Fantazma, kurgu-bilim, tanrı-yazar

Kültür/Sanat Haberleri —

27 Ağustos 2021 Cuma - 19:05

  • Edebiyat ve bilim eski çağlardan beri birbiriyle dirsek temasında bulunan iki alan oldu hep. Gerçi bilim denince aklımıza günümüzün doğa bilimleri, fizik, uzay ya da mühendislik gelecek belki ama her alanını dahil ediyorum şahsen. Özellikle sosyal bilimlerin taşıyıcıları tarih, sosyoloji ve psikolojiyi esaslı şekilde kullanan çok eser olduğunu biliriz. Aristo’nun Poetikası tarih metniyle şiiri birbirinden ayırmakla işe başlayıp, edebi eserin ölçütlerini buradan kurmuştur.

 

BİLGE AKSU

Bir de bilim gibi görünmeyen ama aslında hayalgücümüzü doğru çalıştırdığımızda bilimin malzemesi haline gelecek bir takım fikirler mevcuttur. Binbir Gece Masalları’ndaki uçan halılar, içinden baktığınızda uzakları yakın eden efsunlu borular o dönem için fantastik bir evrenin konusu gibi görünse de, günümüzdeki uçan kaykayları ya da dürbün ve teleskopları düşündüğümüzde, yaratıcı bir hayalgücünün tezahürü olarak karşımızda dururlar. Bulgar filozof ve akademisyen Tzvetan Todorov’un Fantastik adlı metninde bu sorgulamalara daha çok rastlamak mümkün. Meraklısını oraya yönlendirip devam edelim.

İnsanlık tarihinin iki ileri bir geri, hatta çoğu zaman iki geri bir ileri gittiği dönemler uzun sürdü. İlkçağlardan beri gıdım gıdım ilerleyen bilim, teknoloji, ekonomi ve bilumum yaşam koşulları zaman zaman savaşlarla, salgınlarla, afetlerle ya da başka sebeplerle sık sık sekteye uğradı. Nüfus artışı bir türlü düzenli sağlanamadı ve gen havuzu bir türlü büyüyemedi. Daha 17. yüzyılda bile Avrupa’nın orta yerini esir alan ve adlarına dahi yansıyan uzun süreli savaşlar, karışıklıklar mevcut olduğu gibi, kilisenin hükümranlığı sonucu engizisyon mahkemelerinde katledilen ya da sindirilen çok fazla aydınlanmacı bilim ve sanat insanı bulunuyordu. Bu dönemde oldukça ağır ilerleyen felsefi düşünceler gerek batıda gerek doğuda çıkmaza girmiş gibi görünüyordu. Fakat bir şekilde, bu ilerleme sağlanmaya devam etti ve sonunda 19. yüzyıldaki görülmemiş atılımlar gerçekleşti. İnsanlık tarihinin en kısa sürede en büyük ilerlemesini temsil eden sanayi devrimi, bu değişimlerin odağında yer alıyordu.

 Mary  Shelley Frankenstein’ı yazdığında aynı zamanda ilk bilimkurgu-fantastik örneklerinden birini de vermişti. Mary Shelley’nin hayalgücü iki asır sonrasını hayal etmiş olabilir mi? Sanmıyorum, çünkü bilindik bir hikaye olarak bu kurgu, Shelley’nin aklına, gördüğü bir kabus sonrası düşmüş. 

Mary Shelley’ın Frankenstein’ı

Özellikle doğa bilimlerinin altın çağı olarak geçen 19. yüzyılda, genetik bilimi, evrimsel biyoloji, tıp ve psikoloji gibi alanlarda görülen gelişmeler hızlı bir şekilde sanatın içinde de kendine yer buldu. İngiltere’nin başı çektiği bu ilerleme döneminin edebi yansımaları da ilk olarak İngiliz yazarların eserlerinde karşımıza çıkıyordu. Yüzyılın başlarında Mary Shelley Frankenstein’ı yazdığında aynı zamanda ilk bilimkurgu-fantastik örneklerinden birini de vermişti. Bu eserin hangi türün alanına girdiği halen tartışılır. Todorov’un kriterlerine göre bir eserin fantastik sayılabilmesi için kesinkes doğaüstü/tanımlanamayan kişiler, olaylar ya da mekanlar bulunmak zorundadır.

Alaaddin’in Sihirli Lambası, anlatıldığı haliyle baktığımızda tamamen fantastik bir unsur gibi görünür mesela. Günün birinde gerçeğe dönüşme ihtimali hemen hiç yoktur. Tabii günümüzün hologram teknolojisini, dokunmatik cihazları görmezden gelirsek…

Frankenstein ise ciddi manada arada kalan bir eser. Bir doktorun, çeşitli vücut parçalarından bir insan yaratma denemesi, ilk bakışta olağandışı görünüyor. Fakat günümüzdeki organ nakilleri artık bu teknolojiye ulaşmak üzere olduğumuzu da düşündürüyor. Mary Shelley’nin hayalgücü iki asır sonrasını hayal etmiş olabilir mi? Sanmıyorum, çünkü bilindik bir hikaye olarak bu kurgu, Shelley’nin aklına, gördüğü bir kabus sonrası düşmüş.