Yüzyıllardır seslerini duyurmaya çalışan Êzîdî Kürtler, kadim bir geleneğin sahibi olarak varlık mücadelesi veriyor. Temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan ve tarihsel süreç içinde sık sık katliamlara maruz kalan Êzîdîler, hala kültürel soykırım tehlikesi altında. Günümüzde dünyanın çeşitli coğrafyalarına dağılan Êzîdîler “73 katliam fermanına” rağmen direnen ve ayakta durmaya çalışan bir toplum. Ancak Êzîdîlere dönük egemen sisteme entegre etme politikalarıda hızından birşey kaybetmeden devam ediyor. Êzîdî Kürtlerin tarihsel gelişimini, kimlik mücadelelerini, günümüzde Êzîdî toplumunu bekleyen tehlikeleri, kadınların özgün durumunu ve yaşanan sorunları KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta ile konuştuk.


Herkesin kendince yorum getirmeye çalıştığı ya da fazla da tanımadığımız Êzîdîliği nasıl tanımlamak gerekiyor? Êzîdîler kimdir?

Êzîdîlerin en temel sorunlarından biri kendilerini tanıtamamalarıdır. Birçok tanım yapılıyor. Bir kesim Êzîdîler ile Yezid’i karıştırıyor. Bu da ciddi bir antipatiye yol açıyor.

Yani Yezid soyundan gelenler olarak mı yorumlayanlar var?

“Bunlar onların devamıdır” şeklinde bir algı yaratılmak istendi tarih boyunca... Êzîdîlik, araştırılmayan, çok da açığa çıkarılmayan bir inanç olarak duruyor. 40 yıllık ulusal kurtuluş mücadelesinin ve Önder Apo’nun belli çabaları var. Bu konuda ciddi anlamda sahiplenme durumu oldu. Mehmed Uzun ve Ethem Xemgin gibi bazı yazar ve tarihçilerin çeşitli araştırmaları var. Ancak bunlarda 1700’lerden öncesine gidemiyor. Êzîdîler yazılı değil sözlü olarak tarihten buyana kendi kültürlerini aktardılar. Nesilden nesile geçen bir kültürle kendilerini var ettiler. Êzîdîleri Kürtlerin kök hücresi olarak, inanç biçimi olarak veya Zerdeşt geleneğinin takipçisi veya sürdürücüsü olarak da tanımyabiliriz. Tarih boyunca ciddi katliamlara maruz kalmasına, yerinden yurdundan edilmesine, sürgünler yaşamasına rağmen Êzîdîler yok olmadılar. Kendi geleneğini var edebilmiş, sürdürebilmiştir.

Peki Êzîdîler, Êzîdîliği nasıl tanımlıyor?

Êzîdîlik daha çok toplumsal bir inanca dayanmaktadır. Toplumsal bir proje olarak da tanımlayabiliriz. Toprağa bağlılık, aile ve aşiret kültürü hakimdir. Neolitik kültürün kalıntıları çok fazla vardır. Êzîdîlik tek tanrılı dinlerden etkilenmiştir ve onları etkilemiştir. Hıristiyanlık‘ta, Müslümanlık’ta ve Yahudilik’te bu görülüyor. Örneğin varoluşun tanımlanması tek tanrılı dinlerden önce Êzîdîlikte ortaya konulmaktadır. Êzîdîlik’te her şeyi Xwuda yaratmıştır. Xwuda doğuran, kendini veren anlamına geliyor.

Yani Êzîdîleri iktidar ve devlet dışı kendini vareden bir topluluk olarak tanımlayabilir miyiz? Ve “bu yüzden çok katliam görmüştür” diyebilir miyiz?
İktidar ve devlet dışı bir topluluktur ve kendi geleneklerini, kültürünü, yaşamını kendi kendine idame eden bir yapıya sahiptir. Êzîdîler mümkün olduğu kadar bu toprakların dışına çıkmamıştır. Bugün bile Êzîdîleri şehirlerle çok bağdaştıramayız. Kültür olarak oraya uymuyor ve buluşmuyor. Niye? Çünkü daha çok dağa, kırsal alana, toprağa, toplumsal kültüre dayalı bir geleneği var. Direnişçiliği de burdan geliyor zaten. Çünkü katliam yemiştir ve direnişte bu noktadan gelişiyor. Onun için Êzîdî gerçekliğiyle, Kürt gerçekliği bir bütündür. Tarihten gelen ve Êzîdî toplumunda sık kullanılan bir deyim vardır: “Êzîdîler 72 fermandan geçirildi.” Ama unutmamak gerekir ki bu aynı zamanda 72 direniştir, Kürt isyanıdır. Êzîdîlerin şöyle bir yanlışı var: Hep kendileri zulüm görmüş, baskı yaşamış, katledilmişler gibi yaklaşanlar var. Böyle yaklaşanlar kendilerini mevcut Kürdistan gerçekliği içerisinde konumlandırmıyorlar. Halbuki, Kürdistan’ın gerçek sahipleri dediğimiz, gerçek kök hücreleri kendileridir. Kendi yeridir, kendi yurdudur ve kendi kendisini var edeceği yer ancak burası olabilir. Bunu görebilmesi gerekiyor.

