İLHAM BAKIR
"Evde kal Türkiye! “Evde kal Fransa!” "Evde kal Yeni Zelanda!" Devlete yardımcı olun bu asrın belası salgın hastalık ile mücadele için. Sağlık çalışanları hastaları iyileştirmek için canla başla çalışıyor. Bilim insanları hastalığı tedavi edecek ilaçlar üzerinde, hastalığı önleyecek aşı üzerinde canla başla çalışıyor. Yurttaşa kalan şey evinden dışarı çıkmamak ve hastalığın hızlı yayılmasına sebep olmamak. Böylece devlete, bilim insanlarına geliştirecekleri çare için vakit kazandırmak. Evde kal, sadece evde kal. Evde kal kardeşim. Sana evde kal diyorum. Bak bu salgının bu kadar yayılmasının suçu senin. Evde kal diyorum, evde kalmıyorsun. Yani iki gün sokağa çıkma yasağı ilan ediyorum, fırının marketin kapısında dip dibe kuyruğa giriyorsun. Yetmiyor, saç saça baş başa, yumruk yumruğa, kucak kucağa kavga ediyorsun. Hani sosyal mesafe? Evde kal kardeşim, tek yapman gereken şey bu. Evde kal ki devlet çözüm bulsun. Yardımcı ol devletine.
Aslında bir yanıyla güzel oldu evde kalmak. Çoluk çocuk ne zamandır doğru dürüst birbirimizi görmüyorduk. Bir arada olmak, birlikte kahvaltı yapmak, akşam yemeğine birlikte oturmak için harika bir fırsat oldu bu. Kızımla oyun oynayabiliyorum. “Baba bu korona o kadar da kötü bir şey değilmiş, bak artık hep birlikte evdeyiz” diyor. Kitap okuyabiliyorum mesela. Uzun zamandır okuyacağım diye satın alıp üst üste biriktirdiğim ve işten güçten, yorgunluktan okumaya fırsat bulamadığım kitaplarımı okumaya başladım. Epey de bir erittim üst üste birikmiş kitap tepeciklerini. Film izliyoruz ailecek. Onlar uyuduktan sonra bir tane de kendi başıma izliyorum. Sağ olsun bu dönemde herkes dayanışma içerisinde, pek çok bağımsız film yönetmen ve yapımcısı filmleri ücretsiz erişime açtı. Daha önce kaliteli kopyasına ulaşamadığım pek çok filmi izleme olanağım oldu.
Herkes korona günlerinde izlenecek film paketleri önerisi yapıyor. Vakit bulup da sinemada, festivallerde izleyemediğim tüm filmleri izleyebiliyorum. Evden dışarı adım atmıyorum bilinçli bir yurttaş olarak. Karşımızdaki markete telefon açıyorum, tüm ihtiyaçları çırağıyla gönderiyor eve. Ekmeği kapıcı getiriyor günde iki kere. Kızım için kargoyla güzel oyuncaklar istedim. Bu arada kendim için de birkaç kitap istedim. Gerçekten bu süreç bu ülkede bir entelektüel patlamayla, bir aydınlanmayla da sonuçlanabilir. Eminim benim gibi milyonlarca kişi kapitalizmin elimizden aldığı zamanı bu şekilde geri almış ve kendine vakit yaratmış olmanın keyfini yaşamaktadır bütün dünyada…
Yukarıdaki üç ayrı paragraftaki görüşler her gün medyadan, sosyal medyadan en çok duyduğum zırvalamalar.
Uzayda koloni kurma projeleri üreten, sesten hızlı görünmez savaş uçakları yapan, robot insan üreten devletler, en büyük kapitalistinden en küçük özenti kapitalist ulus devletine bir virüs karşısında çaresiz kalmış durumda. Bula bula ortaya çıkardıkları çözüm, ülke sınırlarını kapatmak, şehir sınırlarını kapatmak, evin kapılarını kapatmak. Her sosyal medya kıvrımından, her televizyon ekranından her gün üzerimize boca ediliyor o yapışık, o yılışık, o arsız slogan: “Yaşam eve sığar. Evde kal ülkem, dışarı çıkma”. Fırından ekmek almak için bile dışarı adım attığımda bütün pandeminin yayılma sorumluluğu bendeymiş gibi suçluluk duygusu hissediyorum.
Koca koca devlet organizasyonları çaresiz. Kıldan uzay gemileri icat eden, yapay zeka icat eden bilim çaresiz. İnsanlığın geleceği benim kapıdan dışarıya atıp atmayacağım adıma bağlı. Maaşı sabit küçük burjuvam, orta sınıfım da bu kriz vesilesiyle evde kalmanın nimetleriyle büyük bir teselli içinde. Evde kalırsa devletin ve bilimin çare üreteceğine güveni de tam. Evde kal derken bir yandan da üretim durmayacak diyor devlet. Kim gerçekleştirecek peki o üretimi, kim o fabrikaların çarkını döndürecek? Sokaklara atılan eldiven ve maskeleri kim temizleyecek, marketten satın aldığınız gıda ürünlerini kim üretecek, dağıtacak? İnternetten satın aldığınız ürünleri, marketten sipariş ettiklerinizi, kapınıza gelen sıcak ekmeği kim getirecek? Günlük çalıştığıyla geçinen insan dışarı çıkmazsa kaldığı evde ne yiyecek? Hem evde kal ülkem deyip hem bu ihtiyaçları temin etmek nasıl mümkün olacak?
Demek ki neymiş "evde kal Türkiye’m" derken herkes için değilmiş. Herkes Türkiye değilmiş. Ya da Fransa. Evde kalmak ve salgına yakalanmamak öyle herkesin hakkı değilmiş. Çark dönsün diye birileri feda edilebilir. Bu yaşamın kuralı, hayatın döngüsü. Ee kimlerin feda edilebileceğini de tek tek açıklamaya gerek yok. Şimdiye kadar kimler feda edildiyse gene onlar feda edilecek elbette.