“Artık AKP/MHP blokunun Türkiye’yi yönetme kabiliyeti kalmamıştır. Normal demokratik bir ülke olsaydı bu kadar büyük şehirleri kaybeden bir ortamda yeniden seçime gidilirdi. Ya biz yönetimi bırakıyoruz derdi, ya da yeniden bir güven oyu almak için seçme giderdi. ”
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya gibi şehirleri kaybetmiş bir iktidarın meşruiyet ve yönetim kabiliyetinin kalmayacağını söyledi. AKP/MHP ittifakına karşı mücadelenin ancak ittifaklarla olacağını söyleyen Bayık, Kürt halkı ve demokrasi ve toplumsal kesimlerin demokrasi ittifakı geliştirmesi gerektiğini belirtti. Bayık ANF’nin sorularını yanıtladı.
İstanbul seçimleri tartışmasız bir farkla kazanıldı ve AKP/MHP bloku ciddi bir hezimet yaşadı. Bu hezimet, AKP/MHP blokunu ve her ortağın iç çatışmasını nasıl etkiler?
İstanbul seçimlerinin büyük farkla AKP/MHP bloku tarafından kaybedilmesinin sonucu eğer demokratik bir ülke söz konusu olsaydı kuşkusuz çok ciddi sonuçları olurdu. Ancak Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığı dikkate alındığında bunun AKP/MHP blokuna nasıl bir etkisi olur zamanla göreceğiz. Ancak etkisi olacağı tartışmasızdır. Çeşitli kesimlerin vurguladığı gibi hiçbir şey eskisi olmayacak, belirlemesi belli yönleriyle doğru bir belirlemedir. Bugünkü İstanbul seçimlerinin benzeri bir durum 7 Haziran’da da ortaya çıkmıştı. Ancak demokrasi güçleri doğru bir politika izleyemedikleri için AKP’nin bu kaybetme gerçeğini siyasi sonuçlara çeviremediler. Bu durumdan da AKP iktidarı yararlandı, 7 Haziran seçimlerinden sonra Kürt düşmanı kesimlerle ittifak yaparak ve savaş politikası izleyerek seçim sonuçlarını tersine çevirdiler.
Bu yerel seçimler Türkiye halklarının AKP/MHP iktidarının politikalarını desteklemediğini ortaya koydu. Çünkü en fazla beka sorunu ya da iç ve dış düşmanlar kavramı bu yerel seçimler öncesi kullanıldı. Seçimler öncesi herkesi karşıtlaştırdılar, düşmanlaştırdılar. Beka sorunu dediler ve Türkiye halklarının desteğini almaya çalıştılar. Ancak şu açığa çıktı ki halklar bu beka söylemine inanmıyor, inanmadığı gibi AKP/MHP iktidarının izlediği politikalara onay vermiyor.
Eğer demokrasi güçleri doğru politika yürütürlerse AKP/MHP blokunda da ciddi çatlaklar ortaya çıkacak, özellikle AKP’nin içinde karışıklıklar yaşanacaktır. Zaten 31 Mart seçimlerinden sonra AKP içinde bu seçimlerin MHP’yle ittifak yapması kaybettirdi, MHP’yle ittifak yapma AKP’ye kaybettirdi değerlendirmeleri yapıldı. Ki o zaman İstanbul’daki fark çok azdı. Şimdi İstanbul’da, yani Türkiye’nin nabzının attığı, Türkiye toplumunun prototipi olan ve tüm Türkiye toplumunun duygularını, değerlerini yansıtan bir seçimde kaybetmeleri daha derin ve kapsamlı tartışmalara yol açacaktır. 31 Mart seçimlerinde MHP ittifakı sorgulandığına göre bu seçimden sonra bu ittifak daha fazla sorgulanacaktır.
MHP içinde bir sorgulama olur mu?