Yetmiş iki fermanı biraz daha açabilir misiniz?

Evet, en son Şengal, Şexan Katliamı’yla birlikte 73 ferman deniliyor. Her bir katliam bir ferman olarak tanımlanıyor. Buna rağmen Êzîdîler, Kürdistan’da ve bu topraklarda bitmediler, yani yaşadılar aslında. Bütün o zorlanmalara rağmen hep direndiler. Kendilerini direnişle var ettiler. Kürdistan’da ulusal kurtuluş mücadelesi başladığında Êzîdîler üzerinde bitirmeye dayalı politikalar devam etti. Êzîdîler direndiler ve hiçbir zaman geri adım atmadılar. Ama beyaz katliam etkili oldu. Êzîdîler kendi topraklarından sürüldü, göçe ve sürgüne zorlandı. Şu anda Kürdistan’dan kopuk bir Êzîdîliği yaratmak istiyorlar. Kürdistan’dan, Mezopotamya topraklarından, kendi kök hücrelerinden kopmuş bir Êzîdîlik’in gelişme şansı mümkün değildir.

Belirttiğiniz gibi nüfusun önemli bir kesimi bugün Kürdistan dışında yaşıyor. Êzîdî toplumumuzun günümüde içinde bulunduğu durumu nasıl yorumlamak gerekiyor?
Şimdi zaten temel problem bu. Êzîdîler bugün çok ciddi bir riskle karşı karşıyalar. Göçün veya topraklardan kopukluğun önü alınmazsa, bulunduğu diasporada kendini örgütlemezse, iç sorunları çözmezse, tekrar bu topraklarla tam bağını kurmazsa, yönünü tekrar bu topraklara dönmezse Êzîdî toplumu için büyük bir tehlike olur. Kürdistan’da sadece Êzîdîler göç etmedi. Ama diğer topluluklarımız gittikleri yerlerde de inanç boyutlarını sürdürdüler. Yani kendini var edebiliyorlar. Ama Êzîdîlerde bu böyle değildir. Bunda hem kapitalist modernitenin rolü var, hem de çeşitli güçlerin Êzîdîleri Kürt gerçekliğinden koparma çabasının etkileri var.

Zaten “biz Kürt değiliz, Êzîdîyiz” diyenlerde var. Buna ne diyorsunuz?

Mesela Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin, Kürdistanlıların ve özellikle de bazı Êzîdîlerin Kürt olmadıklarını, Êzîdî olduklarını söylemektedir. “Kürtçe değil, Êzîdîce bir dildir. Kültürü de Êzîdî kültürüdür, Kürt kültürüyle hiçbir bağı yoktur” deniyor. Ermenistan’da yaşayan onbinlerce Êzîdînin Êzîdî olmadığı, burada yaşayan Êzîdîleri farklı inançlara yönlendirme çabaları var. Aynı politika bugün Almanya’da da sürdürülmektedir. Alman devleti son iki yüz yıldır özellikle bu noktada Êzîdîlerle uğraşmaktadır. 1800’lerden beri yaptıkları araştırmalar var. Diyorlar ki, “Êzîdîler bu toprakların derinliklerine nasıl yerleşmiş? Bunlar burada olduğu müddetçe bu kırsal kültür devam eder.” Yüzbinlerce Êzîdî Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşıyor. Êzîdîlerin Kürt olmadığı, aslında başka bir halk, başka bir inanç oldukları ve bu konuda Kürtlerle bağlarının olmadığı, onun için de Kürdistan gibi bir dertlerinin olmaması gerektiğini söylüyorlar. Buralarda yaşadıkları müddetçe kendi gerçekliklerine ters düşüyorlar ve Êzîdîlikten kopuyorlar.

Yani hem Kürtlükten hem Êzîdîlikten kopuyorlar...

