Modern temel fizikte alacağınız yolda bir süre sonra çoklu evrenlerle karşılaşacaksınız. Kuantum mekaniğinden kozmik genişlemeye kadar uzay, madde ve zaman konusundaki en açıklayıcı teorilerimiz evrenimizin birçok evrenden biri olduğunu ifade ediyor. 

Peki bu bizim evrenimizde gözükmeyen evrenler nerede? Onlardan ne kadar var? Onların içinde neler oluyor? Bir gün birini ziyaret edebilecek miyiz? Bu sorular boş hatta bazıları için saçma olarak görülebilir. Zira en yakın yıldız sistemine gitmemizin binlerce yıl alacağı gerçeği ortadayken çoklu evrenleri ziyaret etmenin derdine düşmek biraz saflık gibi durabilir. 

Bu tuhaf teoriye yolculuk kendi evrenimizden başlıyor. Bizim evimiz olarak adlandırdığımız bu evren 13.8 milyar yıl önce buradan 47 milyar ışık yılı uzaklıkta doğdu. Evrende neleri görebildiğimizin bir limiti var çünkü evrenin uzak köşelerinden ışığın bize ulaşması büyük süreler alıyor. Ve uzayın genişlemesi artarak, büyük ihtimalle sonsuza kadar, sürüyor. 


En karamsar teoriler bize yakın evrenleri işaret ediyor

Şunu biliyoruz ki evrenimizin görülen tüm alanlarında fiziğin kuralları, maddenin niteliği aşağı yukarı aynı. Bugünkü en karamsar teorilerimize göre evrenin kozmik ufkunda bizimkiyle aşağı yukarı aynı fizik kurallarıyla idare edilen başka evrenler bulunuyor. 

Fizikçilere göre sonsuz evrende sizin ikinci bir versiyonunuz ya da başka versiyonlarınız olması mümkün. Eğer uzay sonsuza kadar uzanıyorsa ve sonsuz sayıda çoklu evrene ev sahipliği yapıyorsa fizik kurallarının el verdiği herşey birden fazla kez gerçekleşebilir. Fizikçiler hatta tıpatıp aynınıza rastlamanız için gitmeniz gereken mesafeyi de hesapladı: yüz bin trilyon kere trilyon metre. 

Yine modern fizikçilerin evrenin oluşumu yorumlarına göre sonsuz genişleyen evrende Büyük Patlamanın hemen ardından oluşan baloncuklardan birinden bizim evrenimiz oluştu. Kuantum etkisi nedeniyle küçük bölgelerde balonlaşma durdu. Bu nedenle Büyük Patlamanın ardından sonsuz sayıda baloncuk dizilirken bunların her biri bir evrene ev sahipliği yaptı. 

Hangi balonculuğun nereden belireceği ise tamamen belirsiz. Bir bilardo masası üzerine rastgele dizilmiş bilardo toplarını düşünün. Her bir topu bir evren olarak düşünün, çuha da uzay zaman düzlemi Her bir top giderek genişlerken, evrenler arasındaki uzay zaman da genişler ve kuantum etkisi nedeniyle yeni evrenler doğar. 


Sicim teorisi işin içine girince işler karışıyor

Her nerede doğarlarsa bu baloncuk evrenler, yama çoklu evrenlerin aksine, tuhaf fizik kuralları içerebilir. 2000 yılında Kaliforniya Üniversitesinden Joseph Polchinski ve ekibi sicim teorisini bu baloncuk evren teorisinin içine attı. Yapılan hesaplamalar sonucunda burada doğan evrenlerin farklı fiziksel kanunların olduğu, hayal edilemeyecek parçalara sahip tuhaf yapılara ulaştığı görüldü. 

Bunun nedeni, son derece kapsamlı fakat deneylere konu edilemeyen sicim teorisinin, aşina olduğumuz 4 değil 10 boyutla çalışması. Bu ek boyutlar uzayın son derece küçük alanlarına sıkıştığı için bizim tarafımızdan görülemiyor. Bizim dünyamızda bu konfigürasyon bizim aşina olduğumuz parçacıklar ve fizik kurallarını ortaya çıkarıyor. Ancak bu teori en az 10 bin 500 farklı konfigürasyona da neden olabilir. Bu nedenle sicim teorisinin hamuruna karıştığı tüm evrenlerde çok farklı parçacıklar ve fizik kuralları olabilir. 


Diğer evrenlerdeki fizik kuralları madde olarak varlığımıza dahi engel olabilir

Bu baloncuk evrenleri gözlemlememiz durumunda herşeyi bize yabancı gelebilir. Fotonlar ışık hızından çok daha hızlı hareket edebilir. Elmalar bir ağacın dalından yukarı doğru düşebilir. Bizim bu evrenlerde varlığımız hiçbir şekilde mümkün olmayabilir. Çünkü vücudumuzdaki atomların oradaki fizik kurallarıyla kütleleri bir arada durmayabilir. Termodinamiğe sahip olmayabilirler. Frankfurt İleri Çalışmalar Enstitüsünden Sabine Hossenfelder’e göre öyle bir evrene bir insanın konulmasıyla yok olması bir olacaktır. 

