35 yıllık  özgürlük destanı - 7

PKK’nin kuruluşunun 35. yıldönümü kutlanıyor. Dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler bugünü coşku içinde, umutla, heyecanla yaşamaya, bizi bugünlere getiren gerçeği, hakikati anlamaya çalışıyorlar. Parti heyecanını, özgürlük coşkusunu yaşıyorlar. Tabii heyecan duymak, coşku ile yaşamak kolay bir iş değil. Bilinç ister, umut ister, irade ve ölçü ister. Yeni bir şeyler aramayı ve bulmak için çalışmayı gerektirir. Bunlar yapılabildiği oranda 27 Kasım gerçeği ile Parti ve Önderlik gerçeği anlaşılabilir. Bu temelde de büyük bir heyecan, arayış, hamle ruhu kazanılabilir.
27 Kasım 1978 tarihinde kuruluşunu ilan eden PKK bunu ifade ediyor. Böyle günleri anmak, anlamak, hakkı ile değerlendirmek aslında kendini eğitmenin en temel yöntemi oluyor.
Önder Apo’nun kabul edeceği, bizim de hakkımız olan, önümüze koyduğumuz hedefleri de gerçekleştirmeyi ve başarmayı ifade eden bir mücadeleci kişiliği nasıl yaratacağız. Önümüzdeki soru bu. PKK’nin 36. yılına girerken tüm parti kadro, sempatizan, taraftarlarının yüz yüze bulunduğu ve mutlaka doğru ve yeterli bir biçimde cevaplandırılması gereken soru bu oluyor. İşte bu 27 Kasım’da PKK’nin kuruluşunun yeni bir yıldönümünde böyle bir soru ile muhatabız. Bu sorulara PKK 11. Kongresi doğru cevap verdi. Başaran, zafer kazanan militanlığı yaratmak! Böylece parti öncülüğünü devrim yapmada yeterli hale getirmek! PKK’yi en büyük devrimlere başarıyla, kahramanca daha çok öncülük eden bir parti haline getirmek! Verilen cevap bu. Bu cevap temelinde de açığa çıkıyor ki çözüm gücü olması, çare yaratması gereken biziz. Herhangi bir yerden, başkasından çare aramaya, beklenti halinde olmaya gerek yok. Buna hakkımız da yok. Öyle yaparak hiçbir şey kazanamayız. O halde PKK’nin 35. yıldönümünü kendimizi bu temelde yeniden sorgulamak, gözden geçirmek, değiştirmek, yeniden yapılandırmak için fırsat olarak görmeliyiz.

Şehitler partisinin mensubu olmak

Önder Apo, PKK’nin şehitler partisi olduğunu söyledi. PKK’nin yaşayan canlı şehitler partisi olduğunu ifade etti. Başaran, zafer kazanan militan olabilmek için! O zaman kendimizi şehitler gerçeğinde eğitmeyi, düzeltmeyi, yeterli kılmayı bilmeliyiz. Şehitlerin anılarına sahip çıkmak, özlemlerini ve amaçlarını gerçekleştirmenin iddiasını yakalamak kadar, onların pratiğinden dersler çıkartarak, hata ve eksikliklerini gideren, başarıya garantileyen, tarzın, üslubun, temponun sahibi haline gelmeyi de mutlaka bilmeliyiz. Şehitler partisinin mensubu olmak, onu istemek kolay bir iş değildir, basit bir durum da değil. Bir işe kan karışıyorsa, yapılanlar şehadet çizgisinde kesinleştiriliyorsa, o halde o işe girmek, o işin yürüteni olmak büyük bir ciddiyet ister, duyarlılık ister, örgütlü, yaratıcı, yaklaşmayı, çalışmayı gerektirir. Yoksa şehitler gerçeğine ters düşülmüş olur. Başka birçok şey ciddiyetsizliği, örgütsüzlüğü, yetersizliği, başarısızlığı kabul edebilir, ama bir şehadet hareketi, şehitler partisi bunu kabul edemez. Herhalde başarmamak için insanlar canlarını ortaya koymuyor, kanlarını dökmüyorlar. Zafer gerçekleşsin, amaçlar başarılsın diye yapıyorlar.
Eğer şehitlerin bu düzeyde büyük ve yüce amaçları olmazsa, o amaçları başarmaya bu kadar ihtiyaçları ve bağlılıkları oluşmazsa hiç böyle davranabilirler mi? Ne dedi Kemal Pir: “Yaşamı, özgür yaşamı, uğruna ölecek kadar seviyoruz” dedi. Buradaki bilinç, duyarlılık, yeni bir yaşam yaratma tutkusu, dirayeti şehadet düzeyinde açıktır. PKK’nin fedai çizgisini bu ruh, bu bilinç, bu direnişler ortaya çıkardı. O halde şehitler hareketinde, şehitler izindeki bir yürüyüşte başaramama da olamaz. Böyle bir hareket, yürüyüş başarısızlığı hiçbir biçimiyle kabul etmez. Öyle olsa böyle bir çizgide yürümez, şehadet çizgisine girmez.
Şehitler partisi olmak; zafer çizgisinde, başarı çizgisinde, mutlak kazanma çizgisinde, yaşamı uğrunda ölecek kadar sevmeyi esas alma çizgisinde yürümeyi ifade eder. İşte PKK gerçeği budur. Bunun da çok büyük bir ciddiyet, duyarlılık, örgütlülük, disiplin, ölçü işi olduğu gün gibi ortada. Öyle çok fazla anlaşılmayacak, görülmeyecek bir durum da değil bu. Binlerce, on binlerce kanıt var ortada. Bunları göremeyen, anlayamayan, dolayısıyla doğruyu bulamadım, bilemedim diyenlerin beyin ve yürekleri taşlaşmış, kireçleşmiş demektir. Öyle bir beyin ve yürekten de hiç kimseye fayda gelmez. O kireçleşmeyi sökmek, eritmek lazım.
 Bu bakımdan PKK’nin 35. yıldönümünü yaşarken kendimizi 35-40 yıllık Önderlik ve şehitler mücadelesi temelinde doğru, tam, yeterli, eksiksiz anlamak ve gereklerine göre kendimizi yenilemek, eğitmek durumundayız. Biz bu hareketin, şehitler hareketinin bir Önderlik hareketi, Önderlik Partisi olduğunu biliyoruz. Önder Apo bu gerçeği de hem pratiğiyle hem sözüyle binlerce kez ifade etti.

Önderlik çizgisi ve yeni yaşam
Önderlik Hareketi olmak neyi ifade eder? Her şeyde taraf olmayı, ölçü sahibi olmayı, özellik sahibi olmayı ister. Başkalarından her bakımdan ayrılmayı, farklı bir duruş ve yaşam sahibi olmayı gerektirir. PKK’nin bir Önderlik Hareketi olması demek, mevcut dünyada yaşanan düzenin dışında Kürdistan’da yaşanan inkar ve imha sisteminin alternatifi olarak yeni bir insan ve toplum yaşamını temsil etmesi demektir. Buna göre ölçülerinin olması, felsefesinin, ideolojik-politik çizgisinin, düşünce çerçevesinin, mücadele tarzının örgüt tarzının, yaşam tarzının olması demektir. Doğru ve yanlış ret ve kabul ölçülerinin olması demektir. Önderlik hareketi olmak bunu ifade ediyor. Bir Önderlik doğuşu, Önderlik gerçeği, kendi penceresinden yaşamın her sorununa bir cevap vermeyi içeriyor. İşte Önderlik gerçeğimiz, onun örgüte ve eyleme dönüşmesi olan parti gerçeğimiz bunu ifade ediyor.
Önderlik ve Parti gerçeği önümüze ne tür görevler koyuyor? Düzenin, içinde yetiştiğimiz ortamın bütün ruh hallerini, duygularını, düşünce kalıplarını, yaşam ölçülerini sorgulayarak, Önder Apo’nun öngördükleriyle ters olan, çelişenleri atıp yerine Önderlik ölçü ve özellikleriyle donanmış yeni bir kişilik oluşturmayı emrediyor. Partiye, Önderliğe katılmak kendini bu biçimde eğitmek için bir kararlaşma ve özgürlük yürüyüşü mücadelesi başlatmak demektir. Apocu militan olmak, bu biçimde bir kişilik devrimini, değişimini gerçekleştirmeyi bilmek demektir.

Kazanmanın tek ölçüsü...

PKK’nin 35. kuruluş yıldönümünü yaşarken, 36. mücadele yılına girerken bu gerçekleri her zamankinden daha fazla gündemimize almamız, değerlendirmemiz gerekiyor. Neden? Çünkü geçmiş mücadele pratiğimizin sonuçları bizden böyle yapmamızı istiyor. Artık eskisi gibi olunamayacağını, eskisi gibi olmanın PKK’lilik olmadığını gösteriyor. Önder Apo net bir biçimde “Eskisi gibi olmayacak” dedi. Bu biçimde yapmamız, 2013 yazı boyunca yaptığımız kongre ve konferanslarda önümüze koyduğumuz temel görevleri başarıyla gerçekleştirmemiz için şart oluyor. Bütün bunların kararlaştırdığı, hedeflediği ortak ölçü nedir? Önder Apo ve Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlama, bu temelde zafer çizgisinde bir mücadele yürütmedir. O halde zafer çizgisinde böyle büyük bir görevi, hedefi başaracak bir mücadeleyi nasıl yürüteceğiz? Şimdi önümüzdeki soru budur.
PKK kuruluş gününü yaşıyor olmamız, bize bu temel soruya doğru, yeterli cevap verme imkanını, şansını veriyor. Doğru cevap, Önderlik ve şehitler çizgisinde partileşme oluyor. Önder Apo’nun ifade ettiği zihniyet ve vicdan devrimini, kişilik devrimini yapmak oluyor. Kişilik devrimini eğip bükmeden, sağa sola çekiştirmeden, kararlı ve net bir biçimde kendini özgür yaşama sonuna kadar kilitleyerek, onun dışında herhangi bir yaşam ve duruşu kesinlikle reddedip atarak partileşmeyi, partiye katılmayı sağlamak oluyor. Aslında doğru cevap, önderlik ve şehitler gerçeğinin ifade ettiği parti ve partileşme cevabı oluyor. Böyle olan, bütün kongre ve konferanslarımızın önümüze koyduğu görev ve sorumlulukları başarıyla yürüten olur. Böyle olamayan, ne kadar imkan ve fırsat da olsa onları çarçur etmekten öteye bir sonuç elde edemez. Demek ki çare doğru militanlaşmak, doğru partileşmek, önderlik ve şehitler ölçüsüne göre PKK’lileşmek oluyor. Onun için Önder Apo “Partileşelim savaşı kazanalım, zaferi kazanalım” dedi. Her türlü mücadelede kazanmanın tek ölçüsü partileşmek, doğru partileşmek!
Sadece partileşmek yetmiyor, doğru partileşmek gerekiyor. Çünkü Partileşmeyi kendine göre algılama çok fazla var. Partiyi kendine göre yorumlama, şehitleri kendine göre yorumlama, Önderliği kendine göre yorumlama, her şeyi kendi süzgecinden geçirip kendine göre bir önderlik, kendine göre bir parti, kendine göre bir şehitler gerçeği tanımlayıp ona katılma, onu esas alma var. Bireycilik bu düzeydedir. Partilileştim ve en iyi partili ben oldum, herkes bana göre olsun yaklaşımı çok fazla yaşanıyor. O nedenle kime göre, nasıl bir partileşme sorusu gündeme geliyor. Aslında böyle bir soru normal bir soru değil, anormal bir sorudur, ama ne yazık ki gündeme geliyor. Çünkü kendine görelik çok fazla!
Bu bakımdan da partileşmeyi yalnız başına ifade etmek durumu tanımlamak açısından yetmiyor. Doğru partileşmek, önderlik ve şehitler çizgisine göre partileşmek, o çizgiye katılarak, kendini o çizgide eriterek, o çizgiyle çelişen her şeye karşı amansız bir ideolojik mücadele, sınıf ve cins mücadelesi yürüterek kendini yeniden yaratma, kişilik devrimini yapma doğru partileşmeyi, önderlik partisine, şehitler partisine doğru katılmayı ifade ediyor. İşte 36. yıl görevleri, geçen tarihi süreçte yürüttüğümüz büyük mücadelenin sonuçları bizden böyle bir partileşmeyi istiyor. 35. yıldönümünün temel ölçüsü budur. Hiç sağa sola eğip bükmeden net bir biçimde ortaya koyup keskin bir mücadeleyle cevap aramamız gereken soru bu.

‘Ne ararsan kendinde bul’

35. yaşa gelmiş olmak böyle bir soruna doğru ve yeterli cevap vermeyi her zamankinden fazla sağlar. Hiçbirimiz dememeliyiz ki bu sorun ağır, kapsamlı, biz çözüm üretemeyiz. Bu da doğru değil. 35-40 yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı büyük birikim, deneyim, tecrübe aslında zorun başarıldığını, zorlukların geçmişte kaldığını, zafer kazanan bir parti öncülüğünü, ideolojik, siyasi, örgütsel, askeri bütün mücadelelerde ve her alanda yaratmanın mümkün olduğunu bize gösteriyor. 35 yaş insanın en kudretli yaşını ifade ediyor. 35 yaşına gelmiş bir parti fiziken olgun, ruhen genç, atılımcı özellikleriyle zafer öncüsü olmaya her zamankinden daha yakın, bunun gücü ve iddiasını daha fazla taşıyan bir konumda. Bu bakımdan 35-40 yıllık parti ve önderlik mücadelesinin derslerini doğru, tam çıkartan ve özümseyen bir partinin yapamayacağı, başaramayacağı görev kesinlikle yoktur. Parti militanı olmak isteyen her kişinin de böyle bir militan haline gelmesini, zafer militanı, zafer öncüsü olmasını engelleyecek hiçbir şey kesinlikle yoktur.
O bakımdan da zorluklar var, eksiklikler var, biz bu işi yapamayız, demeyelim. Böyle yaklaşımlarımız olduğu için Önder Apo savunmalarda bu anlayışları, tutumları mahkum eden değerlendirmeler yaptı. ‘Ne ararsan kendinde bul’ dedi. Militanlığı çözüm gücü olma, çare olma olarak tanımladı. Örgüt ve eylem gücü olarak ifade etmesi bunu içeriyor. Eğer ister ve kendimizi doğru katarsak, enerjimizi, potansiyelimizi doğru bir biçimde ve yeterince aktifleştirir ve harekete geçirebilirsek bunu kesinlikle başarısız. Böyle bir militan öncülüğü, parti öncülüğünü, zafer kazanan öncülüğü kesinlikle yaratabiliriz. Bunun önünde herhangi bir engel yoktur, yeter ki kendi kendimize engel oluşturmayalım. Kendi engellerimiz, bağlarımızı, zincirlerimizi kırmayı bilelim. Bizi zafer kazanan Apocu militan olmaktan, özgürlük militanı olmaktan geri çeken, engelleyen, ruhsal belirtilerimizi, duygu dağınıklığımızı, çarpıklığımızı, düşünce zayıflığımızı, pratik davranış ölçüsüzlüğümüzü, darlığımızı aşmayı bilelim. Bize düzen tarafından giydirilmiş elbiseyi yırtmayı, ölçüleri kırmayı bilelim. İnsan olarak taşıdığımız yetenekleri, potansiyeli her bakımdan harekete geçirmeyi, pratikleştirmeyi becerebilelim. Bunun kararlılığı, çabası, eylemi içinde olalım. Böyle olursak kesinlikle 36. PKK yılı 35 yıllık mücadeleye bedel sonuçlar ortaya çıkartan bir mücadele yılı haline kesinlikle gelir.
İşte partinin 35. yıldönümünü parti mensupları, kadrolar, sempatizanlar, taraftarlar bir bütün halk olarak bu temelde karşılıyoruz. Büyük bir coşku ve heyecanla mücadelemizden çıkartılan derslerle Önder Apo’nun özgürlüğü gibi son derece iddialı, ama bir o kadar da onurlu, heyecan veren görevi başarmak için büyük bir coşku içerisinde heyecan veriyor. PKK gerçeğini anlamaya çalışıyor. Eleştirel-özeleştirel sorgulanmayla kendini düzeltiyor. Parti gerçeğini dünyaya tanıtıyor. Önderlik ve şehitler gerçeğini anlamaya çalışıyor, tartışıyor, eylemler düzenliyor. Bunlar günlük olarak bu 35. yıldönümünde çok daha büyük bir coşku içinde yaşanıyor.

Kadın özgürlük çizgisinde gelişen parti

Bu süreçte bir de 25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı mücadele eylemleri, Kürdistan’ın dört parçasında, yurtdışında, her alanda gerçekleşiyor, yaşanıyor. Kürt kadını bulunduğu her yerde Önder Apo’nun geliştirdiği özgürlük bilinci ve örgütlülüğünü pratiğe dökerek demokrasi ve özgürlük arayışını kadın devrimi temelinde gerçekleştirmek için büyük bir mücadele yürütüyor. 27 Kasım PKK kutlamaları kadın üzerindeki şiddete karşı direnme, kadın özgürlüğünü sağlama eylemleriyle, mücadelesiyle birleşiyor. Bu da önemli, anlamlı. Daha büyük bir eylemsellik, halk hareketliliği çok daha güçlü, yaygın bir biçimde ortaya çıkıyor.
PKK’nin bir kadın partisi olduğunu Önder Apo her zaman söyledi. İdeoloji ve eylem olarak daha da güçlü hale getirmek üzere özgün kadın partileşmesini gerekli gördü. PAJK örgütlülüğü bu temelde özgürlük ölçülerini, çizgisini belirleme, kadını bilinçlendirip örgütleyerek özgürlük devriminin öncüsü olma iddia ve iradesiyle kuruldu ve görev yerine getiriyor, rol, misyon yerine getiriyor. PKK’nin özgürlük çizgisi, özgür toplum çizgisi her türlü köleliğin aşılmasını öngörüyor. Kadın özgürlüğüne dayalı toplumsal özgürlüğü ve demokrasi içeriyor, esas alıyor. Bu bakımdan da kadına dönük şiddete karşı mücadeleyi en çok Önderlik çizgisinde bilinçlenen, PKK gerçeğiyle bilinçlenen, güç kazanan, PAJK öncülüğünde değişik kadın örgütleri içinde birleşen Kürt kadını daha etkin, daha örgütlü, öncü düzeyde yürütüyor. Bu da özgürlük çizgimizi, ölçülerimizi oluşturma, özgürlük militanı haline gelmede kendi ölçülerimizi gözden geçirmenin daha doğru ve tam yapmanın gereklerini, vesilesini yaratıyor, gereklerini ortaya çıkarıyor, ölçülerini veriyor.
Kadına karşı şiddet gibi dar yaklaşımın da ötesinde, kaba şiddete karşı mücadelenin de ötesinde kadın üzerinde beş bin yıllık erkek egemen sistemin her boyutta yönelttiği saldırı, baskı, köleleştirmeye karşı yine her boyutta kadın ve toplum özgürlüğünü öngören bir düşünceye ve eylem çizgisine sahip bir hareket oluyor. Önderlik çizgimiz bunu ifade ediyor. Bu bakımdan mevcut mücadele 25 Kasım protestoları, 27 Kasım kutlamaları hem düşüncede özgürlük çizgisini daha derin, daha kapsamlı hale getiriyor, hem de her türlü gericiliğe ve geriliğe karşı eylem gücünü, eylem potansiyelini çok daha yaygın ve etkili bir biçimde ortaya koyuyor.
Bu gerçek, 27 Kasım parti kuruluşumuzu daha anlamlı kılan, onun kadın özgürlük çizgisinde gelişen bir parti olma gerçeğini daha çok öne çıkartan, sorgulatan, parti gerçeğini bu temelde anlamayı, kendini buna göre eğitip, düzeltip değiştirmeyi öngören bir durumu ortaya çıkartıyor, yaratıyor. Bütün bunlar bizim için gerçekleri görmek, doğruları anlamak ve bu temelde kendimizi başaran militan haline getirmek için birer fırsat oluyor. Bunları hepimiz iyi bilmeliyiz. 40 yıllık mücadele, 35 yıllık parti örgütlü parti hareketi, yirmi binden fazla şehit, kırk yıldır direnen, Özgürlük Mücadelesi’ne öncülük eden, söz ve pratiğiyle doğru ölçüleri, çizgiyi ortaya koyan bir önderlik gerçeği var. Her türlü  gücü edinmeyi sağlayacak, doğru ölçüleri ve dersleri çıkartacağımız çok zengin bir pratik var.
Bütün bunlar ortadayken gençlik ve kadınlar öncülüğünde Kürt halkı ayağa kalkmış, bütün baskıya ve saldırıya rağmen çeyrek asırdır her türlü cesaret ve fedakarlığı göstererek özgür yaşam için direnirken, doğruları anlayamıyoruz, gerçekleri göremiyoruz, kendimizi eğitemiyoruz, imkanlar az, fırsatlar yok, şu eksiklik var, bu eksiklik var demek gerçekten doğru da olmuyor, anlamlı da olmuyor. İnsan elbette kendisini eğitebilir. Doğruları görüp kendisini o doğrularla bütünleştirebilir. Eğer aklını biraz kullanabiliyorsa, yüreği biraz duyuyorsa, görev ve sorumluluğunun ne olduğunu bilince çıkartarak onların gereklerini pratikte yerine getirecek bir iradeyi, iddiayı kendisinde kesinlikle yaratabilir. Bunun kararlılığına, netliğine kendisini ulaştırabilir.

DURAN KALKAN