Faşist yasalar halkın mücadelesini durduramazTürkiye'de toplumsal mücadele geliştikçe AKP Hükümeti faşist karakterini daha fazla ortaya koyuyor. Toplumsal taleplere demokratik temelde cevap vererek var olan sorunları çözüp gerilimi düşüreceğine, daha fazla baskı yöntemlerine başvuruyor. Tüm otoriter faşist zihniyetler ve iktidarlar bu yola başvururlar.

12 yıllık AKP Hükümeti incelendiğinde her toplumsal olaydan sonra yasalar daha da otoriter hale getirilmiştir. Yasa değişiklikleriyle yasaklar ve baskılar arttırılmıştır. Vietnam savaşında ABD darbe ve yenilgi aldıkça "daha fazla silah, daha fazla tank, daha fazla helikopter, daha fazla uçak, daha fazla sayıda asker” istermiş. Şimdi de AKP Hükümeti daha fazla baskıcı yasalar istiyor. Kobanê direnişine destek protestolarından sonra göstericileri sokağa çıkamaz hale getirecek yasalar çıkaracaklarını ilan ettiler. Polis sadece kalkan kullanmayacak, gaz bombası atmayacak, panzerlerle ezmeyecek! Artık silah sıkacakmış. Polis kendisini böyle koruyacakmış. 12 Eylül Anayasası ve yasaları bile AKP Hükümeti'ne bol gelmiş. Bir zamanlar Süleyman Demirel, "1961 Anayasası bize göre boldur, bu anayasayı daraltmamız gerekir” demiş, bunun sonucu 12 Mart’tan sonra anayasada elbiseyi daraltan değişiklikler yapılarak "Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre” bir hale getirilmiştir. AKP Hükümeti de on iki yıldır daralta daralta 12 Eylül Anayasası ve yasalarını bile aratır hale gelecektir.
Bilindiği gibi AKP Hükümeti 2006 Newroz’undan sonra 14 gerillanın kimyasal silahlarla katledilmesiyle gelişen saldırılar sonrası ceza yasasını ve polis yasalarını değiştirmiş, polise ve askere daha kolay tutuklama ve öldürme yetkisi verilmiştir. Nitekim kısa sürede binlerce çocuk taş attılar diye zindanlara doldurulmuştur. Öyle ki, artık sokaklarda çocukların avuçlarında toz parçası arayan bir duruma gelmişlerdir. Her gösteride birkaç kişi öldürülmüştür. Öyle ki, AKP iktidarı zamanında gösterilerde öldürülen yüzlerce insanın katili ne kovuşturmaya uğramış ne de cezalandırılmıştır. Zaten bu nedenle Gezi Direnişinde açıkça adam öldüren polislere bile ceza verilmemiştir. Çıkarılacak yeni yasayla polis daha kolaylıkla adam öldürecek, ama yargılanmayacaktır. Türkiye'de artık her suç yasalarla koruma altına alınacaktır. Genelkurmay Başkanlığı, yaptığı eylemlerden dolayı MİT’e sağlanan sorumsuzluk hali bize de tanınsın demiştir. Türkiye devleti asker ve polisinin rahatlıkla adam öldüreceği, ama yargılanmayıp yasayla korunacağı bir ülke haline getirilmektedir.
Cumhurbaşkanı "meclise sokakları boşaltacak bir yasa getireceğiz, herkesin durumu net anlaşılacak" diyor. Yani "biz devleti Kürtlere karşı koruyacak bir yasa çıkaracağız, kim vatanına ve devletine bağlı bu yasaya göre göstereceği tutumdan anlayacağız" demek istemiştir. Açıkça daha şimdiden herkesin bu faşist yasalara destek vermesi için şantaj yapmaktadır. Bu durum AKP Hükümeti'nin ne kadar sıkıştığını, kendisini çıkaracağı yasalarla korumak istediğini ortaya koymaktadır. Yasalara bu kadar sığınan bir hükümetin ömrü de çok olmaz. Bir iktidar ne kadar az yasalarla kendisini koruma altına alırsa o kadar ömrü uzun olur.
Bu çıkacak yasalar Kürtlere özgü yasalardır, özel yasalardır. Kürt halkının demokratik gücü karşısında çıkarılan yasalardır. Toplumun gücünden korkan ve toplumun gücünün açığa çıkmasını engellemek isteyen yasalardır. Zaten TC tarihi Kürtlerin ayağa kalkışını engellemek isteyen yasalarla doludur. Şimdi bunlara yenisi eklenmektedir. Kürt her zaman zapturapt altına alınması gereken bir topluluk olarak görülmüştür.
Kobanê gösterilerinden sonra AKP iktidarının bu yola başvurması Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda bir zihniyeti, politikası ve projesi olmadığını ortaya koymaktadır. Kürt sorununun çözümü her şeyden önce demokratikleşmeden geçer. Bu konuda ileri değil de geri adım atılıyorsa, orada Kürt sorunu çözülemez. Zaten Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle halk ayağa kalkmaktadır. Bu nedenle sorunları yaratan bir hükümetten Kürt sorununun çözümünü beklemek amiyane deyimle katıra doğum yaptırmak gibi zordur. Hatta imkansızdır. AKP zihniyet değiştirmemiştir. Böyle hükümetlere karşı ancak mücadele edilirse adım attırılabilir. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi'nin kendine tanıdığı muazzam fırsatlara rağmen AKP Hükümeti'nin adım atmaması karakterini ortaya koymuştur.
