Emre CAKA
@emrecaka
Irkçılık bu, yılan misali,
kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda Amedspor,
öbür yanda Sakarya*
2. Lig Beyaz Grubu’nda mücadele eden Amedspor, ligin 7’nci haftasında oynanacak Sakaryaspor karşılaşması için Diyarbakır’dan yola çıktı. Yağmurlu geçmesi beklenen karşılaşmada henüz hakem işareti başlamadan müsabaka başlamıştı. Sahanın ekranında TSK’nın Kürt illerinde düzenlediği operasyonlar -kurgu operasyon görüntüleri-, ‘Ölürüm Türkiyem’ şarkısı, 570 polis, 30 jandarma ve 100 özel güvenlik görevlisi ile Sakaryaspor, özetle ‘taraftar desteği’ ile rakibini baskı altına almayı başarmıştı.
Bu kadar önleme rağmen yıllardır ‘alışık’ olduğumuz ‘Güvenlik nedeniyle’ Amedspor taraftarı yine, yeni bir deplasman yasağı ile karşı karşıya kalmıştı. Ekranda saydığımız görüntüler ardı arkası kesilmez, sürekli tekrara düşerken Amedspor Başkanı Nurullah Edemen Twitter adresinden, “saat 19:00’da Sakarya’da oynayacağımız Sakaryaspor-Amedspor maçı öncesi sporcularımız sahaya ısınmak için çıkarken stadyum ekranlarında gösterilen video ve müzik. Neyin kafası yaşanıyor anlamadım. Hala anlamadınız mı? Amedspor bir futbol takımı” diyerek tepkisini gösterip, durumun ‘saçmalığını’ gözler önüne sermişti.
Yeşil sahada silah, tank ve zorbalık
Özetle karşılaşma hakem düdüğü ile yeşil sahada değil; silah, tank ve zorbalıkla çoktan başlamıştı. Sembolik olarak da olsa sonunda maç başlamış ve sembolik olarak da maç Sakaryaspor’un 2-0 üstünlüğü ile tamamlandı. Tabi ki müsabaka sona ermemişti. Sakaryaspor’un galibiyet inancı devam ediyor, tüm vatanın, ‘onurunu’, ‘öfkesini’ almaya yemin etmişti, soyunma odası da basıldı. Oyuncular ağıza alınmayacak küfürler ve hakaretler ile tehdit edildi. Oyuncuları ve teknik heyeti ‘korkutmayı’ başaran güruh ‘Vatanın hesabını’ alıp faşizm hanesine bir ‘üç puan’ daha yazmayı başardılar.
İşte böyle utanç bir günün ardından dünya futbolunda yükselen ırkçılık ve faşizmi bununla beslenen iktidar ve medyayı, ‘kendisine’ olunca nasıl da ırkçılık diye sesini yükseltirken, kendisi yaptığında nasıl da orgazm olduğunu ele alma ihtiyacı duymuş bulunduk.
Geçtiğimiz aylarda Gazete Karınca yazarı Erdoğan Usta futbolda ırkçılık ve mülteci konusunu işlerken şöyle bir tarifte bulunmuştu; “Irkçılık, ağız kokusu gibidir. Herkes onun başkalarında olduğunu zanneder. Başkasının ırkçılığını gördüğünde rahatsızlık duyar. Kendisine dönüp bakmaz bile.” Meseleyi bu kadar yalın, herkesin anlayabileceği bir tarif, “ırkçılık ağız kokusu gibidir. Herkes onun başkalarında olduğunu zanneder.”
Bu utanç durumun ardından Amedspor Başkanı Nurullah Edemen’e sorularımızı ilettik. Başta TFF ve savcılara, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması yönünde çağrıda bulunan Edemen, Sakaryaspor’unda cezalandırılması gerektiğini söyledi. Edemen, Sakaryaspor ve maruz kaldıkları ırkçı saldırılara karşı suç duyurusunda bulunacaklarını dile getirdi.
Öncelikle geçmiş olsun… O kara günü biraz anlatmak ister misiniz?
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki bu Amedspor’un başına gelen ilk olay da değildir maalesef son olay da olmayacaktır. Sakarya ile geçmişten kalan güzel duygularımız var. Sadece futbol oynayacağız düşüncesi ile Sakarya’ya geldik. Oyuncularımız ısınmak için sahaya çıktığında gördük ki durum bizim tahmin ettiğimiz gibi değildi. Maçın skorbordun ekranında tankları, uçakları, savaş görüntülerini izledik. Sahada ısınan oyuncuların herhangi birinin bundan etkilenmemesi elbette mümkün değil. Bunun üzerine yetkilileri “bunun doğru olmadığı, oyuncuların savaş görüntülerinden etkilenebileceğini” belirttik.
