Fatih Akın’ın filmografisi bir hayli çeşitli. Belki bazıları için Fatih Akın demek sadece Duvara Karşı’dan ibaret; ama onu tek bir filme göre tanımlamak haksızlık olur...

Zira Akın’ın sineması, varış noktası pek de belli olmayan, amacın uzun uzadıya gitmek olduğu bir yol misali. Ve insanın uzun bir yolda nelerle karşılaşacağı pek de belli olmuyor. Bundandır ki Akın’da tek bir türü görmek mümkün değil. Kendi üslubunu yitirmeyen ama çok farklı türleri de bünyesinde toplayabilen bir yönetmen o.
Duvara Karşı, Temmuz’da, Kesik, Soul Kitchen... Hepsi de birbirinden farklı türde filmler. Bunların içinde romantik komedi de, siyasi ve vicdani sorumluluğunun gereği yaptığını söylediği film de var. Ama hemen hemen tüm filmlerinde öyle ya da böyle gidilen bir yol mevcut. Bu yüzden yolda olan filmler mi yoksa Fatih Akın mı, düşünmüyor değil insan...
 
Risksiz bir film...
Elveda Berlin de Akın’ın farklı türlerdeki filmlerinden biri. Yazar Wolgang Herrndorff’un çok satan kitabı Tschick’ten uyarlanan film, aynı zamanda Akın’ın senaryosunu yazmaksızın çektiği de ikinci filmi.
İki ergenin kaçak olarak çıktığı kısa yolculuğu anlatan edebiyat uyarlamasında Akın’ın, kendine has kodlarının yanı sıra fazlasıyla klişeyi bir arada harmanladığını söylemek mümkün. Bu açıdan bakıldığında Akın’ın riske girmediği sonucuna varmak çok da zor değil. Elbette Fatih Akın’ın bu filmde risk faktörünü aşağıya çekmesinin en önemli nedeni 1915 Ermeni Soykırımı’nı anlatan bir önceki filmi Kesik. Akın’ın belki de birçok yönetmenin yapmaktan çekindiği, onunsa vicdani sorumluluk altına girerek çektiği film, ne yazık ki kendisi açısından bir hezimet olmuştu. Kesik, eleştirmenlerden kötü not alırken bir yandan da gişede beklentinin çok altında kalmış, başarısızlık getirmişti. Şu bir gerçek ki Akın, kimilerine göre bu hikâyenin altında kaldıysa da ‘vicdani’ olarak birçok kişinin ‘korktuğu’ bir taşı yerinden oynattı. Hatta Ermeni Soykırımı’ndan sonraki üçüncü kuşağın film karşısındaki yorumu ‘estetik’ kaygılardan ziyade tam da Akın’ın yapmak istediği yönde oldu... Her ne kadar sinemasal eleştiriler saklı tutulsa da Kesik’in ilk olması açısından takdire layık bir iş olduğunu belirtmek gerekiyor.
  Modern Huckleberry Finn
İşte bunun da etkisiyle Akın, bu defa daha sade bir filmle çıkıyor karşımıza. Filmin ana ekseni, zengin müteahhit babası ve alkol tedavisi gören annesiyle yaşayan, 14 yaşındaki Maik ile sınıfa yeni gelen göçmen Tschick’in garipliklerle başlayan dostluğu üzerine kurulu. Babasının soğukluğu, annesinin alkol sorunları ikileminde büyüyen, içine kapalı ama bir o kadar da naif bir çocuk Maik. Tschick ise aykırı olduğu sınıfa gelir gelmez göze çarpan biri. Maik ve Tschick’i bir araya getiren şey bu iki uçta olmalarından ziyade sınıftakiler tarafından kabul görmemeleri. Sınıf, bu içine kapalı naif çocuğu ve aykırı tavırlarıyla kendine Çingene Yahudi diyen bu göçmeni aralarına almayı reddediyor. Okulun en popüler doğum günü partisine de davet edilmeyen bu ikili, Tschick’in çaldığı Lada marka bir arabayla çok heyecanlı olmasa da küçük bir yolculuğa başlıyor. Akın, filmin sonunu zaten ilk sahnede vererek çok da heyecan yapmamamız gerektiğini ta en başından söylüyor. Yani bu defa yolun sonu belli.
Elveda Berlin modern Huckleberry Finn hikâyesi olarak anılıyor. Köyün zengin çocuğunun bir köle ile çıktığı yola Maik ve Tschick’inki birebir benzeşmese de, sosyal sınıfları birbirlerine selam gönderiyor. Akın, filmde Maik’i karakter olarak Tschick’e göre bir tık daha fazla öne çıkarsa da genel itibariyle ikisinde de çok derine inmiyor. Öyleki seyirci, Tschick’in Çingene bir Yahudi olmadığı halde öyle söylemesini, gay olduğunu ima etmesini ve toplumda ‘ötekileştirilmiş’ bütün tanımları üzerinde toplama çabasını ‘oturtacak’ bir zemin bulmakta zorlanabiliyor. Tschick’in zaten göçmen olduğu için mi tüm bu öteki kalıplara girdiğini, yoksa bunun bir ergen kimlik arayışı mı olduğunu söylemek yer yer zorlaşıyor. Ama anlamakta zorlanmadığımız bir şey varsa o da Yahudi, gay ve Çingelenelerin o topraklarda hâlâ ‘dışlanma’ sembolü olduğu... Film, yol, ergenlik, aile sorunları ve ötekileşme ile Fatih Akın’ın şahsına münhasır bazı detaylarla süslenirken, bazı yerlerde ise iç içe geçmiş ve zayıf kalıyor.
Elveda Berlin, Fatih Akın’ın kendini hatırlattığı ama ‘büyüme’ hikâyelerine selam durduğu, risk almadan ve direksiyonu çok da kırmadan gittiği bir yol filmi olarak yerini alıyor...


Suzan A. Demir