Ve zaten evrenler arasındaki sonsuz uzay sonsuz bir hızda genişlediği ve her an aslında yeni evrenlere yer açtığı için ışık hızına ulaşılsa dahi bir diğer evrene ulaşmamız trilyonlarca yıl geçse bile mümkün olmayacak. 

Bazı bilim insanları farklı evrenlere ulaşan kısa yollar olduğunu hesaplıyor. Geçtiğimiz sene ABDli bir kısım bilim insanı diğer evrenlerin Büyük Patlamanın üzerinden bir saniyeden az bir süre geçmişken oluşan karadeliklerin içine hapsolmuş olabileceğini duyurdu. Evrendeki tüm maddenin çok yüksek hızlarda yayılması durduktan sonra evrenlere ev sahipliği yapan baloncuklar çökerek ilkel karadelikleri oluşturdu. Ama karadeliklerin büyüklerinde genişleme sürdü ve bebek evrenler doğdu. 

Karadeliklerin içindeki evrenler

Bilim insanları evrenimizde karadeliklerin dağılımının da çoklu evrenlerin varlığına işaret ettiğini düşünüyor. Hatta bazı fizikçiler yakın bir dönemde ilkel bir karadeliğin kütlesini tespit edeceklerini ve bunun da başka bir evrene ev sahipliği yapan bir boyut olduğunun görüleceğine inanıyor. 

New Haven Üniversitesi’nden Nikodem Poplawski ve ekibi de karadeliklerin gizli evrenleri içinde barındırdığına ama bunların bizim evrenimize de eklemlenmiş olabileceğine inanıyor. Bu ekip Einstein’ın genel izafiyet teorisinin karadelikler ile ilgili tespitlerini revize etmeye çalıştı. Einstein’a göre karadelikler içlerinde bir “tekillik” barındırıyor. Buradaki madde sonsuz yoğunlukta ve sonsuz sıcaklıkta. 

Ama Poplawski ve ekibine göre bu doğru değil. Poplawski’nin teorisine göre karadelikler tek bir noktada çökelmiyor daha ziyade bir noktaya çarpıp yeniden dağılıyor. Bu madde karadeliğin dışına çıkamadığı için yeni bir uzay yaratmak zorunda kalıyor. Ve bu şekilde karadelikler yeni evrenlere kapı oluyor. 

Bu teori aynı zamanda evrenimizin bir karadeliğin içinde olduğu ve başka bir evrenin içinde oluştuğuna da işaret ediyor. Büyük Patlama yerine Büyük Sıçrama adını öneren bilim insanlarına göre evrenlerin hepsi çoklu evrenlerin değişik noktalarını işgal eden evrenler. 

Matematiksel olarak bu evrenler arasında “solucan delikleri” adı verilen kısayolların varlığı ispatlanmış durumda. Evren içinde doğan ve karadelikler içindeki uzayda var olan evrenler arasında bu tür görünmez bağların olduğu düşünülüyor.  

Süperpozisyon paralel evrenlerin ürünü mü?

1920lerden bu yana fizikçiler kuantum mekaniğin tuhaflıkları ile uğraşıyor. Aynı parçacığın aynı anda iki ayrı noktada bulunabildiğini gösteren kuantum deneylerinde elektronun ölçülene kadar süperpozisyon durumunu koruduğu görülüyor. Ölçüldüğü zaman ise elektron süperpozisyonundan birini seçiyor. Peki elektronun diğer pozisyonuna ne oluyor?

1950 yılında Princeton Üniversitesinden Hugh Everett adlı bir öğrenci maddenin tüm potansiyel durumlarının gerçek olduğunu ve her potansiyel durumunun paralel evrenlerde var olduğu önermesinde bulundu. 

Örneğin bir deneyde bir elektronun yolu ölçülerek tespit ediliyor. Bizim evrenimizde elektronun bir yönde hareket ettiğini tespit eden bir ölçüm bir paralel evrende tersi yönde hareket eden bir elektron yaratıyor. 

Kuantum çoklu evreninde ise her ölçüm görünmez ve ulaşılamaz yeni bir evren yaratıyor. 

Bunlar bazıları için çok acayip gelebilir. Temel sorun ölçümden ne kast edildiği. Ölçümlerden kuantum deneyi yapan fizikçiler mi yoksa aldığımız her karar mı kastediliyor belirsiz…

Ne kadar acayip ve akıl almaz olsa da günümüzde çoklu evrenlerden bahsetmeyen bir fizik teorisi bulmak imkansız.  Kimi sadece bir hologram içinde yaşadığımızı, üç boyutun bir aldatmaca olduğunu söylüyor kimisi ise aldığımız kararların paralel evrenlerdeki yansımalarımız için farklı bir gelecek yarattığını.