Bu yasaların çıkarılması da bir direniş gerekçesidir. Toplumlar bu tür antidemokratik yasalara karşı direnmelidirler. Demokrasi ancak böyle gelişir. Antidemokratik yasalara karşı mücadele verilmeden demokrasi gelişemez. Bilindiği gibi tarihi 15-16 Haziran işçi direnişi de hükümetin işçi haklarını kısıtlayan yasalar çıkarmasına karşı gelişmiştir. Eğer Kürtlerin demokratik direnişini engellemek için bir yasa çıkıyorsa, bu "ben sorunu çözmeyeceğim, sen de buna karşı direnemeyeceksin” anlamına gelmektedir.  Demokratik zihniyette olanlar toplumun gösterilerinden korkmazlar. Çünkü bu zihniyette olanlar bir sorun karşılarına çıktığında onu bastırmaya değil de, çözümüne uğraşırlar. AKP bu karakterde olmadığı için halkın direnişi karşısında tedbirini alıyor. Çünkü halktan korkuyor.
Kuşkusuz AKP'nin bu yasa teklifine en başta da MHP onay verecektir. Şu anda AKP ve MHP zımni ittifak içindedir. Dikkat edilirse Kobanê gösterilerinde AKP polisiyle MHP’liler birlikte halka saldırmışlardır. Devlet Bahçeli, onlar bizden değil dese de bu bir faşist demagojidir. Devlet Bahçeli’nin Başbuğ’u Alparslan Türkeş de 1970’li yıllarda hep böyle konuşmuştur. AKP devleti korur da MHP’liler devleti korumada geri kalırlar mı? Kendileri devletin esas koruyucusu olduğu için AKP polisinin yedek kuvveti gibi çalışırlar. Nitekim İstanbul’da bir faşist, bu devleti koruyorum diyerek göstericilere saldırıyordu. Aslında Kobanê direnişi herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. AKP'nin esas olarak MHP’nin ve eski devlet savunucularının yeni koşullardaki adı olduğu görülmüştür. Zaten Davutoğlu, "esas devleti biz savunuyoruz; Osmanlı'nın esas torunları bizleriz" diyerek MHP ile zihniyet ikizi olduklarını itiraf etmektedir. Eğer bir ruh ikizi varsa o da MHP ve AKP için söylenebilir. Zaten AKP'nin baskıcı tüm yasalarını da derhal destekleyen ve oy veren MHP olmaktadır.
Yeni yasaya tüm demokrasi güçleri karşı çıkmalıdır. Sorunlar bastırılarak değil, demokratikleşme adımı atılarak çözülmelidir, demelidirler. Bu yasaya karşı mücadele de demokrasi mücadelesi haline getirilmelidir. CHP Kobanê direnişinde belli düzeyde bir olumlu yaklaşım içinde oldu. Bu, teşvik edilmesi gereken iyi bir gelişmedir. CHP meclise gelecek yasaya demokrasi adına hayır diyerek olumlu rol oynayabilir. Sorunları baskıcı yasalarla değil, demokratikleşmeyle çözelim diyebilir. Eğer bu tür adımlar atarsa daha geniş demokrasi güçlerinin desteğini alan bir demokrasi hareketinin içinde yer alır ve rolünü oynar. Böylece yeni bir seçimde HDP ile ittifak kurmanın toplumsal ve psikolojik zeminini hazırlar.
AKP Hükümeti bu yasayla sanki Kobanê eylemcileri suçluymuş gibi bir yargı yaratmaya çalışıyor. Böylece kendisinin Kürt sorunu konusunda çözümsüz ve yanlış Rojava politikalarının üstünü örtmeye çalışıyor. Buna karşı ölen onlarca insanın ölümü ve katilleri sorulmalıdır. Bu insanların ölümüne engel olmayan, hatta bu tür ölümleri meşrulaştıran söylem ve tutumları gündeme koymalıdır. Böylece bu yasayla gerçekleri saptırmasının önüne geçilmelidir.
Kuşkusuz Kürt halkı ve demokrasi güçleri yasalar ne kadar faşist ve antidemokratik hale getirilirse getirilsin geri adım atmayıp mücadeleyi daha da yükselteceklerdir. Amiyane deyimle demokrasi güçleri AKP Hükümeti'nin bu yasayla yapmak istediği tehdit ve şantajına pabuç bırakmamalıdırlar.
Kobanê’de hala bir koridor açılmış değildir. Zaten koridor açmayacaklarını ilan ettiler. Açıkça DAİŞ’in kazanmasını istiyorlar. Bu nedenle direnişlerin de bırakılmaması gerekir.
Kürt sorununda çözüm zihniyeti olmadığı müddetçe AKP Hükümeti'nin Rojava Devrimi düşmanlığı bitmeyecektir. Genel olarak Kürt düşmanlığını her yerde sürdürecektir. Her gün Kürtlere karşı düşmanlığını başka biçimde dışa vuracaktır. Bu nedenle tüm direnişler ve serhildanlar Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü mücadelesine dönüştürülmelidir.