
Veysi SARISÖZEN
TR 7 24 sitesi bilindiği gibi Cemaat yanlılarının sitesi. Adem Yavuz Aslan da bu sitede yazıyor. Eski istihbaratçı Zeki Güven’in hücresinde ölü bulunması üzerine yazdığı dünkü yazısından kısaltarak bir alıntı yapacağım:
“Stockholm Center for Freedom kayıtlarına göre 15 Temmuz 2016’dan bu yana cezaevlerinde hayatını kaybeden tutukluların listesi şöyle ;
* Halime Gülsu, öğretmen,
* Teoman Gökçe, yüksek yargıç,
* Adnan Çetin, albay,
* Ahmet Turan Özcerit, akademisyen,
* Vahyettin Yahya Bayat, işadamı,
* Lokman Ersoy, öğretmen,
* Selman Aşçı, Kimse Yok mu gönüllüsü,
* Yavuz Ekrem Arslan, tuğgeneral,
* Mustafa Erdoğan, yüksek yargıç,
* Ahmet Tatar, polis amiri,
* Kamil Ülgüt, işadamı,
* Recep Erdem, işadamı,
* Kadir Eyce, polis memuru,
* Ali Özer, doktor, kalp krizi,
* Mehmet İnam, diş hekimi,
* Ünal Takmaklı, işadamı,
* Kemal Kaya,
* Behçet Emdi, öğretmen,
* Burak Açıkalın, mühendis,
* İrfan Kızılarslan, albay, intihar,
* Fatih Korkmaz, öğretmen,
* Ahmet Ok,
* Enver Şentürk, gardiyan,
* Seyfettin Yiğit, savcı,
* Ömer Çubuklu, gardiyan,
* Mustafa Törer, işadamı,
* İsmail Çakmak, yarbay,
* Hasan Hayri Alp, işadamı.”
Bu ölümlerin en büyük bölümü intihar ve “kalp krizi”nden. “Bizimkileri” kapsamıyor.
Kapsamıyor ama sizce bu listenin her hangi bir önemi yok mu?
Faşizm demek yalnız sistem karşıtı güçlere karşı bir terör rejimi demek değil. Bütün “Batı demokrasileri” “sistem karşıtı” güçlere karşı her türlü hukuksuzluğu yapar. Geçen gün bir Kürt derneğine Alman polisinin yaptığı baskın, Norveç polisinin Gülizar Taşdemir’i Türkiye’ye iade etmesi bu ülkelerin faşist olduğunu göstermez. Ama iş “sistem savunmasına” geldiğinde kendi hukukunu alçakça çiğneyen bir “demokrasi” olduğunu gösterir.
Faşist rejim yalnız “sistem karşıtlarını” hedef almaz. Sistem içi muhaliflerini de yok eder. Hitler’in SA’lara karşı giriştiği kanlı “uzun bıçaklar gecesi” bir örnektir. Şu anda yukarıdaki listenin de gösterdiği gibi “sistem içi” bir güce yönelik kanlı tasfiye hareketi de rejimin faşistliğini gösteren kanıtlardan birisidir.
Tarih bu gibi durumlara birçok defa tanık oldu. Cemaat’in AKP ile birlikte Kürt legal hareketine karşı giriştiği KCK “siyasi soykırımı” elbette unutulmadı. Daha geriye gidelim: 1919 yılında KP liderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, Almanya’nın Sosyal Demokrat Savunma Bakanı Gustav Noske’nin emriyle tutuklanmış ve işkenceyle öldürülmüştü. Bu da unutulmadı.
Sonra ne oldu?
Faşizm egemen oldu. Noske’nin partisi, komünistlerle, Yahudilerle, Romanlarla (Çingenler) ve eşcinsellerle birlikte toplama kamplarına kondu.
Bizde ne oldu?
Faşizm oldu. Cemaatçiler HDP’lilerle, NATO subaylarıyla birlikte şu anda hala zindanlarda. Aralarında öldürülenler de var.
Savaştan sonra Almanya’da Sosyal Demokratlar yeniden legalleşti. Ama komünistlere karşı düşmanlıklarında niteliksel bir değişiklik olmadı.
Yarın faşizm tasfiye olduktan sonra Cemaat de büyük olasılıkla legalleşir. Ama onların da HDP’ye, PKK’ye, KCK’ye, sosyalistlere karşı düşmanlıklarında niteliksel bir değişiklik olmaz.
Hal böyledir.
Böyledir ama, bizler ilkelere bağlıyız. Bize düşman olanlara karşı yapılan insan hakları ihlallerine karşı çıkarız. Nitekim Nazi rejiminde en amansız zulme uğrayan komünistler, kendilerine kan kusturan sosyal demokratları Nazi kamplarında canları pahasına savunmaktan geri durmadılar.
Şimdi de hücresinde ölü bulunan, büyük olasılıkla öldürülen ve Kürt ve sosyalist olan herşeye düşman bir polis şefinin bile hesabını yalnızca biz sorarız. Bugün zindanda ağır işkence altında olan Kürt yurtseverleri, kendi halkından başka hiç kimseden en küçük bir “destek” beklemiyorlar. Hiçbir devrimci “neden CHP’liler, Cemaatçiler bize sahip çıkmıyor” diye yakınmıyorlar. Kendi güçlerine, iradelerine güveniyorlar. Kendilerini birer “zavallı mağdur” olarak görmüyorlar. Direnmenin bedelini kahramanca ödüyorlar.
Ama onlar şimdi zindanlarda birlikte yattıkları “düşmanlarının”, generallerin, amirallerin, polis şeflerinin, yargıçların ve savcıların uğradığı zulme karşı da direniyorlar. Çünkü onlar faşizmin, kimi hedef alırsa alsın her türlü zorbalığının en kararlı, en ilkeli, en direngen karşıtlarıdır. Kan kusuyorlar, kızılcık şerbeti içtik diyorlar.
Ve düşen kim olursa olsun işkencecilere karşı onun yardımına koşuyorlar.
Kürt Özgürlük Hareketi ve onun dostları faşizme karşı herkesin hak ve hukukunu savunduğu içindir ki, Türkiye’nin biricik demokratik alternatifidir.
Biz gazetecilere gelince; faşizmin faşizm olduğunu gösteren bütün kanıtları halkımıza duyurmalıyız. Örneğin yukarıdaki listeyi… Duyurmalıyız ki, bize yapılanları destekleyenler, kendileri gibi düşünenlere yapılanları duysun ve faşizmin faşizm olduğunu anlasınlar.