Ancak maalesef istediğimiz tepkileri alamadık ve ekran olduğu gibi kaldı. Arkasından da “Ölürüm Türkiyem” şarkısı çalmaya devam etti. Açıkçası bizim “Ölürüm Türkiyem” şarkısı ile bir derdimiz yok. Fakat ekran görüntüsü ve şarkının birlikteliği hoş değil. Üzüler söylüyorum; taraftarlarda bunlarla birlikte devreye girdi ve özellikle yedek kulübemize yönelik hakaretler, yabancı cisimler ve saldırılar oldu. Hocamız ve yedek oyuncularımız kulübeden çıkamaz duruma geldi. Bu şartlar altında maç bir şekilde bitti. Soyunma odasına giderken koridorda oyuncularımız ve teknik heyetimiz tekrar saldırıya maruz kaldı. Sonra saldırılar soyunma odasında, teknik hocamıza karşı fiziksel saldırıya dönüştü. Hatta hocamıza tekmeler atıldı
Şunu belirtmeyi önemli görüyorum: Türkiye’de ayrıştırmanın nereye geldiğini görüyoruz. Bu iktidar eliyle olan bir şey, daha önce yapılanlar cezalandırılmadığı için bugün bu kadar rahat saldırıyorlar. Amedspor’u nereye çekmeye çalıştıklarının farkındayız. Ancak şunu söyleyelim biz o fikriyatın zihniyetine asla düşmeyeceğiz. Tüm cevabımızı saha içerisinde, futbolumuz ve taraftarımızın sesi ile cevaplandıracağız.
Peki federasyonun bu kadar sessiz kalmasını hatta her fırsatta Amedspor’a ceza vermesini nasıl yorumluyorsunuz? Sonuçta Federasyon özerk bir yapı İktidar ile bir bağlantısı yok?
Bu süreçte özerk bir yapının kaldığını düşünmüyorum açıkçası. Yaşamın her alanında da bunu görebiliyoruz. Federasyon eğer özerk olsaydı “Çocuklar ölmesin maça gelsin” pankartına ceza vermezdi. “Ölüm olmasın” diyen taraftarlarımıza ve biz kulübe ceza veriyor! Bundan daha güzel bir talep olabilir mi?
İşte tam da böyle baktığımız zaman şunu söyleyebiliyoruz; ‘Özerk değiller bir şekilde etkileniyorlar’ ben buna “fırsat” demek istemem, demiyorum da etkileniyorlar diyorum.
Maalesef mevcut kulüpler de iktidarın yönlendirdiği politikalara daha yakın olup, daha rahat etmek için böyle davranıyor. Elbette direkt bunu talep ettiklerini söylemek doğru olmaz ama güçlünün yanında saf tutup, yakın olma çabası denebilir.
Bugün varolan iktidar değişsin, yeniden güçlünün yanında taraf tutarlar. Omurgasız toplumlar güçlünün yanında durmaya çalışırlar.
Bu süreçte yalnız kaldığınızı düşünüyor musunuz? Türkiye medyası bu konuyu nasıl ele alıyor sizce?
Türkiye’den hiçbir medya kuruluşu bize ulaşmadı. Bu da demek oluyor ki kimse gerçekten, gerçeği öğrenmek istemiyor. Aslında bu durum sadece Amedspor, bizler açısından bakılmamalı. Ana akım medya ırkçılığı, faşizmi, saldırganlığı gündem yapmak istemedi, yapmadı!
Beni, bizleri arayıp bilgi alan medya muhalif medya diyebiliriz. Oralara yani sizlere de bilgi verince de suçlu olup direk “Muhalif” olarak anılıyoruz. Hangi ana akım medya aradı da gerçeği, olanları söylemedik bir de işin bu tarafı var. Kimsenin gerçeği öğrenmek gibi derdiği olmadığı gibi “Amedspor” demekten dahi aciz olan bir Habertürk ile karşı karşıyayız. Amedspor yerine Diyarbakırspor demeyi tercih etmişler.
Varolan iktidar Diyarbakır mitinglerinde Amed’i Amedspor’u anıyor ancak pratikte hiç de öyle bir durum yok. İktidar ve şu an ki başbakan Amedspor ile iki kelam etse yapılanları kınasa durum başka olur. Demek ki talep edilen bu. Ama biz de bir kez daha belirtelim bizleri çekmeye çalıştıkları yere asla düşmeyeceğiz ve cevabımızı her zaman sahada ve tribünlerde vereceğiz.
