Faşizmin enkazı
Forum Haberleri —

Erdoğan ve 6 Şubat 2023 Depremi
- Erdoğan hala halkı TOKİ’ye havale etmek ve rant devşirmekle meşgul. Ancak halk hep yıkıntılar altında kalacak değil. Öyle anlaşılıyor ki, bu faşist basına rağmen bu defa Erdoğan ve Bahçeli faşizmi enkaz altında kalacak!
ZEKİ AKIL
Maraş merkezli deprem geniş bir bölgede büyük bir yıkım yarattı. Peş peşe iki ayrı depremin olması tahribatı daha da arttırdı. Suriye’nin önemli bir bölümü de aynı akıbeti paylaştı. On beş milyona yakın insanın bu felaketten etkilendiği bildiriliyor. Türkiye ve Kuzey Kurdistan’da on ilin deprem bölgesi olduğu görülüyor. Bu dünyada az görülür bir deprem alanı. Felaketin boyutlarını anlama ve algılamada insanın havsalası yetmiyor denilebilir.
Böyle bir felaketle karşılaşılan bir ülkede başta devletin bütün kurumları ve olanakları olabildiği kadar hızlı harekete geçilir. Bunun da yetmeyeceği açıktır. Ülkedeki bütün potansiyel, halk ve sivil kurumlar ne varsa devreye sokulur. Bu öyle bir yarıştır ki, ölümle yaşam arasındadır. Zaman çok önemlidir. Müdahale ne kadar erken yapılırsa ölümler o kadar azalır. Kim nerede ne kadar katkı yapabilirse yapabilmeli. Devleti yönetenler yani en örgütlü olanlar bu çalışmaları koordine etmeli ve harekete geçirici olmalıdırlar.
Ülkedeki çalışmaların yeterli olmayacağı da açıktır. Bunun için dış yardımların gelmesi örgütlenir. Gelen ekipler ve yardımlar hızla ve bölgelerin ihtiyacına göre alanlara aktarılır.
Türkiye’de gelişmeler böyle olmadı. Devlet nasıl ki, halkın üstüne çöreklenmiş, nefes almasını engelliyor ve halkın sesini kısıyorsa depremde de aynısı yaptı. Erdoğan, Bahçeli iktidarı doymak bilmez biçimde yetkiyi tek elde toplama hastalığını bu büyük felakette de sürdürdü. Ordu ve polis sürekli Kürtler’in ve halkın üzerine sürülüyordu. En donanımlı ve en büyük olanaklara sahip olan bu güçlerdi. Türk ordusu Rojava’ya saldırmak için onlarca uçağı bombalamada kullandığını iftiharla kamuoyuna duyuruyordu. Zap’ta ve Garé’de onlarca helikopterle indirmeler yaptığını ballandırarak anlatıyorlardı. Ancak yanı başında halk yıkıntılar altındayken ve büyük bir şaşkınlık ve şok içindeyken ordu güçleri kışlalarında izlemekle yetindiler.
Sivil örgütler, siyasi partiler ve sendikalar, maden işçileri vd. seferber olmalıydı. İnşaat işlerinde kullanılan araçlar felaket bölgelerine aktarılmalıydı. Bunlar ilk akla gelen ve yapılması gerekenlerdir. Ancak böyle olmadı. Ordu harekete geçirilmedi. Kışlalarında oturup halkın ölümünü ve felaketini seyretmekle yetindiler. Erdoğan halkın yardımlarını engellemek için talimatlar çıkardı. Her şey AFAD adına yapılacak denildi. Halk, yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için devlet güçlerini atlatmanın yollarını aradı. Birçok yerde de yardım araçları engellendi veya el konuldu.
Erdoğan depremden iki gün sonra ancak halkın karşısına çıkabildi. O da 'Olağanüstü Hal’in ilan duyurusu yapmak ve halkı tehdit etmek içindi. Halbuki ortaya çıkan eksiklikleri gidermek ve herkesi harekete geçirmek için çağrı yapmalıydı. Ancak kin kusan bir söylem ve suratla halkı ve basını tehdit etti. Polisi ve savcıları harekete geçirdi. Deprem için güçlerini harekete geçirmeyen Erdoğan, halk ve basın için polisi ve savcıları hiç zaman yitirmeden harekete geçiriyordu. Görüldü ki, Erdoğan için her şeyin başında ama her şeyin başında önceliği iktidarıydı.
Erdoğan yönetimi altında Türkiye ve Kurdistan’ın önemli bir bölümü yıkıntılar altında kaldı. Toplumun hafızasıyla oynandığı için Sur, Nusaybin ve Cizre gibi şehirler Erdoğan’ın emirleriyle Türk ordusu ve polisi tarafından yıkıldı. Binlerce genç bodrumlarda yakıldı, katledildi. Böyle bir olay olmamış gibi davranmaya başladılar. Suriye’de yüzbinlerce Kürt topraklarından sürüldü, etnik temizliğe tabi tutuldu. Bunların tümü ters yüz edildi. Kürtler’in soykırımı ve yıkımı terörle mücadele adı altında gizlendi, çarpıtıldı.
AKP-MHP iktidarının Türkiye toplumunu nasıl savaşa alet ettiğini ve demokrasinin canına okuduğunu dünya ibretle izledi. Bu insanlık suçlarının işlenmesinin ve faşizmin kurumlaşmasının en etkili araçlarından birisi de ellerindeki basındı. Erdoğan ve Bahçeli’nin elindeki ve emrindeki basın beyinleri ve yürekleri karartıyor. Bu basın çok tehlikelidir. Halkın ruh ve beyin sağlığını, vicdanını koruması için bu basından uzak durması gerekir.
Benzer depremler Japonya ve diğer ülkelerde de oluyor. Ancak bu kadar yıkım ve ölüm olmuyor. Türkiye’nin deprem kuşağında olduğu biliniyor ve bilim insanları gerekli uyarıları yapıyorlar. Aynı sokakta yıkılan binaların yanında ayakta kalan binalar da var. Bu nasıl oluyor? Çok açık, sağlam inşa edilirse ayakta kalır. İlgili kurumlar inşa için gerekli standartları belirler ve yeterli denetimleri yaparlarsa ne bu kadar yıkım ne de ölüm olur.
Erdoğan hala halkı TOKİ’ye havale etmek ve rant devşirmekle meşgul. Ancak halk hep yıkıntılar altında kalacak değil. Öyle anlaşılıyor ki, bu faşist basına rağmen bu defa Erdoğan ve Bahçeli faşizmi enkaz altında kalacak! Erdoğan’ın depremi 'Allah’ın bir lütfuna' dönüştürmesine ve OHAL’i halka karşı kullanması karşısında herkes dikkatli olmalıdır.







