
Açılış konuşmasını Prof. Dr. Şefik Tagay yaptı. Tagay “Yaşadığımız 21.yılda bile katliamlardan geçiyoruz. 400 bin insanımız evinden yurdundan oldu. GEA olarak Êzîdîlerin özgür ve örgütlü yaşaması için çalışma yürütmek gerekiyor. Biz Almanya’da belki özgür ve biraz da örgütlü bir yapıya sahibiz. Fakat Kürdistan’da Êzîdîler, bu şartlara sahip değildir. Bu şartaların saglanması için biz akademisyenlere önemli görevler düşmektedir. Biz kimseye ‘sen Êzîdî olacaksın’ demedik. Bu nedenle kimsenin kafasını kesmedik. Biz Êzîdî Kürtler doğaya bağlı bir halkız. Biz istiyoruz ki dinimizin tüm dinlere gösterdiği tolerans bize de sağlansın. Mesela İslam dini bizi böyle kabul etmelidir. Son olarak Êzîdîlerin dünü bugünü ve yarını bizim için önemlidir. Bugün yaşadığımız Almanya’da entegrasyon sorunları var. Avrupa’da bir çok sorun vardır” dedi.
Konferansın birinci günü, Tagay’ın konuşmasından sonra Êzîdî felsefesi, Êzîdîlerin dünü bugünü ve yarını, Êzîdî inancı-mitolojisi, tarihi, Avrupa’da yaşayan Êzîdîlerin entegrasyon ve pedogojik sorunları gibi konuları içeren üç sempozyum yapıldı.
Konferansın ikinci gününde Ali Atalan, Dr. Şefik Tagay, tarihçi Dr. Nikolaus Brauns, tarihçi Irina Wiessner, Psikolog Hosheng Broka, Antropolog Ibrahim Mahmud, tarihçi Loqman Barış gibi isimler konuştu. Tartışmaların odağında Şengal ve Kobanê saldırıları ve Êzîdî kadınlarının durumu vardı.
Kış yaklaştı sorunlar ağırlaşacak
Konferansın kadın konuşmacılarından Leyla Boran, daha çok Şengal’de Êzîdî kadınların yaşadığı sorunları dile getirdiği konuşmasında “DAIŞ’in elinde daha kaç kadın olduğunu bile bilmiyoruz” dedi ve şöyle devam etti: “Kadınlarımız kaçırılıyor. İnsanlarımız katlediliyor. Orada mücadele eden tüm güçleri selamlıyoruz. 73 fermandan bahsediliyor. Irak’da, Rojava’da, Türkiye’de bulunan halkımızın durumunu biliyoruz. Kış yaklaştı. Bugün burada sorumlu bir çok arkadaşımız hazır bulunuyor. Güçlerimizi neden birleştirmiyoruz. Göçmen durumunda olan Êzîdîlerin acısını azaltmalıyız. Kaçırılan kadınlarımızı nasıl kurtarmalıyız. YPG, HPG, Paşmerge, Êzîdî güçler savaşıyorlar. Ben de oraya gittim. Kadınlarımız çok zor durumdadır.”
Yaşanan ferman değil jenosid
Êzîdî Federasyonu Eşbaşkanı Ali Atalan da şunları söyledi: “Ben Şengal acısı ile başlamak istiyorum. Ferman deniliyor. Bu yaşanan ferman değildir Jenosiddir. Toplumumuz içinde pozitif bir değişim yaşanırsa bu fermanlara katliamlara karşı koyabiliriz. Önümüzde iki yol var ya örgütlenmeyeceğiz katliama uğramaya devam edeceğiz yada örgütlenip katliamlara karşı koyacağız. Bu bilinçle çalışmalıyız. Her sey yaptık. Keşke bu çalışmalarımızı birlikte yapsaydık. Biz Federasyon olarak şengal katliamının hemen ardından Bielefeld’de geniş katılımlı yürüyüş düzenledik. Tarihimizde böyle güçlü bir yürüyüş yapılmamıştı. Toplumumuz içinde bir bilinç oluştu. Bu olumlu bir gelişmedir. Şengal için başlattığımız yardım kampanyasında 479 bin Euro toplanmıştır. Biz hiç bir zaman yaptığımız çalışmalarda Êzîdîlerin tek sorumlusu Federasyon’dur demedik. Göçmenlerimiz için yardım çalışmalarımızı güçlendirmeliyiz.”
