Hamburg’da Kürdistanlı olup da Hasarî‘yi (Mehmet Budancamanak) tanımayan hemen hemen kimse yok gibi.

Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin 40 yıllık şahidi ve emekçisi olan bu koca çınar, tanığı olduğu olayların aynı zamanda mağdurudur da. Başında keçe külahıyla eski zaman bilgelerini anımsatan Hasarî, her gün mutlaka derneğe uğrar. Yapılan tüm eylemler de de en ön saflarda yerini alır.

Yaşamı üzerine sohbet ettiğimizde zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamıyoruz. Hayat hikayesini oldukça mütevazi bir şekilde anlatıyor.

Hasarî Bingöllü. Kürt Özgürlük Mücadelesi ile tanışması, 1970‘li yılların ortalarına kadar uzanıyor. O zamanlar Bingöl Belediyesi‘ne ait bir parkta kafeterya işleten Hasarî, burada PKK’nin öncü kadroları ile yolları kesişiyor.

O günleri şöyle anlatıyor Hasarî: “Belediye parkında kafeterya işletirken buraya gelen PKK’nin ilk kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş, Abdullah Ekinci, Selahaddin Yakut, Mehmet Karasungur, Sakine Cansız, Zeki Palabıyık ve Hüseyin Morsümbül olmak üzere birçok arkadaşla tanıştım. Belediye parkına gelen bu arkadaşlar daha çok bölgede örgütlenme çalışmaları yapan arkadaşlar olarak tanınıyorlardı. Parkta da defalarca propaganda ve ajitasyon çalışmaları yaptıklarına tanık oldum. Bu arkadaşlar o dönem daha çok UKO’cu olarak tanınıyorlardı.”

 

İlk bilinç, ilk çalışmalar

PKK kadrolarıyla tanışan Hasarî‘nin ufku kadar bilinci de gelişir. O artık bu insanlara daha fazla nasıl yardımcı olabilir telaşındadır. Gelip gitmeler ve devrimcilerin sohbetleri kendisi özerinde büyük bir etki yaratığını dile getiren Hasarî, bundan sonra bu insanlarla adeta kader birliği yaptığını belirterek devamında şunları belirtiyor: “Arkadaşların gelişini dört gözle bekliyordum. Buraya geldiklerinde ilkin bana uğramayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi. O dönem sempatizan düzeyinde olan insanlardık. Her gelişlerinde ülkede olup bitenleri bu arkadaşlardan öğreniyorduk. Sağ-sol davasının oldukça hareketli olduğu bu dönemde Bingöl Belediyesi MHP’lilerin elindeydi. Bölgede lakabı ‘Karayılan‘ olan Hikmet Tekin belediye başkanıydı. Karanlık bir olan Tekin, siyah takım bir elbisesi vardı. Bunu giydiği gün mutlaka bir ya da iki devrimci insan katledilirdi. Siyah takım elbise adeta ölümün habercisiydi. Devrimciler de bu parka geldikleri için burası sürekli ülkücülerin hedefinde olan bir yerdi. Tekin’den cesaret alan ülkücüler halka her türlü zulmü yapıyorlardı.”

 

Bingöl’e ölü toprağı serpildi

1979 yılında sıkıyönetimin gelmesiyle sık sık buraya uğrayan insanlar birden bire ortadan kaybolduğunu söyleyen Hasarî,  sıkıyönetim ile beraber Bingöl’e adeta ölü toprağı serpildiğini belirtti. Daha sonra PKK kadrolarının çekildikleri kırsal alanda tekrar kendisiyle ilişkilendiklerini ifade etti.

Hasarî devamla, “Sıkıyönetimle beraber bu park kapandı. Sonra bir çay ocağında çalışmaya başladım. Burası deşifre olmayan insanların adeta buluşma ve ilişki merkeziydi. Bunun yanı sıra kırsalın lojistik ihtiyacı için ne gerekiyorsa yapıyorduk” dedi.


 Kaderi değiştiren not

Kırsaldan gelen bir notla kaderi değişiyor Hasarî’nin. O notta bir grubun yakalandığını, bazı çözülmelerin olduğu ve kendisinin de bir an önce Bingöl’ü terketmesi isteniyor.

‘’Durumun vehametini göz önünde bulundurarak şehri hemen terk ettim’’ diyen Hasarî, uzun bir süre Türkiye metropollerde illegal yaşamak zorunda kalıyor. Ardında sahte bir pasaportla Türkiye’yi terkederek Almanya’nın Hamburg kentine geliyor.

 

Karasungur ile karşılaşınca...

Hasarî’nin Hamburg’a gelmesinden sonra yaptığı ilk iş derneğe gitmek oluyor. En son Bingöl Belediyesi‘nin parkında karşılaştığı devrimin öncü neferlerinden Haydar Karasungur ile karşılaşan Hasarî, sevincinden ağladığını belirtiyor. Hasarî,  “Uzun bir süredir haber alamadığım Haydar Karasungur ile karşılaşınca dünyalar benim olmuştu. Bundan sonra da artık çalışmalara dört elle sarıldım. Bu arkadaşı ülkede de tanıdığım için bana epey yardımı oldu. Beraber çalıştık. 

