Faşizmin kültür-kırım politikaları

Forum Haberleri —

Uyuşturucu

Uyuşturucu

  • Esas tehlike sadece sokaktaki düşman, fuhuş ve madde çeteleri değil, aynı zamanda evimizin içindeki her tür uyuşturucudan beter insanı düşünemez hale getiren dizi ve filmler ve diğer sanal medya uygulamalarıdır. Buna karşı toplumsal ahlakı ve bilinci ayaklandırmak için kendisini her türlü eğiten bir mücadeleye yaşamın her anında ve alanında büyük bir ihtiyaç vardır.

MAHİR DOĞAN

Günümüzde faşizm denilince akla ilk önce Hitler ve Yahudi soykırımının gelmesi boşuna değildir. Hitler faşizmi 20. Yüzyılın ilk yarısına kadar Avrupa’da Orta Çağ karanlığına bedel bir Yahudi soykırımı ve 2. Dünya savaşı gibi bir sürece yol açmıştır. Modernitenin ulus-devlet ayağının yönetim biçimi olan faşizm, bugün Avrupa’da artık geride kalmış bir süreç olarak değerlendirilse de günümüzde hem ulus-devlet olgusu ve hem de onun faşist yönetim biçimi eksik olmamaktadır. Bunun en açık örneğini de Türk ulus-devlet rejiminde görmekteyiz.

Yahudi soykırımı ve daha nice kültürel ve fiziki soykırımlar ulus-devletlerce sistematik olarak uygulanmıştır. “Entelektüel Theodor W. Adorno’nun, bütün tanrısallıkların artık susması gerektiğini söylediği andır bu. Bu önemli bir andır, doğru anlaşılmadan bir adım bile ileriye atılamaz. Tarihsel bir iflas, yalan ve soykırım anından bahsediyoruz. Michel Foucault’nun insanın ölümünü ilan ettiği andır bu an. Friedrich Nietzsche’nin toplumun ve insanın iğdiş edilip cüceleştirildiğini, karıncalaştırıldığını söylediği, sürü ve kitle olarak ilan ettiği andır bu an. Toplumun Max Weber’in deyişiyle ‘Demir Kafes’e kapatıldığı andır bu an” diye değerlendirir Önder Apo. Onun için ulus-devlet yönetiminin anormal bir kriz yönetimi olduğunu iyi anlamak gerekir. Toplumun toplum olmaktan çıkarılıp bir sürü-faşist kitleye dönüştürülmesi sadece Hitler’e özgü bir yöntem değildir; ulus-devletin faşist-militarist karakteriyle bağlantılıdır.

Bilişim teknolojisi (nötr bir araç olmakla birlikte kullananın amacına bağlı olarak etkinlik kazanır), küresel ideolojik hegemonyacı güçlerin eline muazzam sanal dünyalar sunma ve gerçek dünyayı saptırma olanaklarını fazlasıyla vermektedir. Çürüyen yapılarını rahatlıkla yeni bir sistemle ambalajlı yeni doğmuş gibi sunmakta beis görmezler. Dolayısıyla mevcut kitle çoktan faşizmin sürü kitlesine dönüştürülmüştür. Tam da bu noktada üzerinde durulması gereken husus, toplumun sürüleştirilmesinde en etkili araçlar olarak ön plana çıkan bilişim teknolojisi ve bu yolla tüm toplumsal gözeneklere kadar sızdırılan kültürel soykırım araçlarından olan dizi-film diye bilinen eğlence araçlarıdır. Gelişen teknoloji, aslında çok üzerinde durulmasa da en büyük atılımlarını “dijital ya da sanal eğlence sektörü”nde yapıyor. Dijital sektör içerisinde de bunun en büyük payını dizi ve filmler oluşturuyor. Son yıllarda mantar misali ortaya çıkan internet platformları (Netflix, Disney+, Prime Video, Exxen v.s) bunun en büyük örneğidir. Buna ek olarak her ne kadar artık biteceği düşünülse de kendini durmadan büyüten bir diğer dizi-film sektörü de televizyon kanalları üzerinden yayınlananlardır. Özellikle diziler orijin ülkelerinin dışına ihraç edilmeyi başararak önemli bir rol oynuyorlar. Ekonomik hacimleri milyar dolarlar ile ifade edilmektedir. Fakat Türkiye’de bu kadar yaygınca geliştirilen bu sektörün belki de son sebebidir ekonomik kazanç. Esas olan ise elbette bu dizi-filmlerin toplum üzerindeki etkileridir, kullanışlı ve etkili bir araç olmasındandır.

TC ulus-devleti bir özel savaş rejimi olarak kurulduğu günden bu yana esas amacı tek tip bir toplum yaratmak olmuştur. Onun içindir ki bütün gayr-i müslimleri (Ermeni-Rum-Suryani vb.) soykırımdan geçirmiş, geride kalanları ise hala terörize ederek toplum gözünde en büyük tehlike gibi sunmaktadır. Tüm Kürtleri ve Kürt varlığını yüzyıllık bir demir kafese koyarak da kültürel soykırıma tabi tutmuştur, aynı politika günümüzde daha da vahşi bir şekilde sürdürülmektedir. Bu politika özü itibariyle faşizmin tek tip devlet, ulus, dil, vatan vb. yaratma çabası ve söylemlerinin kaynağıdır. Günümüzde artık devletin bu zihniyetinden etkilenmemiş tek bir Türk bile bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Yani ulus-devlet öncelikle zihinsel olarak tüm toplumu işgal etmiştir, kendine göre bir zihniyet şekillendirmiştir. Faşizmin toplumuna zihnin bu sömürgeleştirilmesiyle gidildiği taze anılarımızdandır. Yakın tarihin (2. Dünya Savaşında Almanya’nın rolü ve 1. Dünya savaşı sırasında Türkiye’nin bir buçuk milyon Ermeni’yi katletmesi) kan banyosu da bu zihin fethinin sonucudur.

