Kürt halkı, faşizmin tüm renksizliğine karşı Ortadoğu’nun devrimci direniş kültürü ile mücadelesini devam ettiriyor ve büyütüyor. Evet, faşist Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı da Kürt halkı, bugün direnişten vazgeçmediğini, vazgeçmeyeceğini belirterek, her alanı direniş kalesine, direniş meydanına çevirmektedirler.
Kürt halkı, faşizmin tüm mat renklerini gördü ve bu renklere karşı direnişin gökkuşağı renkleri ile mücadelesini yürüttü ve yürütmeye devam ediyor. Faşizmin beyaz, gri, siyah ve yeşil renklerine gören Kürt halkı bu faşizmin çeşitlerine karşı mücadelesini büyüterek bir akış hızıyla dağlardan şehirlere, ovalara ve zindanlara kadar direnişi yaydılar ve bu direnişi büyüttüler. Bugün de bu direniş, bir akış sevinci gibi Kürt halkı tarafından sahiplenilmekte ve bir devrimci sorumluluğu çerçevesinde büyütülmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin tarihi aynı zamanda Türk faşizminin de tarihidir. Türk faşizmi tüm varlığını, Türkiye’de ve bölgede yaşayan halkları, etnik kökenleri, farklı inançları yok sayarak, katlederek sürdürdü. Devrimci çıkışların ve hareketlerin ortaya çıktığı anlarda zorlanmalar yaşayarak, bir virüs gibi insanlığı kırımdan geçirmek istedi. Bu çerçevede birçok darbe ile faşizm hortlayarak, adeta denizden çıkan bir canavara(leviathana) dönüşerek toplumsal hareketlere, halklara karşı hem fiziki hem de kültürel bir katliam girişimlerinde bulundu. En son bu katliam girişimi de 12 Eylül askeri cunta ile gelişen faşizm, Kürt halkını katletmeye, tarihten silmeye yönelikti. Ancak faşizm, 12 Eylül cuntası ile amaçladığı sonuca ulaşmadı. Çünkü Amed zindanına doldurulan PKK hareketinin öncü kadroları 12 Eylül faşizmine karşı zindanlarda direnişin gökkuşağı rengini ortaya çıkardılar. Hem de kendi canları uğruna başta Kürt halkının olmak üzere tüm ezilen halklarının direnişlerinin yok olmadığını ve “teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarı ile faşizmin matsız renklerine karşı direnişin yok olmadığını ve faşizmin ışık, renklerden ve çok seslilikten korktuğunu ortaya koydu.
Evet, 12 Eylül faşizminin üzerinden 40 yıl geçti. Kürt Özgürlük Hareketinin zindanlarda yaktığı direnişin ateşini, 15 Ağustos’ta Kürt Özgürlük Gerillaları Eruh-Şemdinli baskınları ile devralarak bu direniş ateşini büyüttüler. 1990’lı yıllarda bu direniş Cizre, Nusaybin ve Amed başta olmak üzere birçok Kürt şehirlerinde Kürt halkı tarafından serhildan rengine dönüşerek büyüdü. Evet, bugün de bu direniş, bu kez de dağlardan şehirlere, ovalara ve zindanlara doğru bir akış içerisindedir. Evet, 1980’lerde yakılan direniş ateşi, Kürt özgürlük dağlarında Kürt halkının yiğit evlatları tarafından büyütüldü. Ve bugün ise Kürt halkı tarafından harmanlanan bu direniş ateşi, zindanlara kadar yayılmakta ve büyümektedir.
Bu direnişi ortaya çıkaran Kürdistan halklar Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit koşullarını karşı Kürt halkı direniş ile cevap vermektedir. HDP Colemêrg Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in başlattığı “süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi” 79. Gününde, HDP Hewlêr Temsilcilik Üyesi Nasır Yağız 66, PKK-PAJK’lı tutsakları 41, Strasburg’ta 14 yurtseverin 41, Kanada’da İmam Şiş’in 41. Gününde devam etmektedir. Kürt halkı, Amed zindan direnişçilerinin büyük ölüm orucu ile 12 Eylül faşizmine karşı verdikleri cevap ile bugünde aynı direniş kalelerinden “Önder Apo üzerindeki tecriti kıracağız ve Kürdistan’ı özgürleştireceğiz” şiarı ile cevap vermektedirler. Yani neredeyse 40 yıl üzerinden geçen Türk faşizmine karşı bugün Kürt halkı, direnişin tüm gökkuşağı renkleri ile tekrardan cevap vermektedir. Ve Kürt halkının faşizme karşı boyun eğmediğini ve direniş ile cevap verdiğini ortaya koymaktadırlar.