* Türk-İslamcıların şairi Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Sakarya Türküsü’ şiirinin giriş mısralarından dönüştürüldü.
Meclis araştırsın
HDP Amed Milletvekili Semra Güzel, Amedspor’un Sakarya’da sözlü ve fiziki saldırıya uğramasının zeminini hazırlayan çatışma görüntülerinin skorboardlarda yayınlanmasını Meclis tarafından araştırılmasını talep etti.
Verdiği önergede yaşanan ırkçı saldırının Türkiye futbolu açısından bir utanç tablosu hal aldığını ifade eden Güzel, önergede, sporda siyasallaşmanın ve şiddetin önlenmesi amacıyla herhangi bir çalışma yürütmeyen AKP hükümetinin, saldırıların azmettiricisi olduğunu ifade etti.
Güzel, meclisin Amedspora yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırıların ve ayrımcılığın; saha içi ve dışı olayların araştırılması, başta TFF olmak üzere siyaset ve spor dünyasının gerginliklerin, ayrışmaların, ırkçılığın artmasındaki kusurları, ihmalleri ve hatalarının tespit edilmesi ile yaşanan sorunların giderilmesini amacıyla araştırma talebinde bulundu.
9 Ağustos 1942 Kiev Ölüm maçı
Tüm dünya tarihine baktığımızda spor, özellikle de futbol; halkları biçimlendirme, iktidarların arka bahçesi, milliyetçiliğin perçinlendiği ve faşizmin öğretisi olarak günümüze gelmekte. Fakat şöyle bir hikaye ile son sözü söyleyelim.
Özellikle yoksul halkların “hayatı” olarak gördüğü futbolun, (Çünkü en kolay yapılan spor futboldur. İki taş ve bir kola şişesi ile kim yapmamıştır mahalle maçı?) tüm demokrasi güçlerinin yönünü çevirmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatalım…
Sovyetler Birliği’ni işgal eden Naziler 1941’de Kiev’e girmeden önce Dinamo Kiev takımı tamamen dağılmış oyuncuların bir çoğu fırınlarda, fabrikalarda çalışmak zorunda kalmıştı. Alman faşizmine ve dünya halklarının geleceğine inanan Alman kökenli bir fırın sahibi Iosif Kordik, fırıncılardan oluşan futbol takımı kurmak istedi. Böylece Dinamo Kiev’in 8 eski oyuncusu ve Dinamo Lokomotiv’den 3 futbolcu ile FC Start takımını kuruldu. İşgalci Nazi komutanları askerlerine moral ve destek vermek için kolları sıvamış, planlarını kurmaya başlamıştı. Bu elbette geçmişten gelen basit bir topun, üç direk arasından geçerek gol olmasının ardından, üstünlük kurulduğuna inanıldığı ve ülkesinin başka bir ülkeyi alt ettiği düşüncesinin hastalık haline geldiği futbol karşılaşması olarak organize edilecekti. Ukrayna temsilcisinin yenilmesi emredildi. Ancak bu plan tutmadı! Ukrayna takımı 2 ayda oynadığı bütün maçları kazandı, ama 6 Ağustos 1942’de Nazi askerlerinin en güçlü takımı Flakelf’i yenmesi bardağı taşıran son damla oldu. Almanlar Ukraynalı futbolcuları üç gün sonra Flakelf’le oynayacakları rövanş maçını kaybetmeleri için uyardı. 9 Ağustos 1942’deki maçın oynandığı Zenit Stadyumu’na sadece Alman askerler izleyici olarak alındı. Karşılaşmanın hakemi de bir Nazi subayıydı. Baskı ve tehditler altında sahaya çıkan Ukraynalı futbolcular maçı 5-3 kazandı.
Sovyet ülkesi Ukrayna’nın en başarılı takımlarından Dinamo Kiev’in eski futbolcuları, 9 Ağustos 1942’de işgalci Nazi askerlerinin takımına karşı sahaya çıkıyor. Naziler maç öncesi Ukrayna takımını kaybetmeleri için defalarca uyarıyor. Ama takımın kaptanı, gözleri dolarak arkadaşlarını Sovyetler Birliği’nin onuru için maçı kazanmaları konusunda şu sözlerle ikna ediyor: “Bazı şeyler ölmeye değer!” Ve maçı 5-1 kazanıyorlar.
