Kastettiğim uluslararası güçlerin oluşturduğu koalisyon değildir. O da direnişin önemli bir sonucudur ama daha da önemlisi 1 Kasımı, Dünya Kobanê Günü yapan duygu birliğidir. Hiçbir örgütsel bağı olmayan insanlar dünyanın dört bir yanında Kobanê için sokaklara dökülmüştü.

HDP’nin 7 Haziran başarısında Kobanê direnişi ve ittifakının etkisi belirleyici olmuştur. Bu başarı dağınık olan faşist güruhu da ittifak yapmaya zorlamıştır. Çünkü faşizm zayıflamış ve kendi sonunu görmüştür. Bu telaş ile Türkiye ölçeğinde AKP-MHP-Ergenekon-Yeşil Sermaye ittifakı Erdoğan’ın öncülüğünde geliştirilen darbe sürecinin arkasında durmuştur. Bu darbe süreci Erdoğan’ın 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatına müdahalesiyle başlamışsa da kurumsal darbeye dönüşmesi 7 Haziran sonrası olmuştur. 

Faşist ittifakın Türkiye’nin başına neler getirdiğini yazmaya bile gerek yoktur. 10 ay boyunca günlük ortalama 10 cenaze toprağa gömülmüştür. Bir yıl öncesinde demokratik direniş ve ittifakla toprağa ekilen umut tohumu, Erdoğan’ın faşist ittifakının iktidarı tarafından toprağa ekilen insan bedenleriyle çürütülmek istenmiştir. 

Bu darbenin bir sonucu da Ahmet Davutoğlu hükümetidir. Şimdi Davutoğlu’nun Erdoğan’a karşı neden bu kadar iradesiz durduğu tartışılmaktadır. Bu safça bir beklentidir. Davutoğlu alenen Erdoğan’a karşı duramazdı. Çünkü meşru bir başbakan değildi. 7 Haziran sonrası gelişen faşist ittifakın 1 Kasım’a kadar sürdürdüğü tiyatronun başrol oyuncusuydu. Bu oyundaki başarısına karşılık aldığı armağan ya da sus payı ise bir dönemlik başbakanlıktı. 

Yoksa, geçen yıl da Erdoğan, Binali Yıldırım’ı başbakan olarak işaret etmişti. Davutoğlu ise bu işe kendini kaptırmış, başbakan olduğuna iyice inanmıştı. Lakin darbeyle gelen Davutoğlu darbeyle gitti. Bundan dolayı gidişine gıkını bile çıkaramadı. 

Bu faşist ittifak yaklaşık bir yılda TBMM’de sadece iki önemli karar çıkartabildi. 1 Kasım öncesi Kürtlere karşı savaş tezkeresi; 1 Kasım sonrası ise ‘dokunulmazlıkların kaldırılması’ adı altında HDP’yi meclisten atma kararı. Meclis, aldığı bu kararlar dışında 7 Haziran sonrası kendini inkar etmiş, tüm yetkisini Saray’a devretmiştir. Saraydaki konuşunca meclis toplanmış, saraydaki konuşunca meclis dağılmıştır. 

Dokunulmazlıklar gündemine gelene kadar CHP’nin siyasi etkisi toplamada sıfır, çarpmada bir düzeyinde olmuştur. Ama mesele Kürt sorunu olunca CHP de kılıç kuşanmıştır. Elbette CHP içindeki demokrat damarı kimse inkar edemez ama mevcut CHP’ye rengini veren zihniyetin demokrasiyle hiçbir ilgisi olmadığı gerçeği de inkar edilemez. 

AKP-MHP-Yeşil Sermaye-Ergenekon ittifakı 22 Temmuz’da ABD desteğini almış ve 24 Temmuz’da çılgınca bir savaşı başlatmıştır. Bugün ABD o desteğini büyük oranda çekmiştir. Faşist ittifak, Kürdistan’da işlediği suçların büyüklüğü nedeniyle uluslararası desteğini kaybederken ittifakına CHP’yi katmayı da bilmiştir. 

Kemal’e Kılıçdaroğlu soy ismini veren CHP zihniyeti, Dersim 37-38’de ne yapmışsa, bugün de aynısını yapanların yanındadır. O işbirlikçi ‘kılıç’ Şark Islahat Planı’nın parçası olarak Dersim’e çekilmişti. Kemal de o ‘kılıç’ın oğludur. Bugün o soykırım planı Çöktürme Eylem Planı olarak güncellenmiştir. CHP de eski CHP olduğunu göstermiş ve HDP şahsında Kürdistan’a kılıç çekmiştir. 

CHP içerisindeki demokrat damara söylenecek tek söz kalmıştır: HDK’nin de üstünde bir Demokrasi Bloğunu inşa etmeniz dışında hiçbir siyaset sizi bu faşist ittifakın suç ortağı olmaktan kurtaramayacaktır.

Burada HDP-HDK’nin mücadelesi çok belirgin olacaktır. Yazının başında Kobanê direnişi ve ittifakına atıfta bulunurken, sonda söylemek istediğim de Cizre ve Sur’da temsilini bulan direnişin büyük bir ittifaka dönüşmesi gereğidir. Halkların Birleşik Devrim Hareketi bu direnişin sonucu olarak görülebilir. Şimdi sıra demokrasi ve özgürlük mücadelesinin seferberlik düzeyinde direniş ve ittifaklara dönüşmesindedir. 

Lenin, “her devrim bir ittifak işidir” demiştir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt halkı da her başarının arkasında ittifakların yer aldığını pratikte defalarca ispatlamıştır. 

Bu teorik ve pratik tecrübe ile şimdi herkes yakasındaki demokratlık ve yurtseverlik rozetini bir başkasına takabilmeli. HDP’nin bir dönemki sloganıyla ‘BİZLER’; kadınlar ve gençler, işçiler, emekçiler, aydınlar, gazeteciler, sanatçılar, öğrenciler... tüm toplumsal kesimlere ulaşabilmeliyiz. Yaşanılanın ve yaşanılacak olanın keskin bir yol ayrımı olduğunu kavramalı ve kavratmalıyız. Faşizmle demokrasi arasında tercih yapabilmesi için halkı psikolojik savaşın etkisinden kurtarmalıyız. 

HDP ve HDK bileşenleri ise ‘BİZLER MECLİSE’ yerine ‘BİZLER HALKA’ sloganıyla daha geniş toplumsal kesimlere ulaşabilmeli. Geride bıraktığımız aylar faşizm karşısında geri adım atmadan direnişi büyütmek en hayati tutumdu. En az direniş kadar ittifak seferberliği de başarının elde edilmesinde belirleyici olacaktır.  



Ersin Çelik