AKP-MHP faşist bloğun 31 Mart seçimlerinde başvurduğu yöntemler Kürtler açısından bildik yöntemlerdir. Bu yöntemlerin hukukla hiç alakası olmayan, tümüyle şiddet, zor, baskı, korku, hile, sahtekarlık ve daha akla hayale gelmedik birçok pratik uygulamayla kendisini herkese bir kez daha gösterdi. Faşist iktidarın gerçek yüzü bu seçimlerde daha fazla netleşmiş oldu. AKP seçimleri kaybetse bile iktidarı bırakıp gitmeyeceğini, ayak direteceğini, bütün yüzsüzlükleriyle muhalefetin gardını almak için, iç savaş da dahil her türlü melanete baş vuracaklarını ispatlamış oldular.
Kürdistan’da kanla, katliamla kazanmayı ilke edinmiş olması bugün daha net bir şekilde anlaşılmış oldu. En somut örneğini 7 Haziran seçimlerinde yaşadık. Kaybettiği seçimleri katliamlarla lehine çevirmesi bugünkü akıl dışı uygulamaların ön habercisiydi. 31 Mart seçimlerinde ortaya çıkan sonuçları, yani halkın iradesine saygı göstermesini kimse beklemesin. Hukuksuz uygulamaları Kürdistan’la sınırlı kalmadığını, kalmayacağını, İstanbul somutunda görülmektedir. Kürdistan’da ki seçimler bir formaliteden ibarettir. HDP tümüyle bir kuşatma altına alınmıştır. Binlerce parti çalışanı tutuklanmıştır. Kayyumlar Kürdistan’daki belediyeleri talan etmiştir. Gırtlağa kadar borca batırılmış, taşınmaz malları devletin kurumlarına peşkeş çekilmiştir. Seçim öncesi keyfi uygulamalar seçim sonrasında da devam etmektedir. HDP’nin itirazları jet hızıyla ret edilmekte ve AKP lehine sonuçlar çıkarılmaktadır. Mazbatalar verilmemekle birlikte kazanılmış bazı belediyeleri ise KHK gerekçeleri ile AKP’ye devredilmiştir.
Gelinen aşamada, Ermeni halkına karşı uygulanan soykırımın bir benzerini Kürtlere karşı yapıyorlar. AKP-MHP faşist ittifakının asıl hedefi de Kürtlerdir. Soykırım sırası Kürtlere gelmiştir. Etnik temizlik devrededir. Kürt sorununun kökten çözümü, kökünü kazıma ile yapacaklarını artık gizlemiyorlar. Devlet aklı Kürtleri imha etme üzerine kurgulanmıştır. Çökertme planı ile bunu hayata geçirmişlerdir. Kürtler çok ağır bedeller ödedi ve halende ödemektedirler. Her türlü vahşete maruz kalan Kürtler, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yalnız bırakıldı. Türkiye cephesinde istenen düzeyde bir destek görmedi, göremedi. Şimdi sadece Kürtler değil bütün toplumsal muhalefet faşizmin hedefindedir.
AKP faşizmine karşı çok net ve kararlı bir duruş sergilenmezse seçimle, sandıkla iktidarda düşürmenin yolları da tıkanmış olacaktır. Aslında AKP-MHP faşist cumhur ittifakı Türkiye’yi bu yola sokmuştur. Seçimlere gerek duyulmayacak şekilde yeni düzenlemelerle her şeyi kendi kontrollerine alacaklardır. Bu toplum sessizliğini bozmadığı müddetçe daha büyük felaketleri yaşaması kaçınılmazdır. Sudandaki diktatör Ömer El Beşire karşı sesini yükselten kadının cesaretini Türk toplumunun gösteremez durumda olması içler acısı bir durumdur. Halkın iradesini hiçe sayan ve sandığın sonuçlarını tanımayan faşist iktidara karşı peki ne yapmak gerekir? Kadere razı olmak, köleliğe, gönüllü kulluğa razı olmak mı gerekiyor? Yandaş medyada boy gösteren kesimler, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı tepkisiz kalmayı “sağduyu” olarak değerlendirip akıl çelmeye çalışıyorlar. Her şeyi elden giden bir toplum “sağduyu” adı altında köleleştiriliyor. Faşizm, halklara karşı başlatmış olduğu meydan muharebesini görmeyecek kadar kör olanların telkin ettikleri “sağduyu” çağrıları basit bir aldatmacadır.
Bu seçimlerde Kürtlerin ortaya koyduğu öz veriyi, gösterdikleri fedakarlığı doğru okumak gerekiyor. “Alavere dalavere Kürt Memet nöbete” yaklaşımı içinde olmak, Kürtlere karşı saygısızlıktır. Kürtler her şeye rağmen demokrasi mücadelesinde kendi tavrını oraya koymuştur. Muhalefet partileri, millet ittifakı Kürtlerin mesajını doğru anlamaları gerekir. Özelliklede CHP Kürtlere karşı uygulanan baskıcı politikaların yasal düzenlemelerinde faşist iktidara destek sunmuş bir parti olmasına rağmen Kürtler yine de özveride bulunmuş, millet ittifakına destek sunmuştur. Demokrasinin kazanımı için de olsa Kürtlere karşı namuslu bir özeleştiri vermeleri gerekir. Açlık grevi eylemlerine karşı duyarsız kalması ve görmezden gelmesi CHP için kötü bir sınavdır. Kürtlere yaklaşımında göreceli bir değişikliğe gitmediği taktirde gelecek seçimde kendisini bitirecektir.
Faşizmin sınır tanımaz zorbalıklarına, hukuksuzluklarına ve ahlaksızlıklarına karşı toplumsal muhalefetin gelişmesi, sivil ittiaatsizlik eylemlerine başlamasının tam zamanıdır.
Bu nedenle, sürmekte olan açlık grevleri direnişi, faşizme karşı başkaldırıdır, insanlık onurunu korumaktır. İnsanlık onuruna sahip çıkmak, insan olmanın farkına varmaktır. Vicdan sahibi, demokrasiden yana olan her kesimin, her bireyin açlık grevi eylemleri etrafında birleşme ve faşizme karşı direnme zamanıdır.