Tabi tabi. Êzîdîliğin Kürtlükle ayrı ele alınması bir sapmadır. Bunun önüne geçmemiz lazım. Köküne dayalı gelişmesi gerekiyor. Bir yandan Kürtlüğün, Kürdistan’ın kök hücresi olarak tanımlayacaksın, bir yandan da Kürtlükten koparılacaksın. Bu başlı başına bir sapma ve tehlikedir.

Bir tür soykırımdır diyebilir miyiz?

Soykırımdır, toplum kırımdır, kültürel kırımdır. Êzîdîler 72 kırımdan, fermandan bahsederler. Ama bana göre en büyük ve en tehlikeli kırım budur. Fiziki kırıma karşı direniyordu. Ama kültürel kırıma koşuyor. Önceki kültürünü ilkel buluyor, kendine ait görmüyor. Yani o toprağına, köyüne ve ailesine bağlılığını, oradaki neolitiği var eden kültürü gerilik olarak görüyor. Ama esas Kürtlük zaten orada var olmuştur. Zaten esas Êzîdîlik orada var olmuştur. Onun için mevcut Êzîdî halkımızın içerisinde bulunduğu durum çok tehlikeli bir durumdur.

Güney Kürdistan’da nüfusça da çok yaşayan Êzîdî Kürtlerin durumu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Halen Êzîdî halkının ortadan kaldırılma politikaları vardır. Bunun en temel örneği 73. ferman olarak tanımlanan Güney Kürdistan katliamı var. Êzîdîler toplu olarak en fazla Güney Kürdistan’da yaşıyorlar. Laleş, Şengal, Şexan dediğimiz alanlarda birkaç yüzbin Êzîdî yaşıyor. Şimdi ona dönük çok ciddi bir siyaset yürütülüyor. Oradaki halkın ekonomik sıkıntısı çok ciddi. Açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlar. Halen tampon bir bölgedir. Statüsüz bir alandır. Ne direk Irak devletine bağlı bir şehir var, ne de yerel hükümete bağlı bir konumu var. Statüsüz bir alan ne demektir? Herkesin istediği zaman işgal edeceği, müdahale edebileceği bir alandır. Ordada hem ekonomik sıkıntılar yaratarak, aç ve yoksul bırakarak göç ettirmeye zorluyorlar hem de 2007 Şengal Katliamı ile göçe zorluyorlar. Êzîdîleri bir bütün Kürdistan’ın dışına çıkarmak istiyorlar. Bu sistematik bir politikadır. Êzîdî toplumunun bunu kesinlikle görmesi gerekiyor. En çok da Êzîdîler birliğimizin bu tehlikeyi görmesi lazım.

Êzîdî toplumunu bu kadar dış saldırılara açık hale getiren sebepleri nasıl yorumlamak gerekiyor?

Kendisini, inancını örgütleyememesi en temel sorundur. Kendi iç birlikleri de yok. Parçalı bir duruşları var. Bir de gelişen çağa göre de kendisini uyarlamayan bir toplum.

Biraz açabilir misiniz bu konuyu?

17. yüzyıldan sonraki dönem birçok toplumlar ve inançlar açısından rönesans ve değişim süreci olarak ele alınıyor. Ancak Êzîdî toplumu için böyle olmuyor. Êzîdî toplumu gelişmelerden çekinen bir toplum. “Eğer değişirsem biterim” anlayışı hakim. Neden? Çünkü gelişen katliamlardan dolayı dışa karşı sürekli bir savunma refleksi var. Yani kendisini savunmaya almış. Başka halklarla ittifak kurmayı, ilişkilenmeyi erime olarak algılayabiliyor. Bu psikolojinin şekillenmesi, yaşadığı tarihsel süreçlerle ilgilidir. İçe kapanma eğilimi bir katliam psikolojisi olarak ortaya çıkmaktadır. Mesela Aleviler’de de bu böyledir. Uzun dönem içe kapanmacı bir toplum olarak kendini var edebilmiştir. Bu bir noktada halkların, toplulukların yaşamasını sağlamış. Ama bu durum bir noktadan sonra onu vurmaya başlayan bir özelliğe de dönüşebilir.
Şimdi Êzîdîlikte öyledir. Kendi içine kapanan bir toplum, kendi kendisinin sermayesinden tüketmeye çalışır ve bu giderek bir küçülmeyi getirir. İçe kapanma, dışa karşı savunma pozisyonu, dışa karşı muhafazakar, kendisini değiştirmeyen durumu, kendi köyümüzden, ailemizden ve bireysel olarak kendi pisikolojimizden biliyoruz. “Nasıl var olmuşsam öyle devam ederim” anlayışı kişi ve toplumların gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.

