Bu haberi okudunuz mu? Eminim size hiç garip gelmedi. Çok muhtemel, özellikle büyük kentin gecekondusunda bir gençseniz, içinde yaşıyorsunuz hergün. Ancak size ve buraya ait olan bir haber değil bu. Bu yazının bazı yerlerini değiştirdim sadece. Yazının aslı ise şöyle. "Şehrin kuzeyinde ve Ferguson gibi kuzey banliyölerinde yaşayanlar için, polis tacizi günlük bir rutindi. Fergusonlu bir öğretmen daha isyan başlamadan önce bile, öğrencilerinin neredeyse her sabah polis tarafından okul yolunda durdurulup aranması nedeniyle, derslerine geç başlamak zorunda kaldığı için yerel yönetime şikayette bulunduğunu anlatıyor. Hatta bir keresinde şort giyen bir hırsızlık zanlısını arayan polis, sırf şort giydiği için bir öğrencisini 24 saat zanlı görerek gözaltında tutmuş. Gerçek zanlının yakalanmasıyla kurtulabilmiş öğrenci. Siyahların, bir çok şehirde, polis tarafından 'masum olduğunu ispatlayıncaya kadar potansiyel zanlı’ görüldüğü bir sır değil."*
ABD’nin Ferguson şehrinde 19 yaşında Michael Brown’nun bir polis tarafından 6 kurşunla öldürülmesiyle başlayan isyan, jürinin, polisin yargılanmasına gerek olmadığı kararıyla yeniden alevlendi. Bu yargılamama kararı ya da büyük kamuoyu baskısıyla yargılar gibi yapma durumu, yine bizim çok yakından bildiğimiz bir şey. Ceylan, Medeni, Ethem, Ali İsmail ve tabii ki Roboskî bunlardan bazıları. Hiç yargılama yapılmaksızın ya da eğer çok büyük bir kamuoyu baskısıyla yapılabilmişse bile yargılama komedileri yine içinde doğrudan yaşadıklarımız.
Almanya’da Türklerin ve Kürtlerin –kara kafalıların-, Fransa’da Arapların, siyahların, Müslümanların, İngiltere’de metro da öldürülen Brezilya’lının, Hindistan’da müslümanların, Sih’lerin, Rusya’da Kafkasyalıların, Arjantin’de İndian’ların, dünyanın her yerinde Romanların yaşadıkları ilk aklıma gelerek sayabileceklerim. Ayrıca bütün bu yaşanılanların ABD’de siyah bir devlet başkanının, hatta ikinci döneminde olması da başka bir çarpıcı durum. Çin'de beyaz gibi davrananlara 'Muz-dışı sarı içi beyaz’ diye isim verilmesi gibi Obama da 'dışı siyah içi beyaz bir muz!’dan başka bir şey olmadığını da bir kez daha gösterdi.
Sadece ABD’de ve bizde değil, bütün dünyada 'Irk, sınıf ve devletin karşılıklı olarak, üst üste binmesinin mekansal boyutu’nun yaşattığı getto öyküleri bunlar. Bu yüzden yasalar tarafından eşit olmak ile, 'Amele’ denildiğinde Kürt işçinin kastedilmesi, Gezi isyanında yaşamını kaybedenlerin Alevi olması, dünyanın birçok yerinde 'Kentsel Dönüşümlerde önce Roman (çingene) mahallerinin boşaltılması, İsrail’in artık bir Musevi devleti olması, Tayyip Erdoğan’ın kadınları 'Separate but equel-Eşit ama ayrı’, 'farklı’ ilan etmesi tesadüflerden ibaret değil.
Dünya 'Mekan ve Kimlik’ temel ekseni üzerinden dönüyor ve devrim de bunu yok sayarak örgütlenebilir mi?
* ABD’de yaşanılanlar ile tarihsel sürecini çok iyi anlatan Cemal Tunçdemir’in yazısı için. (Yazıya dikkatimi çeken 13melek twitter hesabını da vurgulayarak) http://amerikabulteni.com/2014/11/18/50-yil-sonra-mississippi-hala-yaniyor-2/