Almanya Sol Parti (Die Linke) Federal Milletvekili Ulla Jelpke, son zamanlarda üst üste yaşanan faciaların temel sorumlusunun insani bir mülteci politikası uygulamayan Avrupa Birliği (AB) olduğunu vurguladı. 

Milletvekili Ulla Jelpke, savaşların artmasıyla birlikte son yılların en büyük sorunu haline gelen sığınmacı krizi ile AB’nin eleştirilen politikaları ve Alman hükümetinin mevcut pozisyonuna yönelik sorularımızı yanıtladı.


Sizce üst üste yaşanan göçmen facialarının sebebi nedir? AB’nin bu trajedide rolü var mı, varsa bunlar nelerdir?

Bu trajedilerin temel nedeni AB’nin mültecileri dışlama politikasıdır. Avrupa’ya ulaşmak için yasal yolların olmaması, göçmenlerin daha tehlikeli yollardan gelmelerine sebep oluyor. AB sınırları; duvarlarla, tel örgülerle ve hendekler ile kapatılırsa, göçmenlerin denizler üzerinden bu surları aşmaya çalışıp hayatlarını riske atmamalarına şaşırılmamalı. Faciaların asıl nedeni; göçmenlerden yüklü miktarda para alarak onları elverişsiz teknelerle denize açılmaya zorlayan ya da büyük kalabalıklar halinde susuz ve gıdasız göç ettiren kaçakçılar değil, AB’nin göçmenlere yönelik politikasıdır. Çözüm kaçakçıları ya da teknelerini yok etmekte değil. AB savaş gemileri yerine göçmenlerin iltica konumlarını gözden geçirmek için Kuzey Afrika’ya feribot yollamalıdır. Böylece kaçakçıların işi bertaraf edilebilir.


AB’nin 14 Eylül’de yapacağı olağanüstü toplantıdan göçmenler lehine bir karar çıkar mı?

Avrupa Birliği ülkelerinin artık mülteci kotası pazarlığını sona erdirmesi gerekiyor. Mültecilerin AB ülkeleri tarafından kabul edilmeleri ve dağılımı için dayanışma içinde, koordineli ve kalıcı çözümler içeren yöntemlere ihtiyacımız var. AB’ye üye devletlerir sorumluluklarını yerine getirmemesi hem bu ülkelerin hem de göçmenlerin aleyhine olacaktır. Korkum, bu mülteci zirvesinin de yine ırkçı bencilliklerden dolayı başarısızlığa uğramasıdır. AB’den sözlü kabullerden başka bir şey beklenilmez. Görünüşe göre de duvarlar ve hendeklerle sınırlar inşa etmek için yeterince para var.


HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, ‘’Çatışmalı bölgelerde savaşları durdurup, kalıcı barışı inşa edebilirsek göçmenler sorunu da çözülür“ dedi. Siz ne dersiniz?

Selahattin Demirtaş bu konuda kesinlikle haklıdır. Göçün altında yatan sorunları ortadan kaldırmak için mücadele edilmesi gerek. AB savaş ve kriz bölgelerine silah gönderdiği sürece de göç devam edecek. Batı, Suriye’de yıllarca süren savaşın ve DAİŞ’in doğuşundan da sorumludur. 

Göçün sebeplerinden biri de konomik kriz ve sorunlardır. Bugün Almanya’ya göçenlerin çoğu, Batı Balkanlar’dan geliyor. 1999 yılındaki Yugoslavya savaşında Almanya’nın da katılımı ile devletlerin yıkılması ve ekonomik krizlerin de bu göçe ciddi katkısı var. Savaş sırasında Sırbistan’da yıkılan sanayi için bu ülkeye şimdiye kadar tazminat ödenmedi. 

Aksine AB oradaki ülkeleri, özellikle Sırbistan ve Kosova’yı baskı altına alıyor ve bu ülkelerde özelleştirme ve kitlesel işten çıkarmalar uyguluyor. Kendi hatalarını örtbas etmek için oradaki elitler de milliyetçilik uyguluyor. Buradaki ana kurbanlar ise Batı Balkanlar’da ayrımcılığa, ırkçı ve polis saldırılarına maruz kalan Romanlardır. 

Bizler mülteci akınını durdurmak istiyorsak, Ortadoğu’da veya Afganistan’daki askeri çatışmaları sonlandırmak için çaba sarf etmeli ve savaş bölgelerine silah yollamayı bırakmamız gerekir. 

Mültecilerin ülkelerindeki yaşam umutlarını yeniden yeşertmek içinse tamamen farklı bir ekonomi politikası gereklidir. Sıkı neoliberalizmin yerine uluslararası işbirliğin dayanışmacı yapıları ve ticaret desenlerinin oluşturulması gerekir.


İnsan hakları savunucuları da AB’den, savaştan kaçan insanların yerine sınırlarını korumayı öncelik haline getiren politikasını değiştirmesini talep ediyor. Ancak çoğu AB ülkesi daha fazla mülteci almak istemiyor. Tüm bunları nasıl yorumluyorsunuz?

Başbakan Angela Merkel bile Avrupa’nın ortak göçmen politikasının yürürlüğe girmesi gerektiğini ve göçmenlerin dağıtımlarının AB ülkeleri arasında adil bir şekilde yapılması gerektiğini kabul etti. Bunun ne demek olduğu çok farklı açıdan yorumlanabilir. Asıl gerçek olan, daha çok mülteciyi kabul etmekten artık kaçamayacağımızdır. 