Ancak her ne kadar direniş büyüyorsa bunun karşısında faşizm de ayakta kalmak için her türlü saldıranlığını sürdürmektedir. Bugün AKP-MHP faşizmi sınır tanımadan Kürt halkının yaşadığı her yerde Kürt halkına saldırmakta, Kürt halkının kazanımlarını yok etmek istemektedir. Bunun için AKP-MHP faşizmi, sadece Türkiye’de ve Bakurê Kurdistanı’nda yaşayan Kürt halkına karşı saldırmakla yetinememekte, Rojava ve Güney Kürdistanı’na da saldırmaktadır.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi Güney Kürdistan’da Kürt halkının kendi emekleri oluşturduğu değerlerine, kazanımlarına karşı saldırmaktadır. Geçen yıl Bradost ve Barzan mıntıkasına saldırmakla beraber Güney Kürdistanı’nın işgaline start verdi. Ve bu start ile birlikte Kürt halkını katliamdan geçirerek, Kürt halkının kazanımlarını yok etmek istedi. Bugünde bu işgal saldırılarını genişletmek istemektedir. Ancak Erdoğan-Bahçeli faşizminin işgal saldırılarına karşı ise Kürt Özgürlük Gerillalarının direnişi de büyüyerek devam ediyor. Faşizm, Medya Savunma Alanlarında Türk devletinin İHA, SİHA’larıyla ve tüm tekniği ile işgal saldırılarına karşı gerillanın eylemsellikleri ve direnişi de büyümektedir. Kürt Özgürlük Gerillası her gün gerçekleştirdiği eylemlerle, faşist Erdoğan-Bahçeli faşizmini darbelemektedir.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi sonun başlangıcını yaşamaktadır. Bunun için saldırganlığını artırmaktadır. Bir kedi gibi köşeye sıkışmış bir şekilde her tarafa saldırganlığını artırmaktadır. Kuzey Kürdistan, Güney Kürdistan’la yetinmeyen faşizm, Rojava Kürdistanı’nda ki halkların baharı olan devrimi yok etmek ve Kürt halkının kendi emekleri ve kanları üzerine elde ettikleri kazanımları yok etmek için saldırganlığını artırmaktadır. Bunun için başta Cerablus, Bab ve Efrîn işgaline, Minbic ve Kuzey Suriye Federasyonu (Rojava Kürdistanı’nı)’nu da eklemek istiyor. Bu yönlü havuz medyasını da arkasına alarak saldırganlığını meşru kılmaya çalışmaktadır. Bunun için Minbic işgalini gündemine koymaktadır. Amerika’nın geri çekilme kararını aldığı geçen günlerde Minbic işgalini daha da gündemleştirmesi manidardır. DAİŞ çete örgütünün bittiğini belirten Amerika, Suriye’nin Kuzeyinden çıkmak istediğini ifade etti. Ancak Minbic’te geçen günlerde DAİŞ çete örgütünün canlı bomba saldırısı ile bitmediği tekrardan ortaya çıktı. Yaşanan canlı bomba saldırısında 2 QSD savaşçısının ve Amerikan askerlerinin içinde olduğu 19 yurttaş yaşamını yitirdi. Bu canlı bomba eylemi bir kez daha gösterdi ki DAİŞ bitmedi ve AKP-MHP faşizmi bitmeyene kadar da bitmeyecektir. Bunun için DAİŞ faşizmi, Erdoğan-Bahçeli faşizmidir. Çünkü DAİŞ’i büyüten, askeri-lojistik destek veren Erdoğan-Bahçeli faşizmidir. Bunun için DAİŞ faşizminin yok etmek için Erdoğan-Bahçeli faşizmini yok etmek gerekir. Kürt halkı ise Rojava Kürdistanı’nda ve Kuzey Suriye’de Kürt halkı ve diğer yaşayan halklar hem DAİŞ faşizmine karşı hem de Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı mücadele etmektedir. Bu çerçevede Efrîn’de QSD güçleri, Efrîn’i Özgürleştirme Güçleri her gün gerçekleştirdikleri eylemlerle bu faşizme dur demektedirler.
Evet, Erdoğan-Bahçeli faşizmi hem Türkiye’de hem de bölgede izlediği politikalarla, askeri-siyasi hamle ve stratejileriyle kendi sonunu getirmektedir. Bu sonun gelmesinde en büyük pay ise; Kürt halkının dört parça Kürdistan’da gösterdiği direniştir. Bu sonun yaklaşması ise yine gösterilecek direnişle ortaya çıkacaktır. Bugün Kürdistan dağlarında, şehirlerde, ovalarda, zindanlarda yakılan direniş ateşini büyütmek gerekir ve bu direnişe sahip çıkmak gerekir. Ancak faşizm, direniş ile yıkılır. Bunun bilinci ile alanlara çıkarak, yakılan direniş ateşini büyütmek gerekir. 31 Mart yerel seçimleri de faşizmin sonun başlangıcı olabilir. Halkların baharı olacağı önümüzdeki bahara ulaşmak ve faşizmi yıkmak için tüm devrimci hareketlerin, etnik gurupların, farklı inanç guruplarının ve demokratik çevrelerin zindanlarda Kürt halkının kendi bedenleri, yaşamları üzerine oluşturdukları direnişi büyütmek için desteklemeleri gerekmektedir. Bunun için meydanlara çıkarak, eylemsellikler geliştirerek Erdoğan-Bahçeli faşizmini yok edebilir ve faşizmin sonunu getirebiliriz. Mussolin’den Hitler ve Franko’dan Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı Ortadoğu halkları olarak Ortadoğu Direniş Kültürü ile cevap vermeliyiz. Bunun için direniş, direniş, direniş...