Birkaç hafta önce çok uzaklardaki bir felaket olarak adını duyduğumuz korona salgını genetik üstünlük iddialarını da Avrupa kibrini de yerle bir ederek kapımıza dayandı. Sosyal çevremizle fiziksel mesafelenmek ve hijyene fazlasıyla önem vermemiz alacağımız bireysel önlemler arasında. Salgın döneminin en önemli konusu ise evde kalmak. Ev konusu çetrefilli. Evlerin huzur ve güvenlik mekanı olduğu varsayılırken aslında bu durum, sınıf, etnisite, cinsiyet, cinsel tercihler, politik statüler, yaş veya din gibi çeşitli konumlara bağlı. Evsizlerin, mültecilerin olduğu ve yaşam mahallerinin önemli kısmının kiralandığı bir dünyada iktidarın tek çözümü: evde kal!

Çalıştığı gün kadar yaşayabilecek gelir elde eden insanlara, işvereni tarafından işe gelmezse işsizler kervanına katılacağı söylenen insanlara veya sağlık sektörü ile bağlantılı sektörlerde çalışan insanlara evde kal propagandasının yapmanın yaratacağı hiddet son derece haklı. İşe giden ve bu süreçte daha da yoğun çalışan insanları, önlemsiz olarak çalıştırırken, evde kalmak bir çözüm olabilir mi? Sosyal medyada görünürlüğü olan kesim gibi eve taşınabilecek işleri olan insanlardan ibaret sayılan toplumun görünmeyenlerine eklenen kocaman bir insanlık gerçek çözümleri bekliyor.

Evde kalmak maliyetli. Evdeki her aleti çalıştıran elektrik faturası, ısınma bedelleri ve su faturaları elbette bahsettiğim. Alışverişin daha fazla yapılması gerekir, evdeki herkesin ihtiyaçlarını evde gidermesinin hem zaman hem de parasal olarak yükü karşısında dışarıya çıkılamadığı için kaybedilen gelirler, borçların ödenememesi endişesi bir handikap. Ev insanların her tür gerginliği ve duygusu ile var olduğu yer olarak, ödevlerini de yapmaları gereken yer aslında. Online eğitime geçilmesi veya fazlasıyla ödev verilen çocukların görevlerinin yine ebeveynlerin bilgilerini de sınayarak yapılması ile eğitimin ebeveynlerin başında dönen keskin kılıca dönüşmesi kaçınılmaz. Eğitim düzeyi ve dil becerisinin ise yarattığı ekstra baskı ise oldukça yıkıcı olabilir. Bir göçmen olarak çocuğun eğitimi üzerinden gerçekleşen entegrasyonun tüm aşağılayıcı varsayımları üzerinize bir anca yapışacaktır.

Evinde şiddet gören bir kadın, daha korumasız hissedecektir, cümbür cemaat evde kalınan bu salgın döneminde. Daha fazla iş yükü daha fazla zorunluluklar ve kendine ait bir dakikasını bile yaratamamak. Evde ayaklarını uzatarak vaktini TV seyrederek harcayan (erkek) bireylere çay ve meyve hazırlamak, kurabiye veya börek yapmak, evi toplu tutmak, evdeki malzemeleri idareli kullanıp aç bırakmamak, çamaşır ve bulaşık gibi görünmeyen kısımlarla uğraşmak… Komşuları tarafından istenmeyen ve ailesinden tehdit alan bir LGBTİ+ bireyin durumu ise tahminimizin çok ötesinde olabilir.

Yaşamdaki değerler sisteminin kapitalist üretim ilişkileri tarafından üretildiği bu çağda yaşlı olmanın anlamını düşündünüz mü? Yaşlılık, sosyal refah devletinin düzenlemelerindeki tanımların ötesinde, çalışamayacak duruma gelen anlamını taşıyor. Üretim sürecinin insanın bedeni üzerindeki aşındırmasının bir bedeli olarak da emeklilik sigortası bağlanıyor, eğer yeterince kayıtlı çalışmış ve emeklilik sigortası primlerini ödemişse. Bugün emeklilik yaşı pek çok ülkede 72 üstü. Ancak yaşam süresinin uzamasına rağmen virüs 60 üstü insanları yeniden yaşlı kategorisine soktu. Sigorta sisteminin kara dayalı yaş ve risk düzenlemesini de yerle bir etti yeniden.

Mülteciler ve evsizler için evde kalmak ve sosyal mesafe neredeyse komik. Yaşam, sağlık, sınırların alçaldığı dünyada hareket etme hakları pek çok insanın aksine zaten yoktu onların. Şimdi dünya tarihinin geçirdiği pek çok salgında olduğu gibi gömülme ve yas hakları da ortadan kalkıyor. Eşitlenme denilemeyecek bir eziyet hiyerarşisinin içinde salgının neden olduğu iyileşmesi tercih edilen insanlar içinde olup olmayacağı kaygısını taşıdıklarına neredeyse eminim. Sosyal ilişkiler için fiziksel mesafe mültecilerin ve zorunlu göçenlerin en alışkın olduğu hal iken, ev olarak birkaç ülkenin kaygıyla durumunun izlenmesi de kalacak yerle yerel bağların zayıflığının güvensizlik hissini beslemesi de cabası.

Pek çok konum var ev ile ilgili. Yaşadığımız dünya düzeninin yarattığı bu şiddet yaratan haller, salgın gibi gerçek bir olağan üstü hal ile karşılaştığında daha da yüksek şiddet yaşatıyor insanlığa. Neoliberal düzen, uzun zamandır kamu yararı üzerine kurulu sosyal hizmetleri aşındırdığı için, kar hedefi peşinde koşmak üzerine kurulu sistemler çöküyor altında tüm ezilmişleri bırakarak. Devletlerin bu felaketin ardından sistemlerini değiştirmesi şart, ancak nasıl olacağı bugün bizim yaptıklarımıza bağlı. Evde kalmak ve sosyal çevremizle fiziksel mesafe şart ancak, evi kalınabilir hale getirmek ve kalınabilir evler üretmek gerekli. Zira bu kırılgan konumları yerel dayanışma ile güçlendirmek ve her türlü ihtimal karşısında “hazır” olmak önümüzdeki en önemli görev bugün.