Son yıllarda devlet eliyle yaygınlaştırılan tarih dizileri üzerinden topluma baştan sona yalan, uydurma ve çarpıtılmış bir tarih bilinci kazandırılmak istenmektedir. Belki entelektüel bir kaygı ile bu uydurma dizi-filmler ile bir tarih oluşturulamaz denilebilir; fakat unutulmamalıdır ki bu filmlerin hiçbiri bilimsel tarih kaygısıyla yapılmamaktadır. Önemli olan ise inanan bir sürü-kitle’ye hitap etmek ve onları şekillendirmektir. Bu konuda da oldukça etkili olduğu göz ardı edilmemelidir. Yakın zamanda uzun bir süre gündemde yer bulan “Muhteşem Yüzyıl” adlı diziye karşı faşist şef Erdoğan’ın tepkisi hala hatırdadır. “Ecdadımızın böyle bir tarihi yoktur” diyerek üst perdeden gösterdiği tepki ve ardından dizinin senaryosunda yapılan düzeltmeler bilinmektedir. Dizi daha çok Sultan Süleyman’ın saray hayatına ve saray içi entrikalarına odaklanınca kendisine pay çıkartıp telaşa düşen saray cenahı zaman kaybetmeden bir müdahalede bulunma gereği duymuştur. Yine yakın zamanda Erdoğan sözde bir kısım sanatçıyı sarayına toplayarak, Osmanlı tarihini güncellemek ve tarihi yeniden yazmak için çekilecek dizi ve filmlere sonuna kadar devlet desteği sunulacağını ilan etmiştir. Peşi sıra mantar gibi türeyen sözde Osmanlı tarihi türevli dizi ve filmler piyasada boy göstermiştir.

Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı da uzun bir süredir yoğun bir dizi ve filmler yoluyla karalama, öcü gösterme, düşmanlaştırıp terörize etme, gerici ilan edip her tür küfür ve hakareti reva görme, adeta toplumda tüm kin ve nefret nesnesi haline getirme, buna karşın her türlü suç örgütünü, taciz ve tecavüzcüyü, mafyatik tüm kirli yapıları ise vatan, millet ve devlet demeleri kaydıyla meşru gösteren dizi ve filmler topluma ve özellikle de gençliğe rol-model olarak gösterilmekte beis görülmez. Bir toplum neredeyse Kürt halkına ve onun Özgürlük Hareketi’ne düşmanlaştırılarak şekillendirilmektedir. Bunun da temel aracı görüldüğü üzere gerçeğe mıskal-ı zerre kadar saygısı olmayan, hakikatten hiç pay almamış uyduruk senaryo ve sanatçılarla yapılan dizi ve filmler olmaktadır. Hem bu dizi ve film yapımcıları, hem yayıncılar ve hem de esasta oyuncular bu faşist yapının en iyi uygulayıcı ve araçları olmaktadır. Bu sözde sanatçı, yapımcı ve yayımcı tayfası Türk özel savaş rejiminin Kürt halkına ve onun dostlarına yaptığı tüm soykırımların ve zulümlerin birebir ortağı ve uygulayıcısıdırlar.

Son seçimlerde bir kere daha görüldü ki bilişim teknolojisi ve güncel sanal medya araçları üzerinden tüm toplumsal kesimler büyük bir saldırı ve kuşatma altındadır. Özellikle Kürt toplumu bu saldırıların merkezinde yer almaktadır. Kürt halkı da maalesef bu konuda yeterli bir bilinçlenme çabası içerisinde değildir. Kesinlikle Kürt halkı için en büyük tehlike bu sanal medya araçları ve TV’ler üzerinden yürütülen özel savaş politikalarının etkilerine karşı savunmasız bir durumda olmalarıdır. Karşımızda elinde her türlü silah ile saldıran bir düşman var, fakat evimizin içinde şerbetli bir şekilde kendisini bize sunan yılanı da görmeden onu alt edemeyiz, kendimizi de koruyamayız. Bu konuda esas sorumluluk toplumsal faaliyet yürüten öncüler, gençler ve kadınlardadır. Yine ev içerisinde de esas sorumluluk anne ve babalarımızdadır. Kimse kendi çocuğunun kaderini sanal medyaya ve TV’lere terk etmemelidir. Esas tehlike sadece sokaktaki düşman, fuhuş ve madde çeteleri değil, aynı zamanda evimizin içindeki her tür uyuşturucudan beter insanı düşünemez hale getiren dizi ve filmler ve diğer sanal medya uygulamalarıdır. Buna karşı toplumsal ahlakı ve bilinci ayaklandırmak için kendisini her türlü eğiten bir mücadeleye yaşamın her anında ve alanında büyük bir ihtiyaç vardır.

Hakikat algısı ve payı yüksek olanlar yaşamda özgürleşir, savaşta ve her türlü mücadelede zafere ulaşır. Umut ve Zafer hakikatin izinde yürüyenlerindir.

    

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.