İngiltere Gündemi


DAİŞ tarafından zulme uğrayan Êzîdî sığınmacıları kabul etmeleri için bazı İngiliz vekiller İngiltere Parlamentosuna resmi çağrıda bulunuldu. Bu resmi çağrılarda, DAİŞ teröründen kaçıp BM kamplarında, Türkiye ve Yunanistan’da zor şartlar altında yaşayan Êzîdîlere Britanya’nın ev sahipliği yapması gerektiği savunuluyor. 

Britanya, 2020 yılına kadar 20,000 Suriyeli mülteciyi kabul edeceğini açıklamıştı ve bunlar arasında Güneyli Êzîdîler yer almıyor. 20,000 mülteci rakamı da çok hazin. 1.1 milyon sığınmacının yeni bir yerleşim ülkesine ihtiyacı varken hem de. İnsan hakları kuruluşları ve aktivistler mülteci meselesini gündemden düşürmüyor ama devletler bir kaç bini kabul ederek yüz binlercesini Türkiye ve Yunanistan’da kötü koşullarda yaşamaya mahkum ediyor. Ya da binlercesi hayatını kaybediyor. 

Uluslararası yardım ve insan hakları kuruluşları tarafından ABD’nin New York kentinde yapılacak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesi Avrupa'daki sığınmacı krizine dikkati çekmek için İngiliz Parlamentosu önüne 2 bin 500 can yeleği konulmuştu. 

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, bu yılın 8 ayında 281 bin 740 kişi Avrupa'ya deniz yoluyla geçmeye çalıştı. 2015'in Ocak ayından geçen aya kadar 6 bin 940 kişinin Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken boğulduğunu ya da kaybolduğunu vurguladı. Yüzlercesinin de çocuk olduğunu belirtmek gerekir. 

Şimdi Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Parlamentosunun AB’nin Türkiye ile müzakere sürecini dondurması gerektiği önerisinin ardından sınır kapılarını açıp mültecileri Avrupa’ya salmakla tehdit ediyor. Tehdit edebilecek güce sahip olduğunu düşünüyor belli ki. Haksız sayılmaz. Birincisi, AB’ye girmeyi istemiyor bile. AB üyesi olmak demek ülkede demokratik koşulları yerine getirmek demektir ki Erdoğan siyasetinin demokrasi ile alakası bile yok. İkincisi, Türkiye Avrupa’ya istediği kadar parmak sallayabilecek koza sahip olduğunu biliyor. Sırf mültecilere kapıları kapamasına yardım etsin diye otokrat ve diktatör bir liderin sırtını sıvazlamadan önce düşünecektiniz. Diğer bir önemli husus ise, müzakereleri dondurulmasını Avrupa Parlamentosu, AB ülkelerine önerdi yani AB’nin aldığı bir karar yok. En AB’nin böyle bir kararı veremeyeceğini çok iyi biliyor Erdoğan. 

Kaldı ki Erdoğan’ın bu ilk tehdidi değil. Daha önce de mültecileri otobüslere koyar göndeririz icabında demişti. Erdoğan konuşma izni verdiği için Başbakan Yıldırım’da açtı ağzını: ‘AB Türkiye ile mi, yoksa Avrupa'da kol gezen terör örgütleri ile mi işbirliği içinde olacak bunun kararını vermelidir’ dedi. Avrupa’ya istediklerini söyleyebiliyorlar. Umurlarında değil. AB’in de Türkiye ve Kürdistan’da ne olup bittiği umurunda değil. AB, Türkiye’nin insan hakları ihlallerinden veya diktatörlüğünden çok dem vuruyor olsaydı Rusya’ya uyguladığı ekonomik ambargoya benzer bir ambargoyu gündeme taşırdı. Ambargoyu bırak Avrupa Parlamentosunun müzakereleri dondurma çağrısına karşılık AB bu Türkiye ve AP arasındaki tehdit düellolusunun doğru bulmadıklarını açıklamakla yetindi. 

Sanırım en güzel yorum Avrupa Parlamentosu'nun eski liberal milletvekillerinden Andrew Duff'tan geldi. Twitter hesabı üzerinden bir açıklama yapan Duff, "Sınırlarınızı açarsanız, mültecilerin çoğu Türkler olacak" diye yazdı. Sözde ekonomisi sağlam siyaseti istikrarlı bir ülkede aziz milletinizin bile durmak istemediğini bir tek Türk hükümeti kabul etmek istemiyor.