“Buradan bir atlı geçti
Yarama bastı geçti
Tabip yaramı elleme
Yaramın vakti geçti”
Urfa yöresinden Balıkçı Bekir’in türküsündeki trajik olayla karşı karşıyayız. Kürt halkına her türlü zulmü uygulayan Kenan Evren, Süleyman Demirel, Tansu Çiler, Necmettin Erbakan bu topraklardan geçti. Şimdi de Erdoğan ve onun eşkıya şebekesi geçiyor. Geçiyor ama onun sonu neyle hâsıl olur, işte orası tam bir açmaza dönmekte. 31 Martla başlayan 23 Haziranla devam eden süreçte AKP ciddi bir sarsıntı geçirdi. Yaşadığı bu sarsıntı sonucu AKP içindeki çatlaklar derinleşince her zaman ki gibi fatura yine Kürtlere kesildi. Çünkü faşist, soykırımcı gelenekten gelen bu yapıların sonunu Kürt halkı ve demokrasi güçleri hazırladı ve tarihin çöp sepetine gönderdi. Soykırımcı zihniyetin son ürünü ve en vahşisi olan AKP rejimi de sonuna yaklaştıkça daha da vahşileşiyor ve insanlığa dair ne varsa ayaklar altına alıyor.
AKP demagoji ve psikolojik savaşla seçim öncesi yüzünü maskelemeye çalışsa da kısa sürede maskesi düşüyor ve o çirkin yüzü açığa çıkarıyor. Orman kanunlarıyla halkın iradesini gasp edip bir kez daha hırsızlıkta ve talanda sınır tanımayan kayyumları atıyor. HDP her üç belediyeyi talancı kayyumlardan yüzde altmışın üzerinde oyla almış ve talan düzenine dur demişti. Kısa bir sürede toplumcu münezzeh belediyeciliği topluma taşırabilmiş, toplumcu yerel yönetim anlayışıyla her kesime eşit hizmeti kendisine yol bellemiş belediyelere neden kayyum atansın ki? Çünkü bir tarafta paraya tapan AKP anlayışı, bir tarafta halkın gücüne dayanan HDP’in toplumcu anlayışı var. Çünkü HDP belediyelerinde hırsızlıkla oluşan para babalığına izin verilmiyor. Bu düzende Erdoğan ve onun hırsızlık şebekesine ekmek çıkmadığı için kayyum atanıyor. Erdoğan’ın ve ailesinin menfi çıkarları olmadığı için kayyum atanıyor. Kısacası talan, soygun, hırsızlık düzenlerini sürdürmek için kayyum atıyorlar.
Tüm hukuksuzlukların temelinde yatan bir diğer yegâne neden ise AKP devletinin içte ve dışta yaşadığı çöküntüdür. Pençe Operasyonu ile Xakurkê’de sıkışan işgalci ordu Fırat’ın doğusunda da bozguna uğrayınca içe dönerek Amed, Wan, Merdîn belediyelerine kayyum atayarak zevahiri kurtarma peşinde. Erdoğan milliyetçi duyguları kabartarak dış politikadaki açmazını bu şekilde kapatmak istese de ne yazık ki güneş balçıkla sıvanmıyor. Bu politikaların miladı uzun zamandır doldu. “Atı alan Üsküdar’ı gerçi” Kasım Paşalı. Bu tür müdahaleleriniz belki size biraz zaman kazandır. Ama halkın iradesinin önünde ne bentler dayanır nede saraylarındaki sultanlar.
Toplumsal inşa zihniyette başlar ve devinime geçip katalizör oluşur ise onun önünü almak öyle kolay değil. Toplumsal inşa sadece belediyelerle inşa edilmez her alan bu çalışma için akademiye dönüşür. Erdoğan ve şebekesinin anlayamadığı noktadır. Kürtler belediyelerle bugünlere gelmediler, beden ödeye ödeye bugünlere geldiler. “Oyum size zehir, zıkkım olsun” diyen annenin çığlığı ondandır. O anne devletin vahşiliğinin tanığı olduğu için kaldırımda oturup isyan etmektedir. O annenin çığlığı özgür Kürdün isyanıdır. Erdoğan ve şebekesinin en büyük korkusudur. Özgürlük mücadelesinin toplumsallaşmasından ve giderek dalga dalga yayılmasından korkmaktadır.
2015’de ki kumpas bir olayı bahane ederek Kürt halkına her türlü zulmü yapan bu İttihat ve Terakki geleneğinin son nidası AKP’de yolcu olduğunu biliyor. Bunu bildiği içinde son çırpınışlarla hunharca her tarafa saldırıyor. Ne yazık ki cesaret kötü huyludur bir kez kendini hissettirdi mi artık dönüşü zordur. İstediğiniz kadar zalimleşin, bu halk dünde bugünde sizin önünüzde diz çökmedi, çökmeyecek. Bu halk İttihat ve Terakki’in faşist zihniyeti karşısında Seyid Rıza’nın “Evladı Kerbelayıx. Bi günahız. Yaptığınız ayıptır, zulümdür, cinayettir” deyip ayağının altıdaki sandalyeyi 78 yaşında tekmeleyerek ölüme gitmiştir. Yine asılmadan önce kendisine uzatılan bir kâğıda şunları yazar Şêx Saîd ve basar imzasını; “Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Hayatımın sona erdiği şu anda, milletim için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız, bizi mahcup etmesinler.” Bu halk yaşatılan bu zulümler karşındaki direnişleri unutmadı ki bu soykırımcı, faşist zihniyet karşısında diz çöksün. Bu halk darağaçlarını da gördü, diri diri yakılmayı da gördü, ölü bedenlerin panzerler arkasında sürüklendiğini de gördü, yaşadı, tanık oldu. Bu halkın görmediği, yaşamadığı zulüm kaldı mı? Milliyetçi-İttihat Terakkici faşist zihniyetinin temsilcileri Talat ve Enver Paşa, Kenan Evren ve Esat Oktay, Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’e kadar hepsi her türlü devlet terörünü Kürt halkına uyguladı ve hepsi de tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar. Bugünde faşist zihniyetin devamı Tayyip Erdoğan her türlü devlet terörünü uygulamaktadır. Kuşkusuz o da diğerleri gibi tarihin çöplüğünde yerini alacaktır.
Tarihe iz düşürenler haklı ve hakikatten yana tavır koyanlar oldu. Özcesi Erdoğan ve onun mafya çetesinin tarihin çöplüğüne gitmesi an meselesidir. Bu faşist zihniyete karşı güçlü bir programla Gezi ve Kobanê ruhuyla alanlara çıkmanın, direnişi yükseltmenin tam zamanıdır. Bu kokuşmuş faşist sistemden ve onun ayak takımından kurtulmanın zamanı bu zamandır. Ertelemeden, geriye gitmeden her kes alanlara inmeli, kimse kimseden bir şey beklemeden bulunduğu her yeri eylem alanına dönüştürmeli. Demokratik mücadeleyi sokaklara, alanlara taşımak için yeterli neden ve sebep bulunmakta. Gaspçı, soykırımcı, faşist sistemin çarkını durduralım ve Demokratik Konfederal sistemi inşa edelim.