Avrupa içi sınırların kapatılması veya Schengen Bölgesi’nde serbestlik düzenlemesinin sona erdirilmesi önerileri de güvenli bir çözüm değil. AB, birlik içinde göçmenleri kabul etme politikasına dayanışmacı gözüyle sıcak bakmadığı sürece, Avrupa’nın dış sınır kapıları daha fazla tel örgüyle sarılacaktır. Özellikle Danimarka ve İngiltere gibi ülkeler göçmen alımını ve dağıtımını ret ediyorlar. AB teşvik finansmanının kısıtlanması veya hedefinde olumlu mülteci siyaseti içeren önlemler ile bu tutumu belki değiştirebiliriz.


Almanya’da göçmenlere yönelik saldırılar da artıyor. Sizce neden göçmenler hedefleniyor?
Son aylarda Almanya’da kimi kesimlerde ortaya çıkan ‘düşman göçmen’ algısı, federal hükümet ve bazı eyalet hükümetleri tarafından sistematik bir şekilde inşa edildi. Zira yetkililer tarafından s
ürekli; sığınmacıların çoğunun dolandırıcı olduğu, gerçekten zor durumda oldukları için değil ekonomik çıkarları için Almanya’ya geldiklerine dair açıklamalar yapılıyordu. Bu tehlikeli bir propagandadır. Ve Neonazilerin faşist propagandası ile birlikte mültecilerin evlerinin yakılmasına ve mültecilerin sokakta saldırıya maruz kalmalarına sebep oluyor.


Federal Hükümet’in bu konudaki tavrını nasıl yorumluyorsunuz?

Elbette Başbakan Merkel ile yardımcısı Sigmar Gabriel’in (SPD Genel Başkanı) mültecilere yönelik ırkçı saldırılara karşı gösterdikleri net tutumdan memnunum. Fakat aynı zamanda bu duruşu ikiyüzlü buluyorum. Çünkü bugün kendilerini bu konuya duyarlı gösteren bu siyasetciler, yıllardır Neonaziler tarafından oluşan tehlikeyi görmezden geldi. Mesela Nasyonal Demokrat Parti'nin (NPD) seçim sonuçlarının zayıf olduğu gerekçesiyle yasaklanmasına karşı çıkmışlardı. Böylece NPD’nin kendini Saksonya Eyaleti’nde sivil toplum içerisinde git gide daha fazla büyütmesine ve daha fazla ilgi almasına ve temel bir sağcı havasını oluşturmasını da görmezden geldiler.  Onlar, PEGIDA ve ‘İltica ve İslam’ın kritik’ birleşenlerini güçsüz konumdaymış gibi gösterdi. Yıllardır NSU gibi Neonazi terör hücrelerinin Anayasa’yı Koruma Teşkilatı tarafından desteklenmelerine izin verdiler. ‘Sığınmaların dolandırıcılığı’ ve mültecilerin sayılarının aşırı artmasının, hükümetin altından kalkamayacağı iddiasına kendilerini kaptırdılar. Böylece, PEGIDA, NDP ve Nazi bozuntularının teşvikçileri olduklarını kanıtladılar. Şimdi ise iktidar partilerinin politikacıları, Almanya’nın uluslar arası alandaki itibarının zedenlenmesinden endişe edip ırkçı saldırıları kınıyor. Ancak başta da dediğim gibi, bu geç kalınsa bile olumlu; fakat ikiyüzlüce bir tavırdır. 


Sizce, 2. Dünya Savaşı sonrasındaki en büyük göçmen sorunu nasıl ve hangi yöntemler esas alınarak çözülmeli?

Öncellikle Almanya gibi ülkelerin bir gerçeği anlaması gerekiyor. Göçü kabul eden bir ülke olduklarını ve bunun aslında da bir avantaj olduğunu kabullenmeleri gerek. Mülteci ve göçmenleri dışlamak yerine, onları bir zenginlik olarak görmeli ve uygun bir şekilde onları kabul etmelidir. Buna uygun olarak başta göçmenlere Almanca dil kursu ve çalışma imkanı iltica süresinde tanınmalıdır.Sığınmacıların sayısının bu kadar artabileceği aslında uzun zamandır görülebilen bir şeydi. Fakat iktidar partileri bunu görmezden gelerek, gerekli hazırlıkları da yapmadı. 

Göçmenlerin hala ciddi düzeyde devam eden barınma sorunu da hükümetin marifetinin bir ürünü. Zamanında harekete geçilseydi şimdiye kadar çoktan yeterli düzeyle yerleşim yeri bulunabilinir ya da inşa edilebilirdi. 

Fakat Alman Federal Hükümeti bunun yerine Balkanlar’dan gelen göçmenlerin harçlıklarını kesmek gibi yüzeysel tartışmalarla uğraşıyor. Oysa birçok bölgede yoğun mülteci olduğu için barınma sorunuyla baş edilemiyor. Yerel yönetimler bu konuda yetersiz kalıyor. 

Bundan dolayı acil bir şekilde federal kasalardan güvenilir ve kalıcı masraf karşılamasına ihtiyacımız var. Ancak bu şekilde eyaletler ve bölgeler desteklenebilir. Bu mali yardımlar ile gerekli yerlerde göçmenler için kalabilecekleri binalar inşa edilebilir. 

Şehir yönetimleri ve belediyeler mali rahatlığa kavuşursa, federal hükümet de asıl yetkinlikleri olan göçmenlerin entegre çalışmalarına başlayabilir. 


DîLAN BİÇER/HABER MERKEZİ