MHP içinde fazla bir sorgulama ve tartışma olacağını sanmıyoruz. Onlar mevcut ittifakı ayakta tutmaya çalışacaktır. Çünkü iktidarın nimetlerinden yararlanıyor, birçok köşe başını tutmuşlar. MHP siyasal tarihinde ilk defa bu kadar imkanlara kavuşmuştur. Bu yönüyle AKP’yle ittifakı sürdürmek isteyecektir. MHP’nin temel politikası bu olacaktır. Hatta bu konuda AKP’ye daha fazla destek verme politikası izleyecektir. Ancak AKP açısından durum çok farklı. AKP bu ittifakta en temel kaybeden olmuştur. Rasyonel bakışla AKP yeniden iktidar gücü olmak, iktidarına meşruiyet kazandırmak açısından MHP’den uzaklaşma, MHP’yle eskiden kurduğu sıkı ittifakı gevşetme biçiminde politikalara yönelebilir.
Ancak AKP’nin siyasal elitinin böyle davranıp davranamayacağı belli değildir. Çünkü AKP iktidarı şimdiye kadar MHP ve diğer Kürt ve demokrasi düşmanlarının politikalarına o kadar angaje oldu ve içine girdi ki politik seçenek, argüman ve kendisine politik güç toplama konusunda dış düşman, Kürt düşmanlığı, saldırganlık dışında propaganda ve politika argümanı bırakmadı. Türkiye’nin iç siyasetinde AKP’nin dayandığı temellerin kaybedildiği ve zayıfladığını gösterir. İşte bu durum iktidarı bırakmak istemeyen Erdoğan ve AKP şovenizmi şahlandırma, iç ve dış düşman argümanları algısını canlı tutma temelinde iktidarını sürdürmek isteyebilir.
Demokratik bir seçenek, demokratik siyasi anlayış benimsenmezse, yani köklü bir zihniyet ve politika değişikliği içine girmezse iktidarlarını ayakta tutmak için daha fazla dış ve iç düşman politikası ve beka sorununu gündeme getirilebilir. Erdoğan’ın ilk açıklamalarında bunları görmek mümkündür. Her ne kadar demokrasi kazandı dese de seçim yenilgisini bu söylemle örtme çabasıdır.
Babacan, Davutoğlu ve Gül’ün çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP içinde şimdiden bir sarsıntı olmuş ve sorgulama başlamıştır. Zaten seçimler öncesi AKP’nin politikalarına eleştiri vardı, alternatif politikalar dillendiriliyordu. AKP’nin politikalarının yanlışlığı ve toplumsal tabanını kaybetme gerçeğine dayanarak bu söylemlerde bulunuyordu. Eğer AKP’nin toplumsal tabanı ve politik gücü sürseydi Ahmet Davutoğlu, Babacan ve Gül gibi isimler gündeme gelmezdi. AKP mevcut politikadan vazgeçmezse Babacan, Davutoğlu gibi alternatiflerin devreye girerek AKP’yi parçalama, AKP’ye alternatif olma hamlesi yapacaklardır.
Bu yönüyle AKP içinde, önceki politikalara dönelim biçiminde tartışmalar olacaktır. AKP açısından iç tartışmaların gelişeceği bir döneme girilmiştir. Bu tartışmaları hangi yol ve yöntemlerle engelleyecekler onu göreceğiz. Erdoğan’ın söylemlerinde palyatif tedbirlerle bu işi kotartmayı düşündüğü anlaşılıyor. Belki bazı bakanları değiştireceklerdir. Böylelikle sanki kaybeden politikalarda değişiklik yapacakmış gibi adımlar atabilirler. Eski politikalarda ısrar ya da palyatif tedbirler sürdürülürse bunun AKP içinde ciddi çatlaklarla karşılaşması kaçınılmazdır diye düşünüyoruz.
AKP/MHP blokunun kaybetmesinde HDP ve bileşenleri öncülüğündeki Kürtlerin belirleyici etkisi oldu. Kürtler, bu duruşlarıyla Türkiye’nin demokratikleşmesine nasıl bir katkı sunmuş oldu?
Yerel seçim sonuçlarında HDP seçeneğinin, HDP’nin bir alternatif demokratik ittifak haline gelmesinin rolü çok çok önemlidir. Kürtler sadece kendi mücadeleleriyle kalsaydılar kuşkusuz demokrasi mücadelesine katkı sunarlardı ama bugünkü sonuçlar ortaya çıkmazdı. Bugünkü sonuçları ortaya çıkaran kesinlikle HDP’de somutlaşan Kürt halkının devrimci demokratik güçleriyle Türkiye’nin devrimci demokratik güçlerinin bir araya gelmesidir. Ortak bir siyasi hareket yaratmalarıdır. Eğer HDP gibi demokrasi güçleriyle Kürt halkının birleştiği bir demokratik seçenek ve siyasal yapılanma ortaya çıkmasaydı bugünkü sonuçlar da sağlanamazdı. Kürtlerle Türkiye halklarının demokrasi mücadelesi birleştiğinde Türkiye’de neler değiştirebileceklerini ve nasıl sonuç çıkarabileceklerini bu seçimde çok açık biçimde kanıtlanmıştır. 7 Haziran’da da bu yönlü önemli sonuçlar alınmıştı. Sadece Kürtlerin başarısı denilirse bu yanılgı olur. Eğer Kürtler Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte bir HDP projesi ortaya çıkarmasalardı, Türkiye’de alternatif bir siyasi program ortaya koymasalardı bugünkü başarı gerçekleşmezdi. Bunu özellikle vurgulamak gerekir. Bu açıdan HDP projesi hem Kürtler açısından önemlidir hem Türkiye demokrasi güçleri açısından önemlidir.
Bu seçim sonuçlarıyla birlikte Kürtler bu projenin önemini daha iyi anlamalı, HDP projesine soğuk yaklaşan kimi eğilimleri ve etkileri tümden geriletmeleri gerekmektedir. Çünkü HDP’yi sadece bir Kürt partisi olarak görmek isteyenler olduğu gibi, hatta HDP ortaya çıktığında niye böyle bir parti kuruluyor, niye Kürt partisi olmaktan çıkılıyor, Kürdistani parti olma özelliği bırakılıyor diye çeşitli kesimlerden tırtıklayan eleştiriler gelmişti. Bunu AKP, MİT ve KDP yapmıştır. Yine Bakurê Kurdistan’daki çeşitli milliyetçi eğilimler yapmıştı. Böyle bir yaklaşım aslında Kürtleri Türkiye’de yalnızlaştırma ve böylelikle soykırımcı sömürgecilerin saldırısını daha da kolaylaştırma ve sonuç almasını sağlama zihniyetidir. Uzun yıllardır bir taraftan Kürt milliyetçi eğilimler Kürt halkının Türkiye’nin demokrasi güçleriyle birleşmesini engelleyici tutumlar içine girerken, diğer taraftan özel savaş Türkiye’deki demokrasi güçlerinin Kürtlerle buluşmasını, ortak mücadele yürütmesini engellemek için çok büyük çaba göstermişlerdir.
Artık bu tür engellerin aşılarak Kürt demokratik güçlerinin Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayan HDP projesinin, HDP’de var olan demokratik ittifakın, HDP’nin ortaya koyduğu üçüncü yolun mutlaka desteklenmesi, Allah’ın ipine sarılır gibi sarılarak bu seçeneğin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek temel demokrasi ittifakı temel bir siyasi yol olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Ortaya çıkan ve kanıtlanmış bu sonuçlardan sonra demokrat, sol ve sosyalist olanlar ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenlerin artık bu gerçeği görmeleri ve HDP seçeneğini büyütmede kendi rollerini oynamaları gerekir.
Kürtlerle demokrasi güçleri birleştiğinde Türkiye’nin demokratikleşmesine nasıl hizmet ettiği görülmüştür. Bu yönüyle özellikle Türkiye’nin siyasal, toplumsal, kültürel yapısını belirleyen şehirlerde Kürtlerin, Alevilerin ve emekçilerin yoğunluğu dikkate alındığında demokratik ittifakın genişlemesinin gerçekten büyük sonuçlar doğuracağı görülmüştür. Kürtler gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesine, demokratikleşme mücadelesine on yıllardır büyük değer kattıkları gibi bundan sonra da büyük değer katacaklardır.
Zaten son seçimlerde HDP çatısı altında demokratik ittifak temelinde rolünü oynamaları birçok şeyi değiştirecek bir dinamizme sahip olduklarını göstermiştir. Özellikle de demokratik mücadelede seçimler söz konusu olduğunda Kürtlerin anahtar rol oynadığı ortaya çıkmıştır. İstanbul seçimlerinde HDP çatısı altında Kürtler ve demokrasi güçleri tutum belirlemeseydi AKP/MHP faşizminin İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde geriletilmesi mümkün olamazdı. %15’e varan toplumsal yapısıyla çok belirleyici rol oynamışlardır. Bu açıdan herkesin ortaya çıkan durum karşısında tarihi sorumluluk duyması gerekiyor. Kazandıran eğer ittifak ve bu ittifakın yarattığı sinerjiyse bunu genişletmemek, bu ittifakı güçlendirmemek gerçekten sol ve demokrasi güçleri açısından sorumsuzluk olur.
Yerel seçimlerde CHP’nin adayları kazanmıştır. Kuşkusuz CHP’nin belli bir toplumsal tabanı vardır ama esas kazandıran ve bu gerçekliği ortaya çıkaran demokrasi güçlerinin ittifakına dayalı dinamizmdir. Bu yönüyle CHP’den beklemek, CHP kazandı bu nedenle CHP’ye dayanarak gelişmenin sağlanacağını sanmak da tarihi bir yanılgı olur. Tabi ki demokrasi güçleri CHP’nin tabanını etkilemeli, onları da demokrasi mücadelesi içine çekmeli. Ama esas olarak demokrasi mücadelesinin motorunun sol ve demokratik güçler olduğu görülmesi gerekiyor. 1970’lerde CHP’nin halkçı, emekten yana bazı sol söylemler ve tutumlar içine girmesini sağlatan CHP’nin ideolojik kimliği ve politikası değildir. CHP’yi o noktaya getiren o dönemde sol, sosyalist ve demokratik güçlerin etkili mücadelesiydi. Onların yürüttüğü etkili mücadele CHP’yi emekçiler konusunda, sol ve demokratlar hakkında daha dikkatli ve bazı demokratik söylemlerde bulunmaya zorluyordu. Bugün de ancak bu sağlandığında, yani demokratik ittifak geliştiğinde CHP mevcut klasik iktidar blokunun yedeği olmaktan çıkarılıp demokrasi mücadelesi içine çekilebilir.
Önümüzdeki süreçte demokrasi güçlerinin en temel görev ve sorumluluklarından biri de bu olmaktadır.
AKP/MHP iktidarı kaybetmesinin sorumlularından gördüğü Kürt halkına karşı nasıl bir tavır gösterebilir?
AKP/MHP ittifakının ortaya çıkan sonuçları sindireceğini sanmak yanılgı olur. Düne kadar İstanbul seçimleri beka sorunudur diyen, bu temelde yaklaşan bir iktidarın İstanbul seçimlerinden sonra demokrasi kazanmıştır, milletin iradesi tecelli etmiştir sözüne inanmak mümkün müdür? 7 Haziran’da halkın iradesi ortaya çıkmıştı, AKP iktidardan düşmüştü. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın kişiliği komplekslidir. Kesinlikle halkın iradesini tanıma, bunu dikkate alma yaklaşımı içerisine gireceğini sanmamak gerekiyor. Bu nedenle bu egemenlik kompleksi, bu kibirli tutumu bırakması söz konusu olmayacaktır. Aksine yeniden kendisini hakim kılmak için oyunlara ve komplolara başvuracaktır. Özellikle de kendisini bu konuma getiren, bu duruma düşüren Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı çeşitli oyunlar, provokasyonlar, komplolar içine girecektir. Yine savaş politikasını sürdürebilecektir.
Tayyip Erdoğan kişiliği, AKP iktidarı intikamcıdır. Nasıl intikam aldığını görmek gerekiyor. Selahattin’in bir sözü üzerine –seni başkan yaptırmayacağız- nasıl yaklaştığı bilinmektedir. Bugün Osman Kavala gibi insanlara yönelmesi bu nedenledir. Can Dündar gibilerine yönelmesi bu nedenledir. Kendisine karşı muhalefet yapan, kendi iktidarı önünde engel gördüğü, kendi ayağına taş değdirenlerden intikam almaktadır. Bu yönüyle Kürt halkına karşı, Kürtlerin de içinde olduğu demokratik ittifaka ve HDP’ye karşı çeşitli intikam hareketlerine girmesi, AKP/MHP’ye kaybettirme politikası yürütenlere çeşitli saldırılarda bulunması büyük ihtimaldir. HDP’nin Kürdistan’da kayyumları atma metropollerde AKP/MHP iktidarına kaybettirme politikasının kendilerine kaybettirdiğini bilmektedir. Sadece CHP ve İyi Parti ittifakının AKP’ye kaybettirmediğinin çok iyi bilincindedir.
Bu açıdan AKP’nin HDP çatısı altında oluşan demokratik ittifaka ve HDP’nin yürüttüğü politikaya karşı büyük bir tepki ve öfkesi vardır. AKP/MHP ittifakının bugüne kadarki politikayı sürdürmesi, Kürtlerden ve demokrasi güçlerinden intikam almaya yönelmesi büyük bir olasılıktır. Zaten hala Başûrê Kurdistan’a yönelik saldırılar yapmaktadır. Yine Fırat’ın doğusuna yönelik tehditlerini sürdürmektedir. Bu yönüyle Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin tedbirli, dikkatli olması, herhangi bir yanılgı ve gaflet içine girmemesi, AKP’nin intikam alacağını düşünerek bu tür politikaları boşa çıkaracak tutumları geliştirmesi gerekmektedir.
AKP/MHP blokunun İstanbul gibi önemli bir metropolü kaybetmesinin yönetim kabiliyeti ve meşruiyetine yansıması ne olur?
Bunu Erdoğan’ın İstanbul’u kaybedersek Türkiye’yi kaybederiz söyleminden anlamak mümkündür. Bunu Tayyip Erdoğan’ın söylemesine de gerek yoktur. Türkiye’nin siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel yapısını, yönünü esas belirleyen İstanbul gibi büyük şehirlerdir. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya, Hatay, Eskişehir, Antep ve Bursa gibi iller Türkiye’nin yönünün nereye doğru gideceğini belirlemektedir. Türkiye’nin yönünü belirleyecek olan Yozgat, Çankırı, Niğde, Afyon, Sinop gibi şehirler olamaz. Eğer İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya gibi şehirlerde halkın iradesi farklı bir yapılanma ve siyasal yönü gösteriyorsa o zaman olası iktidarın yönünü de göstermiş olmaktadır. Bu şehirler Türkiye’nin yönünü ve geleceğini belirleyen şehirlerdir. Dolayısıyla bu şehirleri kaybeden Türkiye’yi yönetebilir mi? Ne yönetimin meşruiyeti olur ne yönetim kabiliyeti kalır. Bu şehirleri başkaları kazanacak ama yönetimde başkaları olacak. Bu durum Türkiye’nin gidişatının tersine bir yönetimin varlığını ortaya koyar. Buraları kaybettikten sonra artık o iktidar zayıflamıştır. O iktidar Türkiye’yi temsil eden iktidar değildir. Türkiye’nin iradesini temsil eden iktidar değildir. Bu gerçeğin görülmesi gerekiyor.
AKP/MHP iktidarının kaybettiği bu şehirlerin bir özelliği de Türkiye’nin 81 ilinden insanların buraya toplanmasıdır. Tabi ki Kürtler, Aleviler bu şehirlerde önemli bir nüfusa sahiptir. İstanbul’da önemli bir Karadeniz nüfusu da bulunmaktadır. Bu yönüyle buraları kazanmak aynı zamanda Türkiye’nin diğer alanlarına da nüfuz etme gücüne kavuşmak demektir. Artık AKP/MHP blokunun Türkiye’yi yönetme kabiliyeti kalmamıştır. Normal demokratik bir ülke olsaydı bu kadar büyük şehirleri kaybeden bir ortamda yeniden seçime gidilirdi. Demokratik ülke olsaydı söz konusu iktidar halkın iradesi böyle tecelli etmiştir, bu açıdan biz yönetimi bırakıyoruz derdi. Ya da yeniden bir güven oyu almak için seçme giderdi.
Şunu vurgulamak gerekir; bu iktidar bu biçimde yönetimi sürdüremez. Diyorlar ya topal ördek: Gerçek topal ördek şu anda AKP iktidarıdır. Topal iktidarlara da geçici gözle bakılır. Bu yönüyle şu andaki AKP iktidarına geçici gözle bakılmalıdır. Bu iktidarın sürdürülemeyeceğinin görülmesi, demokrasi güçlerinin de buna göre kendilerini hazırlamaları gerekiyor. Demokrasi güçlerinin ittifakını genişleterek Türkiye’de yönetime talip olma zamanıdır. Türkiye’nin siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel dinamizmi böyle bir demokratik iktidarın olmasını gerektiriyor. Ya da böyle bir demokratik iktidar için gereken ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasal zemin ortaya çıkmıştır. Eğer demokrasi güçleri bu iradeye kararlıca sahip olurlarsa, ittifaklarını genişletirlerse, Türkiye’nin demokratikleşmesi talebini çeşitli projelerle ortaya koyarlarsa bu tutum Türkiye’yi yeni bir demokratik yönetime doğru götürür. Bir demokratik yönetimin ortaya çıkmasını sağlar.
Demokrasi güçlerinin desteklediği Ekrem İmamoğlu’nun kazanması, yeni bir siyasal sürecin, yeni bir dönemin başlangıcı olabilir mi?
İmamoğlu’nun belediye başkanlığı kazanmasından bağımsız olarak ortaya çıkan sonuç zaten yeni bir siyasal süreçtir ve yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bunun kesinlikle böyle anlaşılması gerekiyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz. AKP/MHP iktidarı eskisini sürdürmek isteyebilir, bu yönlü dayatmalarda bulunabilir, savaş politikasını ısrarla sürdürebilir. Yine beka sorunu, dış düşman, Suriye’dir, Doğu Akdeniz’dir, Irak’tır vb. diyerek mevcut politikalarını sürdürmek isteyebilir. Ancak artık iç ve dış siyasal koşullar eski politikaların sürdürülmesini zorlayacaktır. Kuşkusuz bu kendiliğinden olmaz.
Aslında yeni bir döneme girilmiştir. Ama bu yeni dönemin süreklileşmesi, gerçek anlamda yeni bir dönem haline gelmesi demokratik siyasi güçlerin tutumuna bağlı olacaktır. Çünkü Türkiye’nin iç sorunları da bu iktidarla çözülememektedir, ağırlaşmaktadır. Dış sorunlar da ağırlaşmaktadır. Zaten halk bu iktidarın hem içerde hem dışarda uyguladıkları politikalara onay vermemiştir. Kabul etmemiştir. Farklı politikalar izlenmesi gerektiği iradesini ortaya koymuştur. Erdoğan ya da AKP iktidarı istediği kadar biz doğruyduk, doğru yaptık ama kendimizi anlatamadık desinler gerçeklik farklıdır. Halk anlayarak bilinçli biçimde oy vermiştir.
25 yıllık Erdoğan, 17 yıllık AKP ve 4 yıllık AKP/MHP iktidarının bu kadar önemli bir kentte kaybetmesinin toplumun politik dirilişine, daha fazla mücadele etmesine katkısı olur mu?
Kuşkusuz yerel yönetim seçimlerinde AKP/MHP ittifakının kaybetmesi toplumun politik dirilişine, daha fazla mücadele etmesine büyük katkılar sağlayacaktır. Bu tartışmasızdır. Toplum AKP/MHP faşist iktidarı tarafından bunaltılmıştı. Düşünün, Kürdistan’da parti binalarının, evlerinin dışına bile çıkılmasına zorla engel olunuyor. Üç kişi bir araya geldiğinde saldırılıyor. Yine Gezi direnişinin bastırılmasından sonra demokrasi güçleri ve gençlik üzerindeki baskılar arttı. Bırakalım yürüyüş yapmayı, twit atanları bile zindanlara attı. Böyle çok yoğun bir baskı sistemi kuruldu. Neredeyse bütün toplum markaj altına alındı. George Orwell’in ‘1984’ adlı romanında olduğu gibi topluma nefes aldırmayan, toplumu kontrol eden bir sistem kuruldu, bir baskı düzeni kuruldu. Toplumun hiçbir kesimi bundan memnun değildi. Aslında yerel yönetimlerde, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kaybetmelerinin önemli bir nedeni de buydu. Topluma nefes aldırmamasıydı. Toplum olası suçlu olarak görüldü.
Bu seçimlerde AKP/MHP iktidarının kaybetmesi topluma cesaret verecektir. Aslında biz güçlüyüz, bizim gücümüz var, birleşirsek, ortak davranırsak mücadele edebiliriz, bu iktidarı geriletebiliriz; bu iktidar korku yaratarak ayakta kalıyor, bu korkuları kırarsak ve cesaretli davranırsak mücadele edilebilir anlayışı bu seçimlerden sonra toplumda yaygınlaşacaktır. Nasıl ki korku bulaşıcıysa cesaret de bulaşıcıdır. Tam da cesaretin bulaşıcı olduğu bir döneme girilmiştir. Bu toplum cesaret aldı. Kürt halkı üzerindeki baskı ve zulmün yarattığı eylemsizlik hali bu seçimlerden sonra aşılarak bir toplumsal hareketliliği ortaya çıkmasını durumu yaşanacaktır. Yine Türkiye’nin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamını belirleyen büyük kentlerde demokrasi güçlerinin özgürlük mücadelesini geliştireceği açıktır.
AKP/MHP ittifakı gibi faşist iktidarlara karşı mücadele ancak ittifaklarla olur. Demokrasi ittifakı geliştirilmeden tek başına şu bu gücün bu tür iktidarları geriletmesi mümkün değildir. Nitekim siyasal, politik ve toplumsal mücadelenin gelişmesinin zemini doğmuştur. Ama burada ittifaklar ve öncülük önemlidir. Toplumu örgütlemek ve toplumu harekete geçirmek önemlidir. Sadece söylemler değil, toplumu gerçekten tabandan örgütleyen, demokrasi ve özgürlük mücadelesine çeken bir demokratik toplumcu anlayışa ihtiyaç vardır. Türkiye’de demokrasi birikimi de var demokratik bilinç de var. Bir mücadele tarihi de var, bunun toplumsal güçleri de var. Eksik olansa öncülüktür. Biz bu seçim sonuçlarından sonra herkesin heyecan ve coşku duyarak, gerçekten mücadele edilirse kazanılabilecek ortamın oluştuğunu kavratarak, bunun coşkusu ve heyecanıyla bunun ortaya çıkardığı dinamizmle hem öncülüğün gelişeceği hem de bu temelde toplumsal mücadelenin yükseleceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
ANF/ BEHDİNAN