Sosyal yaşam üzerinden somutlaştırırsak nasıl açıklarsınız?

Mesela şuanda Êzîdîlik‘te çok ciddi bir kastlaşma var. Ve bu kast yapısı Êzîdîlik için en büyük handikaptır. Bir türlü aşamıyor. Her bir kastın kendi içerisinde küçücük bir dünyası, küçücük bir çevresi var. Ona göre herşey ondan ibarettir. Tüm Êzîdîlik ya pirliktir, ya şexliktir, ya qavaldır, ya mürid, ya mirdir. Kendisini bunun üzerinde var etmeye çalışıyor. Ama esas olarak tarihsel kökenine gittiğimizde aslında Êzîdîlik böyle değildir. Êzîdîlik kültürü ve felsefesi kapsayıcıdır. Yaşamın özünde olan herşeyle ilgili bir felsefedir. Mesela yaşayan bir varlığa hiçbir zaman kıyamıyor, dokunamıyor. Zerdüştlük felsefesi de böyle bir felsefedir. Herşeyin doğrusunu düşünen, iyisini yapan, güzelliğini söze döken bir felsefedir. Toprağa, güneşe, suya doğayla uyum içerisinde olan bir felsefedir. Varoluşu esas alan bir felsefedir. Felsefesi bu olmasına rağmen günümüzde yaşam gerçekliği bundan kopuktur. Daha İdealist bir noktada duruyor. Êzîdîlik felsefesinin hümanist, insancıl ve bütünleştirici boyutu bir kenara itilmiş. Daha çok dogmatik, muhafazakar bir algıyla Êzîdîliğe yaklaşım söz konusu. Var olan Êzîdîlik, tarihsel direnişçi Êzîdî geleneğinden belli oranlarda kopmuş durumda. Çünkü şuan Êzîdî toplumun yaşadıkları onların hakikati değildir. Êzîdîlik bu anlamda hakikati açığa çıkmamış bir hakikattir.

Yani doğal hakikat ile çarpıtılmış bir hakikatin olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet. Bu önemlidir. Şu an ki Êzîdîlik büyük oranda özünden boşaltılmıştır. Günümüzde dogmatik zihniyette ısrar, Êzîdîlik felsefesini bitirmek demektir.

Kast sistemi kesin olarak değişmeli diyorsunuz. Farklı olarak Êzîdî toplumumuzda çarpıtılmış hakikat olarak değişmesi gereken hangi olgulara dikkat çekmek gerekir?
Kast sistemi değişmeli derken şöyle anlaşılıyor: “Şu kesimdekiler bu kesimdekilerle evlenmeli.” Sonra da ekliyorlar: “İşte böyle olursa Êzîdîliğe tersttir.” Bir kere böyle anlaşılması yanlıştır. Êzîdîliğin reformu, değişim dediğimiz zaman herşeyden önce bilinçlenme anlaşılmalıdır. Êzîdîler hangi çağda yaşıyorlar? Nasıl bir dönemde yaşıyorlar? Bugünün tehlikeleri nelerdir? Bu tehlikelerle nasıl mücadele edilir? Bu konuya endeksli bir çalışma yürütülürse inançlarını koruyabilirler. Kendi içine kapanarak, köşeye çekilerek, muhafazakar davranarak, herkesle ilişkilerini kopararak; bilime, tekniğe, herşeye kapanan bir Êzîdîlik, kendisini boğan bir Êzîdîliktir. Êzîdîlik böyle bilimsellikten, felsefeden yoksun olamaz. Diğeri ise; Kürtlükten kopuk bir Êzîdîlik tanımlanamaz. Kürdistan’da yaşayan halkları, inançları bilmeden, onlarla barışmadan, onları tanımadan, kendilerini onlara tanıtmadan nasıl yaşayabilir? Şimdi bundan 500 yıl öncesine gibi değildir. Hatta bundan 500 yıl önceki insanlar ve halklar arasında bu kadar kamplaşma yoktu. Bu kadar bir savaş yoktu. Halklar kendi topraklarında kültürleriyle, dilleriyle yaşayabiliyorlardı. Ama şu anda kendi halkıyla bir olmayan bir Êzîdîlik, bir Alevilik, bir Sünnilik giderek marjinalleşir, daralır ve tanınmaz bir duruma düşer.
Kürdistan’da yurtsever Müslüman halkımızın özü Êzîdîliği reddetmez. Kültürel İslamla mutlaka doğru anlaşılmalıdır. Bu da ancak tartışmayla olur. Kendi çevremden biliyorum. Aleviler deyince “Onlar da bizim gibi ezilmiş, Kızılbaşlardır, yani kendi içerisinde ayrı bir topluluk” diyorlardı. Şimdi hareket, ve Önderliğimiz sayesinde Kürt halkı birlik olmayı, yanyana yürümeyi öğrendi. Yani Kürdistan’da gelişen Özgürlük Mücadelesi Êzîdîler içinde büyük avantajlar yarattı. Bu hareket, tüm ezilenlerin hareketidir. Bu hareket, Kürdistan’da yaşayan esas devlet dışı toplulukların hareketidir. Devlete, iktidara bulaşmayan halkların, inançların, kültürlerin hareketidir. Demokratik, toplumcu bir geleneğin devamıdır. Evet, böyle bir harekettir. Êzîdî toplumumuzda bu kaynaktan beslenmek durumundadır. Êzîdî toplumumuz bunu görmelidir. Yani bu hareketle ilişki içerisinde olmak, bu hareketin saflarında yer almak, bu hareketin ideolojisini, felsefesini, kültürünü, benimsemek aynı zamanda tarihsel direnişçi Êzîdî geleneğiyle de bütünleşmek anlamına gelmektedir. Bu Êzîdî toplumu için bir varoluş sorunudur. İstediği gibi şu anda hiç bir korkuya kapılmadan inancını geliştirebilir.

