AKP-MHP faşizminin resmi ilanı olarak lanse edilen şaşaalı saray töreni siyasi bir analize tabi tutulduğunda ne tür bir faşizm biçimiyle karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılmaktadır. Kalabalık bir siyasi güruhun törene katılmasıyla güçlü ve dikkate alınan bir devlet olduğu görüntüsü verilmeye çalışılırken, siyasi ve diğer şahsiyetlerin temsiliyet düzeylerine bakıldığında gerçekte bir üçüncü dereceden faşizmle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Tabi üçüncü dereceden bir faşizmin dünyanın birincileri tarafından desteklenmediği ve tehlikesinin az olduğu sonucuna ulaşmamak lazım. Tam tersine hegemonik sistem tarafından krizin rejimi olarak dünyanın geri kalanlarına sunulan ve dolayısıyla desteklenen, şu anki sürece değin sergiledikleriyle ne düzeyde şiddetli bir demokrasi ve toplum karşıtı olduğu zaten anlaşılmış olan son derece baskıcı, şiddetli ve soykırımcı bir faşizm türü söz konusudur.
Faşizmin şöyle bir özelliği vardır. Pratikteki sürdürücü güçlerinin iktidar, devlet ve hegemonya sistemi içerisindeki konumları aşağıda olduğu oranda kendisinin şiddeti o oranda fazladır. Bunun nedeni iktidar, devlet ve hegemonya içerisindeki hassas konumu, konunun anlaşılır biçimiyle zayıf düzeyidir.
Türk devlet ve iktidar elitinin tarihsel gelişimi özellikle Osmanlı sultasının zayıf düşüp dağılmasından sonraki süreçte bu şekildedir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidar ve devlet içerisinde konumlanma serüveni buna en iyi örnektir. Türk devlet ve iktidar elitinin en ayırt edici özelliği iktidar dışılığı hiç yaşamamış olmasından ötürü her türlü değişim ve demokratik gelişmeye kapalı olmasıdır. Bunun beraberinde getirdiği önemli toplumsal ve siyasal sonuçları vardır. Bunun başında işte bugün karşı karşıya olduğumuz milliyetçi, cinsiyetçi, militarist toplum ve faşist devlet sistemidir.
Eski devlet ve iktidar sistemlerinin dağılması ve modern devlet ve iktidar inşalarının gelişmesi olarak tabir edilen iktidar ve devlet unsurlarının değişmesi, başka bir değişle ulus-devlet sistemlerinin kurulmasında dünya genelinde az da olsa bir önceki süreçte iktidar ve devlet sisteminin dışında kalan kesimler rol aldılar. Bunun sonucunda kısmi bir değişim ve dinamizmin bir gelenek olarak gelişimi sağlandı. Bu şekilde siyasal ve toplumsal tıkanma ve boğulmanın şiddeti azalmış oldu veya tıkanma ve boğulma aşamasına varılmadan değişim yeteneklerinin kendini devreye koyarak bir sıçramanın yaşanmasını beraberinde getirmiş oldu.
Dünyadaki gelişmeler bu yönlü olurken Türk devlet ve iktidar geleneğinin gelişimi tersi yönde oldu. İttihatçı gelenekle başlayan yeni iktidar ve devlet sistemi faşist bir şekilde gelişti. Çünkü yeni dönemin devlet ve iktidar sistemini geliştirenler eski dönemin devlet bürokrasisinde yuvalanan ve hegemonik sistemin küresel ve bölgesel çıkarları olmasa çok açık bir rüşvet ve gasp dışında aslında hiçbir iktidar ve yönetme yeteneği olmayan kesimler olmuştur. Sürekli bir komplo, entrika, saray içi ve dışı darbelerin vuku bulması bunun sonucudur. Siyasal ve toplumsal sıkışmalarda dünya örneklerinin tersine daha fazla baskı ve şiddetle ortadan kaldırma temel yöntem olarak bellenmiş durumdadır.
Bunun en açık örneği Kürt halkının artık eski sömürge ve işgal koşullarını kabul etmeyip kendi durumuna çözümü dayattığı ve artık bundan kaçınmanın mümkün olmadığının anlaşıldığı durum karşısında devletin bugüne kadar başvurduğu politikalardır. Yine daha birçok demokrasi, hak ve adalet meselelerinde de aynı bastırma ve ortadan kaldırma politikaları izleniyor durumdadır. Düzenin siyasal ve toplumsal boğuntuların sürekli tavan yaptığı bir seyirde nasıl oluyor da devamını kesintisiz bir şekilde sağladığı sorusu ve buna verilecek yanıtlar önemlidir ve meselenin özünü yansıtacak durumdadır aynı zamanda.
İçerideki devlet ve iktidar kesiminin açık rüşvet ve gasp kültürü dışında hiçbir yeteneğinin olmadığı bir böylesi bir durumda elbette bunun hegemonik sistemle olan ilişkisine bakmak gerecektir.
AKP-MHP türü faşizm hegemonik kriz ve tıkanma süreçlerinde eskisi kadar desteklenmeyen ve bunun sonucunda merkezi yapılardan daha derin bunalım yaşayan çevre ve uydu yapıların geliştirdiği, kendi zayıflığını sistemin hegemonik ölçekte yaşadığı zayıflık üzerinden aşmayı amaçlayan ve bu şekilde kendi çözülüşünün önüne geçmeyi arzulayan bir sistem biçimindedir. Dolayısıyla AKP-MHP faşizmine karşı mücadele edilirken bir dünya sistemine karşı mücadele edildiği ve tıpkı Hitler faşizminin yenilmesiyle beraber yeni bir dünya inşasının imkânlarının doğduğu ve önemli mesafelerin kat edildiği bir sürecin önünün açılacağı bilinmelidir.
Bu bir ürküntüye yol açmamalıdır. Hegemonik kapitalist sistem bir kriz ve tıkanma sürecini yaşamaktadır. Statükocu güçlerin ise halklara, toplumlara, insanlığa vereceği hiçbir şeyi yoktur. Rojava deneyiminde olduğu gibi doğru ideolojik ve siyasal çizgi ve mücadele yöntemleri izlendiğinde gelişme kat etmenin imkan dahilinde olduğu görülecektir.