AKP’nin hafta sonu yapılan kongresi, Amerika’nın eski Başkanı oğul Bush’un tanımına denk ve Suudilerin görüşüyle örtüşük ifadeyle “İslamo-Faşist” bir gösteriydi.
Adı kongreydi. Faşizmin tekliği ise hükümrandı. Kimin nereye getirileceği tek şef tarafından tesbitten sonra delegelerin onayına sunuldu. Faşizm türü demokrasi oldu, bu da…
Faşizm, dini terimleri kullanır ama, öteki yanıyla Tanrı’yı inkarla “teklik” temel unsurudur. Tanrı dilleri, ten renkleriyle insanları değişik yaratmıştır. Hayvanlar türlü biçim ve sedaları, bitkiler türleriyle çeşitlidir.
Faşizm, bütün bunları reddeder ve teklikte demirler. Yalnız kendi türdaşı insana tahammül edip, yaşamasına izin verir. Türk Faşizminin Kürtlerin varlığını yok sayması, inkar etmesi, dilleriyle eğitimi yasaklaması Tanrı’nın yarattığını kendi gücüyle yok eder. Allah’ın verdiği canı, rengi, dili, kültürü alıp öldürerek…
Hitler Faşizmi de bunların ki gibi tek millet (ırk), tek dil, tek din, tek bayrak, tek lider (şef) üzere idi. Yahudileri, Romanları kırdılar, kıramadıklarını sürdüler…
Hafta sonunda AKP kongresinde gördük. Şef, yer yüzüne inmiş Tanrı gölgesi gibi tek söz, tek seçici, tek belirleyici ve tek uygulayıcıydı. AKP kongresi, komik bir gösteri, tek kişilik şovdu. Şov’un yıldızı Recep Erdoğan’dı.
Bütün Türk televizyonlarının naklen yayımladığı ikibuçuk saatlik gösterinin repliklerinde başkasına ait ama atalarına mal ettiği tarih, coğrafya, ecdat diye Alpaslan, Fatih, Kanuni, Yavuz Selim, çağa atlayışla otomobil, füze, buzdolabı ve tabii ki bol miktarda ölü düşman vardı.
Ahmet Hakan, Recep Erdoğan’ın Türk halkına sunduğu şovu şöyle anlatıyordu:
“Şiirler okudu. Türküler söyledi. Ağlattı. Coşturdu. Sesini indirdi. Sesini çıkardı. Haykırdı. Tüyleri diken diken ettirdi. Düşmanlarına korku saldı. Dostlarına itimat telkin etti. Velhasıl tek kişilik bir nutuk şovu sergiledi.”
Ne kıvam ama, uyusun da büyüsün ninni!..
Türk halkının “uyusun da büyüsün” meşrebine uygun her şey vardı. Din, iman sözleri havada uçuşuyordu.
Fakat, Kürdistan meselesi yok, şefin “Kürt kardeşleri” vardı. Ona teslim olan herkes kardeşti. “Ver öpim Recebim” deyip, hapse girmeye, iteklenip, tekmelenmeye amade olduğunu söyleyecekler, onun kardeşler adayı idi.
Güneyin lideri Mesut Barzani, zaten kardeşti. Ama fizik olarak orada davetliler arasında, fakat aynı zamanda yoklardan bir yoktu.
Barzani, Irak Anayasası’ndaki tanımla “Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı“ idi. Recep Tayyip “Kürdistan” sözünden nefret ettiği, dili kaldırsa, gönlü altından kalkamadığı için, ona ait makamı, payeyi telafuz edemiyor, Türk gibi icatla “bölge başkanı” diye tanıtıyordu. Neresi, neyin nesi, hangi iklimin bölgesi işte o belli değildi.
Ama ne bölgesi olduğu bilinmeyen bölgenin başkanı, çağrıldığı kürsüde, ırkçı rejime övgüler diziyor, bunun üzerine AKP’liler aşka geliyor, ellerini birbirine vurup şaklatarak, bir ağızdan, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tempo tutuyorlardı. Kürdün, Kürdistan’ın adını duymaya tahammül edemeyenler, bu bağırtılarıyla, “bizimle aynı saftasın ey Barzani!” diye kinaye mı yapıyolardı, yoksa alay mı ediyorlardı belli değildi.
Garip bir dünya, işte. TC, Barzani’nin lideri olduğu Kürdistan parçasına bomba yağdırıyor, orada bebek öldürüyor, tavukları, koyunları kırıyor, ama…
Dedim ya garip, anlaşılmazı zor bir al ve ver dünyası…
Kim kime ne satıyor, kimden neler alıyor, ne veriyor belli değildi. Bir soya ezeli düşmanlık, yeminli kana susamışlık, fakat sahte bir sırıtışın ardından koyunun kurda sarılması…
“Kurt ile koyun”a dair “Ezop” fabllarına, Kürtlerin kurt ile kuzuya dair “mes’elleri”ni sıralamaya yerimiz yok.
Ama sözümüz, kimeye değil. Kimseciği, ima yoluyla da eleştirmiyoruz. Sözümüz orta yeredir. Diyorum ki ben, mazlum her zaman haklı, haklılık ise yer yüzünün yenilmez gücüdür. Güçken ve dünya işgalcilere ön açmaz, fırsat vermezken, kan içmeye yeminli olana bunca yakınlık neye, niçin ve hangi hesapla?
Yine orta yere bir söylemle ve dünün doğrusu:
Amerika “bu kadarı da fazla” demeseydi, Recep Tayyip, Erbil’e bayrak dikme seferindeydi. Daha dün Suriye’ye terör ihracını planlarken, Kürtleri yoklara karıştırma baş hesabıydı. Amerikan Başkanı, beyzbol sopasını göstermeseydi Güney Batı’ya tankların hücumu başlayacaktı.
Her neyse, bunlar karışık işler. Derinliğine ulaşmak mümkün değil…
Dünya halleri ve insanların dünyadan, hayattan, hatta isimleriyle tarihe düşecekleri nottan beklentileri de farklı. Bir alış-veriş ki anlaşılmaz...
Recep Tayyip, AKP kongresi adındaki şova hazırlanırken, kimi Türk aydınları bile Kürdistan meselesi konusunda yeni bir şey söyleyeceğini umuyordu. Fakat o, nutuk yazarlarının yerleştirdiği kelimeleri bile okumaktan vazgeçiyor, şanına, şerefine yaraşan konuşmasını yapıyordu.
Bu arada satın alacağına inandıklarını ayırıp bir kenara koyuyor, onlara “Kürt kardeşlerim” diyordu.
Hangi bağ, bağlantı, ne gibi ortak değerle kardeşlik? Bunca yalan, dümen, entrika neden? Kandırma adına mı?
Kürt bilge Ahmet Türk’ün cevabı “Kürdistan’da kandırılacak kimse yok, başka kapıya” anlamındaydı:
“Kardeşlik safsatası değil, özgürlüğümüzü istiyoruz...”
Faşistin kardeşlik safsatası...