Cinnet sınırlarında dolaşan Türkiye’de her şeyin cılkı çıktı.  Yargıda, mecliste, basında…  Bu cılkı çıkmanın, yozlaşmanın en belirgin bir şekilde kendisini hissettirdiği konu da Kürt düşmanlığı. Kürt düşmanlığı son noktasına varmış durumda.
Yok bunun ötesi!
Faşizm kavramı bile yetmiyor bu zihniyeti, algı dünyasını tanımlamaya, neo- faşizm kavramı da eksik kalıyor.
 AKP faşizmi çok özel ve kendine has bir faşizm. AKP faşizmi zirvede seyrediyor bugünlerde. Mevzu bahis olan Kürt olgusu oldu mu, herkes tam gaz AKP faşizmi kokuyor. Kedi köpek gibi her gün didişenler bile ağız birliği içinde.
Dur durak bilmeden, sınır tanımadan işliyor bu faşizm. Freni patlamış AKP faşizmi Kürtlere dair her şeye karşı nefret soluyor, kin kusuyor. Küfürler, hakaretler diz boyu. Mahkemelerde, karakolda, mecliste, Tv’lerde, gazetelerde bu kin, nefret pompalanıyor.
Meclis kürsüsünde konuşma yapan BDP milletvekili Sırrı Sakık’a, AKP’li milletvekili “elindeki silahı bırak” diyerek hitap ediyor. Kanal Türk, Kurdi-DER için “terör yuvası” diyor. Hakimler zılgıt çeken Kürt annesine, sarı kırmızı yeşil fular takan üniversite öğrencisine, puşi takan Kürt gencine ağır hapis cezaları istiyor.
İşte faşizmin terör algısı.    Onların gözünde Kürtlerin dernekleri “terör yuvası”, Kürt halkının temsilcileri ise “eli silahlı terörist!” Fular bağlayan genç kız hapsi hak ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride tepki olarak gencecik bedenini ateşe veren Fırat ölüme terk ediliyor.
AKP’nin Kürde reva gördüğü hayat bu. AKP’nin Kürt algısı bu. Bütün topluma empoze etmek istediği algı.
Sloganı belli: Kürt’e dair ne varsa terör, terörist ilan et!
Siyasetçisi terörist, dağdaki çobanı terörist, zılgıt çeken anne terörist, sarı kırmızı yeşil fuları, puşi bağlayan gençleri terörist, çocukları terörist.
Herkes ve her şey terörist!
Terörist renkler, terörist kurumlar, terörist vekiller, terörist halaylar, zılgıtlar…
Be kardeşim ne uzatıyorsun lafı, kısaca desene Kürt eşittir terörist!
Yok işte onu diyemiyorlar. Çünkü sinsi politikaların ustası AKP, içini boşaltma siyaseti izliyor.
Hani “kılcal damarlarına gireceksiniz” demişti ya fikir babaları okyanus ötesinden.
İşte o türden bir siyaset.  Yeri gelince Kürt kardeşim diyeceksin ki foyan açığa çıkmasın.
İşte AKP’nin demagojisi ve önder tayfasının demagogluğunun sırrı burada. AKP’nin bu demagogluğu ünlü veziri anımsatıyor bana.
Hikaye şöyle:
Padişah çok sevdiği atını seyislere teslim ediyor ve buyuruyor  ‘bu ata iyi bakın. Eğer atımın başına bir şey gelirse, kelleniz gider’ diye. Gel zaman git zaman (hikaye bu ya) padişahın atı gün geliyor ölüyor. Seyisler telaş içinde vezire koşuyorlar. Vezir bir hal çaresini bulur diye. Vezir ‘bir çaresini buluruz’ diyerek sakinleştiriyor at bakıcılarını. Diyor demesine ama öte yandan da kara kara düşünüyor. Hikayeyi uzatmayayım. Vezir padişaha çıkıyor ve ‘padişahım o çok sevdiğiniz at vardı ya’ der demez, padişah hemen ayağa kalkıp ‘yoksa başına bir şey mi geldi?’ diye soruyor. Vezir sakin sakin konuşmaya devam ediyor: ‘yok padişahım, yalnızca bir sorunu var, atınız ne yiyor, ne içiyor ne de nefes alıyor; boyuna yatıyor’. Padişah atılıyor ‘yahu atım öldü desene’. Vezir son noktayı koyuyor: ‘diyemem padişahım, kellem gider!’
AKP de laf cambazlığı yapıyor, vezir misali.
Cılkı çıkmış, siyaset, cılkı çıkmış yargı, cılkı çıkmış meclis, cılkı çıkmış dördüncü kuvvet olarak medya. Alın size cılkı çıkmış Türkiye.
AKP’nin Türkiye’yi getirdiği nokta bu.
Cinnet sınırlarında seyreden bir toplum. Kin ve nefretle yoğrulan Türkiye.
Alın size AKP’nin 2023 vizyonu.
Şimdiden hayırlı olsun.