetlerle yapılan görüşmelerin hemen hemen tümünde kadın sorununa ve çözümüne ilişkin mutlaka çözüm perspektiflerini sunmaktadır. Bu açıdan Kürdistan’lı kadınlarla birlikte Türkiye’li kadınların da, İmralı’da binbir çaba ile yürütülen sürecin ilerlemesi için canla başla çalışması ve sahiplenmesi gerekir. Eşikte duran müzakerenin en önemli başlıklarından birinin de kadın sorunu ve çözümü olduğundan hareketle, Türkiye’de yaşayan tüm kadın kesimlerinin sürecin müzakereye evrilmesi ve müzakere edilmesi için gecesini gündüzüne katması önemlidir. Çünkü kadın sorunu çözülmeden diğer sorunlar da köklü çözümlere kavuşamaz. Türkiyeli kadınların da müzakere sürecine bu bilinçle güç vermesi ve katılması, kadın özgürlüğü yolunda mesafe almak bakımından oldukça önemlidir.
Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınların bir araya gelip Kürt sorununun demokratik çözümü etrafında geliştirilmeye çalışılan bu müzakere sürecinde nasıl yer alabileceklerini, hangi taleplerle ve nasıl bir mücadele yöntemiyle katılacaklarını hızla tartışması gerekiyor. Çünkü başlaması halinde bu müzakere süreci, Kürt sorununa çözüm geliştirmenin yanı sıra, Türkiye’nin önünde duran diğer tüm sorunların çözümünü de beraberinde getirecektir. Çünkü Kürt sorununun çözümü, Türkiye’yi kökten demokratikleştirecek bir çözümdür. Radikal demokrasinin en dip sorununu ise kadın sorunu teşkil ediyor. Bu bakımdan işe en dipteki sorunun çözümü ile başlanmazsa, temeli sağlam ve sağlıklı olmayacaktır. Bu gerçeği en çok da Kürt Halk Önderi görüyor. Bu bakımdan müzakere edilecek sorunların başında da kadın sorunun geldiğini belirtiyor.
Böyle muazzam özgürlükçü önder bir aklı ve vicdanı, en başta da kadınlar cephesinin tereddüt etmeden desteklemesi ve başarısı için büyük çabalar sarf etmesi gerekir. Çünkü gerçekten de Kürt Halk Önderi, kadınların özgürlük sorununu kadınlardan daha fazla kendisine dert etmiş ve çözümü için muazzam emekler harcamış bir önderdir. Kadın özgürlükçü ideolojik politik tavrını da çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Bu tavır Türkiye ve Kürdistan’daki tüm kadınların ortak bir tavrına dönüşmelidir. ‘Bu kadar kadının öldürüldüğü bir ülkede ben bu devlete üye olmak istemem’ diyor. Bunun tersi ise şiddetli ve katliamlı bir yaşama razı olmaktır. Kendini ona mahkum bırakmaktır. Devletçi iktidarın katliamlı tarzını red etmek ve özgürlük lehine böyle radikal bir tavırda ortaklaşmak ve bu tavrın etrafında örgütlenmek ise tarihte kaybedilen özgürlükçü iradeye yeniden kavuşmaktır. Kadının kaybettiği özgürlükçü toplumsal gücü yeniden yakalama yoluna girmek demektir. Kadınlar olarak özgürlük problemimizi çözmenin başka da bir yolu yoktur.