Devlet, insan olma adına tüm değerleri öğüten ve tüketen bir realiteye sahiptir. Türk devlet yapılanması da bu realitenin soğuk uygulayıcılarındandır. Tıpkı soğuk bir yılan gibi zehir damıtacağı damar aramaktadır. Faşist siyasi partileriyle, terörist ordusuyla, katil polisiyle, takkiyeci hırsız diktatörüyle, sapkın diyanetiyle, Türk devleti hilkat garibesi bir yapı halini almıştır.
Türk devleti, tüm kurumlarıyla mozaiği andıran Anadolu ve Mezopotamya halklarına durmadan saldırıyor. Bu saldırılarını ise ‘beka’ söylemiyle zirveye çıkarmış durumdadır. Gerçekte, bekası tehlike altında olan din ve milliyetçilik afyonunu pazarlayan diktatör zat ve ittifakçısıdır. Saraylarda, uçak saraylarda, gemiciklerde yani gezegenin biricik yaşam alanları olan havada, karada, denizde, zevk ve şatafat içinde yaşayan diktatör zat, “Ben patlıcancılara, bibercilere, patatesçilere sesleniyorum. Siz bir merminin fiyatını biliyor musunuz?” demişti. Bu söylemin altında yatan gerçek ise toplumun açlıkla terbiye edilme çabasıdır. Halklar aç kaldıkça onlar havada, karada, denizde cennetimsi bir hayat yaşayacaklardır. Halklar yerel yönetim seçimlerinde ortaya koydukları iradeyle bu cenahın cennet bekasını cehennem ateşine çevirmesini bildi.
Dincilik ve milliyetçilik taciri diktatör zat ve ittifakçısı, 31 Mart seçimlerinde ağır bir yenilgi aldı. Yenilginin akabinde devlet zırhına bürünen bu iktidar tayfası seçim öncesi olduğu gibi sonrası da algı ötesi yalanlara sarıldı. Basit ve gülünesi karalama siyasetlerini yalan makyajıyla sürdürdü. Bu makyajın yüz bulmadığı ise gün gibi aşikardır. Halkları faşizm terörüyle tehdit eden sapkın zihniyet, seçim sonrası yüzünden dökülen makyajı tekrar tazelemek için halkların kadim coğrafyasında tehlikeli oyunlara başvurma argümanlarına tüm gücüyle sarılmış durumundadır.
Savaş ve şiddet tamtamları kulakları sağır edici bir düzeye ulaşmış durumdadır. Havuz medyası senaryo üzerine senaryo karalamaktadır. İktidarın varlığını inşa ettiği kaos nasıl derinleştirilecek? Halkların değerleri daha fazla nasıl tek adam rejimi altında sömürülecek? Senaryoları ‘Beka meselesi’ adı altında oynatılmak isteniliyor. Faşist iktidarın senarist şövalyeleri, sevgisiz, eğitimsiz, gölgesine dahi güvensiz bırakılan cenahına bu zehri enjekte etmeye çalışmaktadır. Kürdistan Dağlarında gün geçmiyor ki onlarca asker öldürülmesin. Gerillanın etkili eylemleri karşısında kalekollarına büzülen Türk ordusu, Kürdistan Dağlarında her gün ağır darbeler altında ezilmektedir. Faşist iktidarın senarist şövalyeleri kanları dökülen paralı askerleri işine geldiği zaman kullanmaktadır. İktidar cenahı 31 Mart yerel seçimlerinde Türkiye’nin omurgasını teşkil eden İstanbul, Ankara, Adana, Mersin metropollerini hile, yalan ve tehditlerine rağmen kazanamadı. Yaşanan bu baş aşağı gidişin akabinde iktidar medyası, HPG gerillalarının taktik bir dehayla gerçekleştirdiği Çukurca eyleminde dört askerin ölümünü, altı askerin yaralanmasını sanki yaşananlar yeniymiş, daha önce hiç asker ölümü yaşanmamış gibi gazete manşetlerine ve haber bültenlerine taşıdı.
Türk ordusunun Kürdistan’da yaşanan kayıplarını özel savaş konsepti çerçevesinde gizlediği biliniyor. Sözleşme ile orduya aldığı personellere imzalatılan anlaşmalar da asker ölümlerinin kamuoyundan gizleneceği açıkça belirtiliyor. Devletin toplumu açlıkla terbiye etme politikasından asker devşiren Türk ordusu, faşizmi tırmandırmak, halkların kazandığı demokrasi şölenini ortadan kaldırmak için seçimden birkaç gün sonra Çukurca’da öldürülen askerleri senarist şövalyelerine servis etti. Bu eylem İstanbul Büyükşehir Belediyesini, halkın iradesiyle kazanan Ekrem İmamoğlu tarafından yapılmış gibi basında yer aldı. Bu bir linç hezeyanının aleni bir şekilde dışa vurumuydu ve gerçekle alakası olmayan absürt bir iddiaydı. Peki neden böylesi gülünç bir varsayıma gidildi!
Onurlu Kürtlerin, AKP ve MHP’ye oy vermeyeceği ortadadır. Bu kirli ve karanlık ittifakın özellikle 24 Temmuz’dan bu yana Kürt halkına karşı işlediği insanlık dışı suçlar yargılanmayı beklemektedir. Kürtlerin aday göstermediği kentlerde AKP-MHP ittifakının 31 Mart belediye seçimini kaybetmesi için CHP’yi desteklemesi kadar doğal bir savunma refleksinin olamayacağı sır değildir. Bu refleksin izan sahibi olan herkes tarafından takdir edilmesi gerekiyor. Kürtlerin bu jestine karşılık aksine CHP bilindik klasik devletçi anlayışıyla yaklaşmıştır. HDP’nin seçimi kazanabileceği birçok yerde karşıtı olan ittifakın lehine bir duruşun sahibi olmayı tercih etmiştir.
Kemal Kılıçdaroğlu öldürülen bir askerin cenaze merasimine katılma sırasında linç girişimine maruz kaldı. 15 Temmuz darbe girişiminde askerlerin kafasını DAİŞ’liler gibi kesen güruh, bu kez de güya ölen askerlere sahip çıkma havasında Ankara-Çubuk’da ortaya çıktı. Yaşanan bu olay, özünde yazılan senaryonun basit ortaya dökümünden başka bir şey değildi.
Berkin Elvan, Uğur Kaymaz, Enes Ata ve Ceylan Önkol gibi nice çocuğu vahşice katleden Türk devleti her yılın 23 Nisan’ını sözüm ona ‘bayram’ ilan edip çocuklara atfettiğini iddia etmektedir. 23 Nisan günü İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde dört yaşında küçük bir kız çocuğu tecavüze uğradı. İnsan kanını donduran bu olay, özünde AKP-MHP faşist iktidar zihniyetinin Türkiye’yi getirdiği noktadır!
17 yıldır İslami söylemlerle iktidara tutunan diktatör zat, İslam dininin hiçbir erdemini topluma kazandırmamıştır. İslam dini adına attığı tek olumlu bir adım dahi yoktur. Aksine toplumu İslamın özüne yabancılaştırmış, sapkın bir toplumsal gerçekliğe yol açmıştır. Bu sapkın gerçeklik ve yabancılaşma Türkiye’de yaşanan uyuşturucu ve alkol tüketimiyle, diktatör zatın başını çektiği hırsızlık ve yolsuzlukla, kadın ticaretinden, çocuklara cinsel istismara varana dek göz önünde ve orta yerde olanca çıplaklığıyla durmaktadır. Fakat bilinmeli ki, bu faşist zihniyet, halkların mücadele ve direniş ateşiyle cehennem azabını yaşayacaktır; tıpkı 31 Mart yerel seçimlerinde yaşadığı gibi…