Tabii o zamanlar böylesi imkanlar yoktu. Bir Kürt televizyonu, gazetesi yoktu. Tüm bilgi kaynaklarımız Serxwebûn ve Berxwedan dergileriydi. Her bir arkadaşımız adeta ayaklı bir kütüphaneydi. Her arkadaşın cebinde mutlaka kitap olurdu. O zamanın yoldaşlıkları bambaşka idi. Arkadaşlardan moral ve güç alıyorduk. Sık sık bizi toplayıp ideolojik eğitim veriyorlardı. Gece yarısı bile olsa bir sorun oldu mu arkadaşlar gocunmadan kalkıp o olayı çözmeye çalışıyorlardı. Her partili arkadaş fedakarlığın, emeğin ve canlılık olgusunun birer timsaliydiler sanki. Yorulma nedir bilmezlerdi” ifadeleriyle bir dönemin tanıklığını bir çırpıda gözler önüne seriyor.

 

Atılım bir ivme yarattı

1984 Eruh-Şemdinli Atılımı’nın ardından mücadelenin çok büyük bir ivme kazandığını dile getiren Hasarî, çok sayıda Kürdistanlı yurtseverin ülkeden çıkmak zorunda kaldığını söyledi. Hasarî, “Gelen bu insanlarla hatırı sayılır bir düzeye ulaşıldı. Bu bizleri sevindiriken tanıdığımız birçok kadro arkadaşı da ülkede süren savaşa göndermenin hüznünü yaşıyorduk. Nitekim gidenlerin çoğunun da şehadet haberleri bize ulaşıyordu. Zaza Hasan, Haydar Karasungur, Faik, Kasım sadece anımsadıklarımdan bir kaç tanesidir. Şehadet haberleri bizi üzüp etkilese de bu arkadaşların aziz hatırası için çalışmalara daha büyük bir güçle sarılıp, daha da bileniyorduk. Şehadetlere rağmen kimse geri adım atmadı. Dernek her gün dolup taşıyordu” şeklinde konuştu.

 

Serhildan dönemi

1990’lar... Serhildan süreciyle ayağa kalkan halk, PKK’nin mücadelesini çok farklı bir mecraya taşıdı. PKK halklaştı, halk ise PKK’lileşti. Ancak bu süreçle birlikte Kürdistan’dan Avrupa’ya bir göç yolu da açıldı. Yurtseverleşen kitlelerin yanı sıra krizi fırsata çeviren anlayışlara da tanıklık ediyor Hasarî:

“Serhildan sürecinde adeta ülkeden bir akın başladı. Kimin yurtsever, kimin olmadığı bilinmiyordu. Gelen herkes devletin zulmünden kaçtığını söylüyordu. Oturum aldıktan sonra, birçok insan farenin gemiyi terk etmesi gibi bizi terketti. Buna rağmen hareket zamanla büyüdü, televizyonlar, gazeteler çoğaldı. Şimdi ise insanlar artık derneğe gelme ihtiyacı hissetmiyor sanki. O zamanki yoldaşlıkla şimdi arasında karşılaştırıldığında bir farklılık var ve bu da insanı üzüyor tabii ki. Eski zamanın yoldaşlıklarını özlüyorum.”

 

‘Bizler böyle iman ettik‘

Alman vatandaşlığı alma karşılığında bazı insanların derneğe gelmediğini, korktuğunu dile getiren Hasarî, devrimi ise sürekli hareket halinde olan gemiye benzetiyor. 

Hasarî: “Devrim gemisi durmadan yol almaya devam ediyor. Canlarını feda eden insanlar kadar çıkar ve menfaatleri içinde bu gemide olan insanlar olacaktır. Kimileri bundan inerken, kimileri de binecektir. Ama her şeye rağmen gemi hızından ve inancından bir şey kaybetmeden özgürlük limanına varacaktır. Bizler böyle iman ettik. Ben her zaman bu geminin bir hizmetkarı oldum, olacağım. Defalarca hakımda davalar açıldı. Para cezalarına çarptırıldım. Tehditler aldım. Ama tek bir gün yılgınlık göstermedim, geri adım atmadım. Bingöl parkında söz verdiğim insanlara layık olmanın sorumluluğunu taşıyorum yüreğimde.”

 

Derneğe gelinmeyen gün kayıp gündür

Derneğe gitmediği bir gün onun için kayıp bir gündür. Kendisinden bir şey kaybetmiş gibi bir duyguya kapılır Hasarî.

Hamburg’un emekçisi düşüncelerini şu şekilde noktalıyor: “Mutlaka uğrar hal hatır sorarım. Geldiğim zaman da Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların fotoğraflarına bakıp Rojbaş derim. Burası benim ikinci evim. Önderlik bu halk için tüm hayatını feda etti. Bir gün kendisiyle tanışmayı çok isterdim. En büyük arzum dünya gözüyle özgür olduğunu görmem. Böylesi bir Önderlik herkese nasip olmaz. Ne yazı ki hala onun felsefesini, ideolojisini bilmeyen birçok insan var. Bizler özgür olacaksak bu Önderliğin sayesinde olacak.”


M.ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG