Farklı inanç ve kimliklere saldırıdır

Rojava eylemi
‘Kürt, her şey olur ama Kürt olamaz’ denilen bir sistemde, kimse güvende değil
- Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşananların halklar açısından bitmeyen bir yıkımı ifade ettiğini dile getiren Süryani cemaatinden Edip Arslan, tarihsel acıların yeniden üretildiğine dikkat çekerek “Artık ölülerimiz bile rahat değil" dedi.
ERDOĞAN ALAYUMAT / İSTANBUL
İstanbul’daki farklı inanç temsilcileri, Rojava’da yaşananlara karşı sessiz kalmamayı bir vicdan ve sorumluluk meselesi olarak gördüklerini dile getirdi.
Ermeni aydınlarından Murad Mıhçı, İstanbul Din Âlimleri Derneği yöneticisi Hafız Ertan Hamitoğlu, Süryani cemaatinden Edip Arslan ve Demokratik Alevi Derneği yöneticisi İmam Şenol, saldırıların yalnızca Kürtleri değil, Ortadoğu’nun çok inançlı ve çok kimlikli toplumsal dokusunu hedef aldığına dikkat çekti. Rojava ve çevresinde yaşananların, Ermeniler açısından 1915’in hafızasını yeniden canlandırdığını ifade eden Murat Mıhçı, bölgenin tarihsel bir travma mekânı olduğuna dikkat çekti. Mıhçı, şunları söyledi: “1915’teki katliamlarla anılan Dêrazor, Ermeniler için tarihsel bir acının simgesidir. O dönem hayatta kalabilen Ermenilerin, Süryanilerin ve Asurilerin daha sonra bu bölgeye yerleştiğini biliyoruz. Bugün sayıları azalmış olsa da Kürtlerin yanı sıra farklı halklardan insanlar hâlâ bu coğrafyada yaşamaya çalışıyor.”
Bugün yaşananların yalnızca Kürtlere yönelik bir saldırı olarak ele alınamayacağını vurgulayan Mıhçı, bölgedeki tedirginliğin tüm halkları kapsadığını belirterek, şöyle devam etti: “100 yıl önce yaşananların bir tekrarını yaşama korkusuyla iç içeyiz. Halep ve Qamişlo başta olmak üzere birçok bölgede ciddi bir tedirginlik var; bazı insanlar göç ederken bazıları ise evlerini terk etmemekte direniyor. Bu, bütün topluma yönelmiş bir saldırıdır. Biz 1915’i her andığımızda ‘sessiz kalmak suça ortak olmaktır’ dedik. Bugün de tüm halkların ve inançların bu acıya karşı ses vermesi gerekiyor.”
Ne dinde ne de vicdanda var
Rojava’ya yönelik saldırıların inanç ve insanlık değerleriyle bağdaşmadığına dikkat çeken İstanbul Din Âlimleri Derneği'nden Hafız Ertan Hamitoğlu ise sivilleri hedef alan uygulamaların açık bir suç niteliği taşıdığına işaret ederek, şunları söyledi: “Çocukların, kadınların ve savunmasız sivillerin bombalanarak yerlerinden edilmesini kabul etmiyoruz. Bu, katliam ve soykırım politikasıdır. Bunun ne İslam’da ne insanlıkta ne hukukta ne de vicdanda yeri vardır.”
İslam’ın halklar ve inançlar arasında eşitliği esas aldığını hatırlatan Hamitoğlu, dini gerekçelerle şiddetin meşrulaştırılmasına sert tepki göstererek, “Hucurât Suresi’nde Allah, insanları farklı kavimler, diller ve renkler halinde yarattığını söyler; hiçbir halkın ya da kimliğin diğerine üstünlüğü yoktur. Kur’an ‘Ey insanlar’ diye seslenir, bütün insanlığa hitap eder. Bugün Rojava ve Suriye’de çetelerin insanları katletmesi, dini kullanarak sahte fetvalar üretmesi İslam’la bağdaşmaz. Zulmü kim yaparsa yapsın karşısında duracağız; her zaman zalimin değil, mazlumun yanında olacağız. Rojava halkı yalnız değildir” dedi.
Halklar mezarlığına dönüştürüldü
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşananların halklar açısından bitmeyen bir yıkımı ifade ettiğini dile getiren Süryani cemaatinden Edip Arslan da tarihsel acıların bugün yeniden üretildiğine dikkat çekerek, şunları dile getirdi: “Artık ölülerimiz bile rahat değil. Hâlâ mezarlarımız kazılıyor. Bu coğrafyanın çok derin acıları var ama yine de barış umudumuzu koruyoruz. Bugün yaşananlar nedeniyle insanlar yeniden göç etmeye zorlanıyor; son 15 yılda defalarca kaçmak zorunda kalan halklar, rejim değişmesine rağmen hâlâ güvende değil.”
Suriye’de Til Temir’den Qamişlo’ya uzanan hatta Süryani varlığının hızla yok edildiğini belirten Arslan, şöyle devam etti: “1924’ten bu yana defalarca göç ettik, son 14 yılda kiliselerimiz yakıldı, yıkıldı; geride çok az insan kaldı. Ortadoğu coğrafyası halkların mezarlığına dönüştürüldü, adeta çölleştirildi. 1915’ten önce Hristiyan nüfusu yüzde 35-40’tı, bugün yüzde 1’in altına düştü. Yetmedi, kalanları da kendine benzetmeye çalışıyorlar. ‘Kürt her şey olur ama Kürt olamaz’ denilen bir sistemde kimse güvende değil” dedi.
Bunlara sessiz kalamayız
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi İmam Şenol ise Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiğini ve bu sürecin halklar açısından yeni felaketler ürettiğini dile getirerek şunları aktardı: ''Ortadoğu bugün halkların değil, egemen güçlerin çıkarlarına göre yeniden şekillendiriliyor. Arap Baharı’yla birlikte halklar barış ve demokratik bir gelecek umudu taşıdı; Suriye’de, özellikle Rojava’da bu umut daha görünür hale geldi. Kürtler, Aleviler ve farklı inanç grupları, Rojava’da demokratik bir yaşamın mümkün olabileceğini gösterdi. HTŞ gibi yapılar dünyanın dört bir yanından devşirilen silahlı unsurlarla insanlık dışı suçlar işliyor ve buna rağmen destekleniyor. Rojava’ya yönelik saldırılar sadece Kürtlere değil, birlikte yaşama ihtimaline yöneliktir. Bin yıldır birlikte yaşayan halkları düşmanlaştıran bu politikalara sessiz kalamayız.”







