"Aden Bahçesi"nden kovulmayı seçmekle iyi mi yaptık acaba? Bazen iyi yaptığımızı düşünüyorum bazen de keşke hep orada kalsaydık, onca ölümü ve kederi yaşamasaydık diyorum. Çünkü içinde yaşadığımız coğrafyada "Aden Bahçesi"nden yani anne rahminden fırlatıldığımız günden beri zulümden başka bir şey görmedik.
Son aylarda Gunter Grass’ın yaklaşan faşizmin ayak seslerini hisseden ve büyümek istemeyen cüce kahramanı Oskar Matzerath gibiyim. Oskar Matzerath Prometheus’un düş dünyasının iki kâhini gibidir. İkisi de isteyerek ve bilerek bilgeliğin sesini duydukları için tiranlığa başkaldırır. Biri Kafkas dağına zincirlenir diğeri kendisine 3 yaşında iken hediye edilen Teneke Trampeti ile 20.yüzyılın laneti olan faşizmin ritmini bozmak için çaba sarf eder.
Oskar’ın 1920’li yıllarında başlayan mücadelesi 2. Dünya savaşının sonuna kadar sürer ve o süreçte Oskar büyümek istemez çünkü Teneke Trampetine söz vermiştir onun için de cüce kalır.
Oskar’ın Kahinliği de buradadır işte! Çünkü büyürse Faşizm de büyüyecek ve habis ur gibi tüm dünyayı saracaktır. Onun için Oskar ve Trampeti bundan sonra büyüklerin dünyasına karşı savaş açar. Oskar kendi düş dünyasına aykırı gelen her şeye trampet çalarak karşı çıkar. Yaşadığı kentte Nazi etkinliklerine gidip bankların altına saklanarak orada çalınan marşların ritmini bozar.
Böylece Oskar büyümeyi istemeyerek insan kalmayı, büyüklerin dünyasındaki şiddeti ve ölüm severliği reddeder. Çünkü Prometheus ve Oskar’ın sezgi ile duydukları "var olma acısı" ve kendi dışındaki dünya ile kurdukları ilişki trajiktir. Bu acıyı hafifletmek, Tiran’a teslim olmamak için Prometheus ciğerlerini kartala parçalatır, Oskar ise cüce kalmayı seçerek teneke trampeti ile başkaldırmaya devam eder. İkisi de yazgılarına razıdır ve bu "yazgılarını bilerek ve isteyerek" seçerler. Çünkü "var olma acısı" "yaşam boyu süren bir acıdır. "Bu acıya bir de Tiranlara "evet" demek gibi lüksleri yoktur.
Yaşadıklarımıza buradan bakınca içim ezim ezim eziliyor. Her yerden bize Tiranlığa ve terörizme alışın, bizi onaylamıyorsanız bizden değilsiniz diyorlar. Bunlara karşı çıkıp hayatını tiranlığa teslim etmeyenlerin sayısını çok önemsiyorum. Korkaklığın ve suskunluğun yaşam biçimi olduğu son aylarda ısrarla kendi adıma ne tiranlığa ne de o tiranlığın ya da tiranlıkların yarattığı acıya alışmayacağım diyorum. Elbette Oskar gibi cüce kalmayı ve büyümemeyi seçmek gibi bir seçeneğim yoksa da bir şekilde kendimi harflerle ifade etmek gibi bir şansım var ve ben de bu şansımı ölene kadar kullanacağım. Tiranlığa karşı başkaldırımı harflere sığınarak yapacağım. Böylece "var olma acısını" yazarak aşmaya çalışmak sanırım daha insanca geliyor bana. Ne olursa olsun faşizmin değirmenine asla su taşımayacağım. Kovulduğum cennete geri dönme gibi bir düşünceye ise hiç kapılmadım. Lütfen sizler bunların cennet vaadlerine aldırmayın, reddedin cennetlerini hep cüce kalalım.
Zaten hep bu cennet sevdası tiranları coşturup başımıza bele etmedi mi? İşte bu sebeple diyorum ki cennete gitme niyetim yok, eğer bunu istersem nerede kalır benim cüceliğim ve cesaretim?