ZEKİ AKIL
Türk faşizmi savaşa ve Kürtleri bitirmeye kilitlendiği için bütün gelişmeleri bu uğurda kullanıyor. Bütün dünya koronavirüs salgınıyla boğuşurken AKP-MHP iktidarı bunu da bir fırsata çevirmeye uğraşıyor. Bu salgına karşı Türk yönetiminin ciddi bir hazırlığı ve mücadele planı yoktu. Hazine savaşa ve yandaşlara peşkeş çekilmişti. Salgın bütün ülkeye yayıldı. İktidarın yapabildiği şey halktan bağış toplamak oldu.
D. Bahçeli, Alaattin Çakıcı gibi ülküdaşlarını hapisten çıkarmak için girişimlerde bulunmuştu. Ancak gelen tepkiler üzerine bu girişim durduruldu. Koronovirüs salgını nedeniyle insan hakları kuruluşlarından ve dünyadaki ilgili çevrelerden hapishanelerin boşaltılması çağrıları geldi. Amaç tutukluların salgın nedeniyle salıverilmesi ve toplu ölümlerin önlenmesiydi. Zaten Türkiye’nin cezaevleri tıka basa doldurulmuştu. Erdoğan-Bahçeli iktidarı bu çağrılara cevap vermek yerine daha önce çıkaramadıkları infaz yasasını karambole getirerek hızla meclisten geçirdiler. İktidara muhalif olan çevrelerin tümü içeride tutulacak biçimde infaz düzenlendi. Ölürlerse iktidar için bir kazanım olacak!
Rojava’da Kürtlere karşı etnik temizlik sürüyor. DAİŞ, El Nusra gibi çetelerden devşirilmiş güçler Kürtlerin üzerine saldırtılıyor. Tecavüzden talana kadar her türlü insanlık ve savaş suçları işleniyor. İşgal edilmeyen bölgelere yönelik komplo ve karşı faaliyetler devam ediyor. Bazı bölgelerin işgali ve demokratik kazanımların ortadan kaldırılması için Rusya dahil diğer güçlerle pazarlıkları devam ediyor.
Mexmûr Mülteci Kampı bombalanıyor. Şengal bombalanıyor. KDP ve YNK harekete geçirilerek Zinê Wertê gibi alanlarda gerilla güçleri kuşatılmaya çalışılıyor. Türk devletinin Güneyi açık bir atış alanı ve savaş meydanına çevirdiği biliniyor. Uçakları her gün istediği gibi bomba yağdırıyor. KDP ve YNK buna karşı bir şeyler yapmak yerine Mexmûr Mülteci Kampına karşı ambargo uyguluyorlar. Türk devleti askeri ve ekonomik olarak Güneyi sömürgeleştirmiş durumda.
Türkiye’de HDP yok edilmesi gereken bir parti. Belediyelerine el konuldu. Yöneticilerinin çoğu hapishanelerde. Ağzını açan, muhalefet eden bütün kesimler hedefte. Bastırılmış, susturulmuş ve etkisizleştirilmiş bir toplum yaratılmak isteniyor. Türkiye’de kimse işleyen bir hukuk ve adalet sisteminden söz edemiyor. Ekonomi dibe vurmuş. Emek örgütlerinin içleri boşaltılmış ve zayıflatılmış. Basın tam bir psikolojik savaş organı haline getirilmiş. Irkçılık ve savaş çığırtkanlığı tüm zamanlara fark atmış. Halk içinde ajanlaştırma, yozlaştırma ve toplumsal değerleri yıkıma uğratma çalışmaları sınırsız yürütülüyor. Toplum toplum olmaktan çıkarılıyor. Vicdan ve adalet duygusu köreltiliyor.
Bu toplumsal yıkıma ve Kürtleri inkar, imha saldırılarına karşı ne yapmak gerekir? Bu bilinmez değil. Kürtler kırk yıldır direniyorlar. Büyük bir deneyim ve birikim sahibi oldular. Türkiye sol ve demokrasi güçleri de güçlü bir birikime ve potansiyele sahiptir. Sorun bu kapsamlı saldırlar karşısında zengin mücadele yöntemlerini devreye sokmakta. Ayrıca demokrasi güçlerinin ortaklaşması ve örgütlenmesi için yol yöntem bulması gerekiyor. Dikkat edilirse AKP ve MHP devletin bütün olanaklarını kullandıkları, savaş ve baskı mekanizmasını sürekli hale getirdikleri halde iktidarda kalmak için gereken halk desteğini alamıyorlar. Son yerel yönetim seçimlerinde iktidar kaybetti. Büyük şehirleri muhalefet kazandı. Muhalefet güçlerinin çok belirgin ve kurallara bağlanmamış ittifakı bile İstanbul gibi şehirlerde AKP’ye kaybettirdi. CHP muhalefet rolünü gerçek anlamda oynamıyor. Halkın oylarına ve iradesine sahip çıkamıyor. Bu konuda CHP’den hesap sormak ve ciddi biçimde eleştirmek gerekir. Ancak ülkenin ve demokrasinin geleceği CHP’ye bırakılamaz. Onu da aktif muhalefete çekecek demokratik bir birlik hedeflenmelidir.
Devlet her yeri bombalıyor. Evler ve köyler basılıyor. Herkes izleniyor ve dinleniyor. İnsanlar açlığa ve yoksulluğa mahkum ediliyor. Korkunç bir dezenformasyon var. Toplum terörize ediliyor vb denilebilir. Doğru. Devleti yönetenler her kötülüğü yapıyor. Ancak biliyoruz ki, faşizmin karakteri zaten budur. Faşizme karşı mücadele kolay değildir. Önemli olan zor olanı yapmak ve başarmaktır. İnsan insan olmaktan, toplum toplum olmaktan vazgeçemez. Nasıl ki insanlık koronavirüsüne, salgın hastalıklar belasına karşı direniyor, çare bulmaya çalışıyorsa faşizm belasına karşı da öyle direnmek, yol ve çare bulmak zorundadır.
Bahçeli, Erdoğan faşizmine karşı olan bütün güçler bilmelidir ki, bunlar savaş ve şiddet dışında ayakta kalamazlar. Topluma verecekleri bir şey kalmamıştır. Korkuyorlar. Tabanları eriyor. Demokrasi güçleri yüksek bir ruh ve moralle harekete geçerlerse faşizmin önünü keserler. Mücadele alanlarını çeşitlendirmek ve yaratıcı yöntemler bulmak gerekir. Kadınlar, Kürtler, Aleviler, emekçiler, aydınlar, sol ve demokrasi savunucuları muazzam bir potansiyeli oluşturuyorlar. Kültür çalışmalarından propagandaya, diplomasiden eylemsel alana kadar yoğun ve yaygın bir çalışma yürütmek gerekir. Karamsarlığa ve umutsuzluğa yer vermemek çok önemlidir. Faşizm halkın umutlarını kırmaya ve ufkunu daraltmaya çalışır. Onlar nasıl ki, iktidarlarını ayakta tutmak için bütün insanlık dışı yöntemleri kullanıyorlarsa demokrasi güçleri de insanlık değerlerini yücelterek karşı hamle yapmak zorundalar. Toplumsal mücadeleler tarihsel temeli olan mücadelelerdir. Direnenler kazanacaktır.