Anlamlı sahiplenme gerekiyor

Peki ne yapmalı sizce?

İstediği kadar kültürünü zenginleştirerek geliştirebilir. İstediği kadar tarihsel olarak kendi tarihini inceleyebilir, araştırabilir. Doğruları ortaya çıkarabilir, hakikatine varabilir. Bunun önü açıktır. Êzîdîler, bunu görerek katılmalıdırlar. Yani mevcut yetersizlik nedir? Kendisini biraz Özgürlük Hareketi’nin içerisine tam yerleştirmiyor. Yani neresinde yer alacak? Tam bunu görmüyor. Örneğin 80 öncesi kuşak biraz bu acıları biliyor, yaşamış, görmüş. Onun için hareketin kendileri için nasıl bir özgürlük ortamı yarattığının farkında. Ancak fazla güçlü değiller. Örgütsüz ve bilinçsizler. Bu sebeple kendilerini tam katamıyorlar. Ama, ondan sonraki kuşak ise yani sanki hiç bir şey yaşamamış gibi hep böyle bir ortam varmış ve bu konuda hareket olmasa da, Kürtler olmasa da, bu topraklar olmasa da işte Êzîdîler yaşacakmış gibi bir yanılgıyı yaşıyorlar. Bu tehlikelidir işte.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bütün halklar ve inançlar açısından Demokratik Ulus çözümünü öneriyor. Demokratik ulus kavramıyla Êzîdî toplumumuzun var olan sorunları arasında nasıl bir bağ kurabiliriz?

Ortadoğu halkları açısından 200 yıllık süreç ulus-devlet etrafında gelişen çatışmalar ve savaşların tarihi oldu. Ortadoğu’yu yeniden halkların mozaiğine çevirmek, halkları kendi kökleriyle buluşturması açısından Demokratik Ulus modeli oldukça önemlidir. Bu bir çözüm projesidir ve bütün halklar ve aynı zamanda herkes kendi inancı, kültürü, diliyle bu ulus içerisinde yerini alabilir ve bu topraklarda yaşamını idame edebilir. Sadece inanç bakımından da değil bölgesel, kültürel farklılıklar da vardır. Bütün bunlar için böylesi bir model kaçınılmazdır. Anlamlı bir şekilde sahiplenilmesi gerekiyor. Bana göre Êzîdî halkımız zaten bunun içerisindedir. Bu model tam da Êzîdî halkımız açısından yaratılmış bir modeldir. Dolayısıyla Êzîdî toplumumuz bu modelin gerçekleşmesi için olağanüstü bir çabanın sahibi olmalıdır.
YARIN:
* Êzîdîlikte kadının konumu ne olmalıdır?
* Êzîdîlikte kadına şiddet ve kan davası var mı?
* Êzîdîler özüyle nasıl buluşur?



ROJDA YILDIRIM