Galatasaray Meydanı’nı 27 Mayıs 1995’ten bu yana hiç terk etmeyen Cumartesi Annesi Hatice Toraman’ın aradan 27 yıl geçmesine rağmen acısı hala ilk günkü gibi. “Evladın emin ellerde” diyenlere şöyle sesleniyor: “27 yıldır ne evladımı ne de onu katledenleri buldunuz. Hani evladım emin ellerdeydi?”

Cumartesi Anneleri, Türkiye’nin en uzun soluklu eylemlerinden biri. Eylem, Hasan Ocak ve yine Hasan Ocak gibi gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un cansız bedeninin bulunması ardından 27 Mayıs 1995’te “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın” talebiyle başladı ve 709’uncu haftasını geride bırakıyor.  27 Mayıs 1995’ten bu yana kayıplarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda oturan annelerden biri de Hatice Toraman. 1991’de gözaltında kaybedilen oğlu Hüseyin Toraman’ın akıbetini tüm engellemelere rağmen her hafta soruyor. 27 yıldır mücadelelerinin sonuca ulaşması için kar-kış demeden alanlarda olduğunun altını çizerek, oğlunun kemiklerine kavuşma umudunu tek bir an bile kaybetmediğinin altını çiziyor.

Herkes duyarsız kaldı

 Hüseyin’in kaybettirilme sürecini ara ara dalarak anlatmaya başlayan Toraman, oğlunun beyaz bir Toros araçla evin önünden bir anda alındığını söylüyor. O anları ise şu şekilde anlatıyor: “Polis her gün evimizi basıyor. Çınar Karakolu’ndan polisler geliyor. Onlar da sivil polisler. Komşular, ev sahibi, ekmek satan, kuruyemişçi şahitlik etti. Hiçbirini ispat edemedik. Adama dedim ki; ‘Sen ne biçim polissin. Burada adam kaçırıyorlar. Sen niye sahip çıkmadın?’ soy ismi de Seyfettin’di. Bana ‘Ne yapacaktım? Polis polise ne yapar?’ dedi. Aynı zamanda ses kayıtlarının olduğu bir kaseti götürdük ve Meclis’e dinlettik. Ama herkes duyarsız kaldı. O kadar basitmiş. İsmet Sezgin de sırtımı sıvazladı. ‘Git kızım git, senin oğlun emin ellerde. Sen korkma. Senin oğlun gelecek’ dedi.”

Hani emin ellerdeydi?

 “Hani evladım emin ellerdeydi?” diye soran Toraman, şöyle devam ediyor: “Bana ‘evladın emin ellerde’ diyenlere sesleniyorum; 27 yıldır ne evladımı ne de onu katledenleri buldunuz. Hani evladım emin ellerdeydi? 27 yıldır ne başlattığımız mücadele bitiyor ne de bizim sesimize ses olunuyor. Bizden susup beklememiz isteniyor. Nasıl susayım? Onların da benim gibi 24 yaşındaki gencecik oğlu kaybolursa, mezarları, dirileri, ölüleri yoksa onlar ne yaparlar? Benim yaram, öfkem, kinim hiç bitmiyor. Cemal Kaşıkçı kayboldu ve bugün onu öldürenleri harıl harıl arıyorlar. O insansa benim çocuğum da lise öğretmeniydi. Ondaki onur, gurur hiç kimsede yoktu. Benim çocuğum gibileri niye o kadar ciddiye almıyorlar? ‘Ne olmuş kaybolmuşsa kaybolmuş’ der gibi davranıyorlar. Kimin emir verdiğini hepimiz biliyoruz. Çocuğuma yaptıklarını binlerce insana yaptılar.”

 

Devlet 200 anneden korkuyor

 Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasına da değinen Toraman, “Devletin temeli o kadar zayıf ki. Burada 200 anneden korkuyorlar. Bu kadar insan yüreğinde o acıları, kinleri, nefretleri korkusundan saklıyor. Devletin daha yapmadığı bir şey kalmadı ki. Benim oğlumu nasıl öldürmüşler. Şikayetçi değil miyim? Şikayetçiyim ki nasıl öfkem, kinim var. Ama onların da var. Çünkü işkence de, dayak da, sopa da, öldürme de onlarda. Devlette baskı ve zulüm var” diyerek acılarının hala ilk gün ki gibi taze olduğunu vurguluyor.

 

Biz katil devletiz, desinler

Cumartesi Anneleri olarak yakınlarının akıbetini sorarken çok kez saldırıya maruz kaldıklarının altını çizen Hatice, “Şimdi bizden daha çok korkuyorlar. Evlatlarımızı aramak suçsa bizi tutuklayıp hapse atsınlar. Onlar öldürünce suç değil, biz arayınca suç. Bizim başka bir derdimiz ve art niyetimiz yok. Tek derdimiz çocuklarımızı bulmak. O katiller nerde? Onları bulsunlar. Çocuklarımızın sonunu söylesinler. Oğlumun mezarını söylesinler. Gelip daha oturmayacağım. Hepsini söylesinler. Sadece benim oğlumunkini değil. Artık itiraf etsinler. ‘Evet, biz yaptık. Biz katil devletiz’ desinler. Ciğerimizin acısı, öfkemiz, derdimiz artık bitsin. Her şey onlara olsun. Yeter ki çocuklarımızı bulsunlar.”

 

İSTANBUL