İşte o inanç ile sahaya çıkmak oldukça önemli “Bazı şeyler ölmeye değer!” Demokrasi, barış ve geleceğimiz için; halkların ortak yaşamı veyahut da nasıl yaşayacağını kendisinin tercih etmesi açısından.
Irkçılık ağız kokusu gibidir
Almanya forması giyen ve Dünya Kupası öncesi Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile çektirdiği pozlar ile eleştirilen başta Mesut Özil olmak üzere İlkay Gündoğan Almanya’da oldukça eleştiri oklarını üzerine çekmişti. Türkiye kamuoyu “ırkçılık” konusunda hem fikir olup, özellikle Mesut Özil’e büyük destek verdi. Ancak yukarda alıntıladığımız gibi “ırkçılık ağız kokusu gibidir. Herkes karşısında olduğunu düşünür” Konu Amedspor olunca herhangi bir toplumsal, kuvvetli, medya gücü ile destek ve varolan saldırıları herhangi bir kınama gelmedi.
Sevgili FIFA
FIFA ilk olarak 2014 yılında “No to racism” (Irkçılığa hayır) videoları ve açıklamaları ile yine oldukça sempatik gözükmeyi başardı. Ancak Avrupa futbolunda varolan ırkçılığa ve faşizme karşı yani onların sözcülerine karşı sempatik olmaya devam edeceğiniz oldukça açık. Teşekkürler!
Bilgen: Savaş dili sporu da zehirliyor
ZEYNEP KURAY / İSTANBUL
Amedspor’a Sakarya’da yapılan saldırının topluma dayatılan psikolojinin, düşmanlaştırmanın ve ötekileştirmenin tipik bir yansıması olduğunun altını çizen HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, son derece planlı ve tercihli bir yaklaşımla karşı karşıya olunduğuna dikkat çekti. Saldırının bir topluma yönelik olduğunu kaydeden Bilgen, ‘’Savaş dili sporu da zehirliyor’’ dedi.
Herkesi Amedspor ile dayanışmaya çağırdı.
Sporun Türkiye’deki gerçekliğinde iki karşılığı olduğunu belirten Bilgen, “Ya bir depolitizasyon işlevi yükleniyor; toplumsal duyarlılığın siyasetle buluşmasının engellenmesi ya da tam tersine çatışma, gerilim gibi temel politikaları tahkim etmek için araçsallaştırılıyor” dedi.
Bilgen, bu anlamda Sakarya’daki spor karşılaşmasında dev ekrandan yansıtılan görüntülerin siyasetteki savaş dilinin nasıl sporu da zehirlemek amacıyla kullanıldığının somut göstergesi olduğunu kaydetti.
Meseleyi sadece kişisel, münferit bir saldırganlık olarak tarif etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Bilgen, yaşanan saldırının politik yönetimin bir irade beyanı olduğunu vurgulayarak, “Çalınan müzikler ve izletilen görüntüler, adeta hedef gösteren, ayrımcılığı teşvik eden ırkçı yaklaşımı ortaya koymaktadır” diye konuştu.
Düşmanlaştırma, ötekileştirme
Bu saldırının topluma dayatılan psikolojinin, düşmanlaştırmanın ve ötekileştirmenin tipik bir yansıması olduğunun altını çizen Bilgen, böyle kampanya tarzı yöntemlerle toplumun olumsuz bir yönde mobilize edilmek istendiğine işaret etti.
Geçmişte yaşanan linç girişimleri ve toplu infaz vakaları düşünüldüğünde, bunun son derece kaygı verici bir durum olduğunu ifade eden Bilgen, son derece planlı ve tercihli bir yaklaşımla karşı karşıya olunduğuna dikkat çekti.
Bilgen, bu saldırının, herkesi ’teröristlik’ ve ’bölücülük’le suçlayan anlayışın pratikte toplumu nasıl böldüğünün, ötekileştirdiğinin ve kör şiddete teşvik ettiğinin açık resmi olduğunu kaydetti.
Yaşananların siyasi iklimden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bilgen, şunları dile getirdi: “Her gün akşam haberlerinde farklı bir halkın dilini, kültürünü, siyasetini sürekli hedef gösteren, ötekileştiren zihniyet zaten bu tür olaylara zemin oluşturuyor. Burada topluma düşen, bu ötekileştirmeye karşı dayanışma tavrını ortaya koymak ve saldırıya uğrayan Amedspor’a sahip çıkmaktır. Çünkü burada sadece bir spor kulübüne değil, bir kültüre, bir topluma yönelik bir saldırı söz konusudur.”