Hîwa AZAD
Dünya yıkılsa, insanlık koronadan kırılsa bile Türk devletinin Kürtlere karşı düşmanlığı bitmeyecek gibi görünüyor!
Ne salgın tehlikesi Kürtler için “infazda eşitlik ilkesinin uygulanmasına” yol açacak, ne de kayyumlar Kürtlerin iradesine saygı duyacak. “Devletin öldüremediği Kürtleri virüs öldürsün” diyorlar, bunun olması için ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlar.
Kürtlerin inkarı ve imhası üzerine kurulmuş olan devlet ontolojik gerçekliğine göre hareket ediyor. Türk ulus devleti kuruluşundan bugüne kadar, şartlar ne olursa olsun, söz konusu Kürtler olduğunda iktidarda kim olursa olsun, tüm partiler ve hükümetler TC devletinin kuruluş felsefesine göre hareket etmişler.
Irkçılık, Türk sömürgeci sistemin genlerine o kadar derin işlemiş ki, yeterki Kürt Özgürlük Hareketine karşı düşmanlık etsin, en aptalca söylemlere itibar edip en çapsız kişilikleri yüceltebiliyorlar. Nefretin yok edici gücü gözününde bulundurulduğunda Türk devletini Kürt halkına karşı beslediği bu nefret bitirecek. Çünkü nefret negatif hastalıklı bir duygudur, bumerang gibi döner dolaşır sahibini vurur.
Kapitalist modernitenin toplumu zehirleyen çocuğu olan ulus devlet sisteminin doğurduğu ittihat terakki zihniyeti, faşist Türk sömürgeciliği katliamcı karakterine uygun olarak her koşulda Kürtlere karşı soykırım savaşını devam ettiriyor. Beyinleri cüzzama yakalanmış, yürekleri hastalıklı, dilleri zehir akıtan faşist milliyetçilik her fırsatta Kürt halkının iradesine saldırıyor. Kürt halkı, haklı olarak faşist sömürgeci Türk devlet zihniyetini her türlü virüsten daha tehlikeli olarak görüyor.
Doğal dengeyi bozan, insanlığa en büyük zararı veren şey bu hastalıklı zihniyetin varlığıdır. Bu hastalıklı zihniyete karşı savaşmak, doğayla uyumlu ve anlamlı yaşamak isteyen her insanın kaçınılmaz görevidir. Irkçı faşist zihniyetin, katliamcı soykırımcı saldırılarını sadece dua ve iyi niyet beyanlarıyla durduramayız.
Doğa ve insanlık düşmanı soykırımcı zihniyetin toplumu zehirlemek için zihninden ve dilinden akıttığı zehire karşı, devrimci demokratik, ekolojik, özgürlükçü paradigmayla mücadele ederek panzehir geliştirebilir, geleceğimizi daha özgür, eşit, paylaşımcı ve dayanışmacı bir zihniyetle yaratabiliriz.
Faşist devlet Kürt’ün her şeyine düşman. Rojava’ya yönelik saldırılar, toplum, doğa ve tarih katliamıyla beraber demografik yapının değiştirilmek istenmesi barbarlığın düzeyini gösteriyor. Çok uzağa gitmeden, sömürgeci Türk faşizminin Kürdistan coğrafyasına yaptıklarına bakalım. En son tarihi Hasankeyf’in sullar altında bırakılması örneğinde de görüleceği gibi Kürdistan coğrafyası, doğası milliyetçi histerilerle baraj yapımı adı altında katliamlara maruz kalıyor. Kapitalist sömürgeciliğin ideolojik çöplüğünden beslenen TC faşizmi Kürtleri soykırım kıskacından geçirmekle kalmıyor, Kürdistan tarihi ve doğasını da en vahşi yöntemlerle tahrip ediyor. HES’ler, barajlar, termik santraller, maden arama çalışmaları vs, hiçbiri toplumsal ihtiyaçlardan dolayı değil, gözü doymak bilmeyen sermaye sisteminin çıkarları ve Kürt soykırımını tamamlamak için inşa ediliyor. Hem doğa sonsuz sömürüye tabi tutuluyor, hem de Kürt halkı en doğal haklarından mahrum bırakılıyor. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş oluyor.
Mitolojik ve ironik bir dille ifade edersek; ulus devlet tanrısı Türk devletini ıkçılıkla zehirlemiş ve Kürt halkına karşı düşmanlık yapmakla lanetlemiş. Dinsel anlatımlarda ahlaki yozlaşmayı yaşayan, ilahi tüm uyarılara rağmen hakikat çağrılarına kulak tıkayıp iflah olmayan kavimler tanrıların gazabına uğramış ve helak olmuşlardır. Türk ulus devletinin de helakı Kürt halkına karşı beslediği düşmanlıktan, uyguladığı zulüm ve haksızlıktan olacak!
Metafizik değerlendirmeyi tamamlasın diye Türk atasözünü yorumlamadan şuraya koyalım: “Zulüm ile abad olanın akibeti berbat olur.”
Ve Herakleitos’la bitirelim; “Varlıkların oluşumu ancak birbirlerine zıt olan ve bundan ötürü birbirlerini sürdüren zıtların çatışmasına bağlıdır” der, ve savaşın her şeyin babası ve kralı olduğunu; kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya çıkardığını; kimini köle, kimini özgür kıldığını” söyler. Kendi sistemimizi inşa etmeliyiz, yoksa başka sistemlerin kölesi olmaktan kurtulamayacağız.