Rojava Êzîdîlerinden Cergin Nebo da, Rojava’da yaşayan Êzîdîlerin sorunlarını dile getirdi. Nebo, “Arap baharının gelmesi bir umut olarak görüldü. Fakat bu da bize çare olmadı. Çünkü biz Kürt ve Êzîdîydik. sonrasında demokratik bir yapı oluştu. Rojava’da yaşayan Kürtler kurulan demokratik bir sistem içinde Êzîdî olarak yerimizi aldık ve rahata kavuştuk. Şengal’de yaşananlar bizleri derinden sarsmıştır” dedi.
Sol Parti yeterince cevap olamadı
Gazeteci Nick Brauns da Almanya’da Sol Parti’nin gelişmeler karşısında yeterince cevap olamadığını söyledi. Brauns, şöyle konuştu: “Sol Parti olarak eksilerimiz oldu bu dönemde. Türkiye bu süreçte suçludur. Almanya buna göz yumdu. Aynı şekilde NATO buna seyirci kaldı. Türkler Kobanê’ye geçerek DAIŞ’e yardım yaptı. Almanya da bunları izliyor. Ben biraz Rojava’yı anlatmak istiyorum. Ben oraya gittim. Yine gideceğim. YPG orada bizleri korudu ve bizi gezdirdi. Gördük ki Kürtlerin kurduğu demokratik sistem DAIŞ eliyle yıkılmak isteniyor. Ben Alman devletine sormak istiyorum. Acaba Rojava’da ki Êzîdîlerin durumu nedir? Musul DAIŞ‘in eline geçince sormuştuk Alman devletine. Fakat cevap alamadık. Peki kim bu katliamları yapıyor? Ben gittim gördüm. Neden Alman devleti gidip görmüyor? Peki neden PKK Almanya’da halen yasak. Arapların eline geçen silahlar DAİŞ’in eline geçiyor. Bugün 3. haftadır görüyoruz ki Kobanê nasıl direniyor. Şengal’in başına gelenler Kobanê’nin de başına gelebilir. Umut ediyoruz ki Almanya’nın gönderdiği silahlar YPG-YPJ ve PKK’nin eline geçer. Çünkü onların ihtiyacı var. Bunun için imza kampanyaları başlatmalı ve girşimlerde bulunmalıyız. Son olarak 10 tane genç Alman doktor Bölge Hükümeti tarafından engellendi.”
Irina Wiessner de “Bugün acılı günler yaşıyoruz. Birlikte mücadele etmeliyiz. Êzîdîlerin birlikleri devletler nezdinde tanınmalıdır. Almanya’ya gelecek olan Êzîdî Kürtler’e yardımcı olunmalıdır. 21.yüzyılda da yapılan katliamlar insanlık ayıbıdır.”
Sonuç bildirgesi
Konferans sonunda 5 maddelik sonuç bildirisi yayınlandı:
* 2 yılda bir Uluslararası Êzîdî Akademisyenler Birliği Konferansı yapılmalı.
* Êzîdî toplumunun sorunları bilimsel yöntemlerle araştırılmalı ve bu sorunlar konfreransa taşırılmalı.
* Şengal’in geleceği ve bir statüye kavuşması için için uluslararası alanda dipolmatik çalışmalar yürütülmeli.
* Diyasporada çalışma yürüten tüm Êzîdî dernek, kurum gibi organizasyonlarla ilişki kurularak birlikte çalışma yürütülmeli.
* Êzîdî medyasının oluşturulmalı, diyasporada yaşayan Êzîdî Kürtler ile ülkedeki Kürtlerin iletişimi sağlanmalı.
MURAT MANG/BİELEFELD