Bugün Kürt halkının verdiği özyönetim mücadelesi yıllardan bu yana tarihte çeşitli alanlarda hayat bulduğunu görmek mümkün. Avrupa’daki birçok örneğin yanısıra Türkiye tarihindeki en önemli örneklerinden biri olarak 12 Eylül 1980 darbesi öncesi Ordu’nun Fatsa ilçesinde yaşanan özyönetim deneyimi karşımıza çıkıyor.
1978 yılından itibaren devrimci sosyalist grupların Fatsa’da hakimiyetini sağlaması ile birlikte, 1979 yılında belediye başkanı Nazmiye Komitoğlu’nun vefatıyla yapılan ara seçimde Fatsa Devrimci Yol ekibinin adayı olan ve mesleğinden dolayı “Terzi” lakabıyla anılan Fikri Sönmez belediye başkanı olarak seçildi. Sönmez’in seçilmesi ile birlikte Fatsa, özelliklerine göre 11 bölgeye ayrılarak “Halk Komiteleri” oluşturulurken, iki ayda bir yapılan halk toplantılarında komite üyeleri belediye çalışmalarını denetleyip belediye yönetimine katkıda bulunuyordu.
Öte yandan Fatsa’da halkın yönetime katılmasıyla birlikte 3 ile 7 arasında üyeden oluşan Halk Komiteleri’nin 2-3 ayda bir düzenli olarak yaptığı toplantılara 20 bin nüfuslu ilçede yaklaşık 5 bin kişi katılıyordu. Ayrıca çevre il ve ilçe belediyelerinden araç, gereç ve teknik eleman gönderilerek dayanışma sağlanıyordu. Dikkat çeken bir diğer nokta ise faşist saldırıların ve katliamların yoğun olduğu 12 Eylül öncesi Türkiyesi’nde Fatsa neredeyse toplumsal barışın sağlandığı ve silahların patlamadığı tek ilçe haline gelirken, AP ve MSP gibi sağ partilerin ilçe başkanları bile ilçede, halkın huzur içerisinde yaşayıp, ölümlerinin yaşanmaması yönünde açıklamalarda bulunuyordu.
Yol sorununa karşı ‘Çamur’ kampanyası
Söz konusu komiteler aracılığı ile belediye faaliyetlerinin dışında bugün Kürdistan’da yozlaşmaya karşı verilen mücadelenin benzeri, Fatsa’da, içki, kumar, tefecilik, karaborsacılık, kadına yönelik şiddet gibi konularda da ciddi bir mücadele geliştirildi. Bu komitelerin dönem itibariyle yaptığı en önemli çalışmalardan biri şüphesiz “Çamura Son” kampanyası oldu. İlçede yol sorunu ve çamura karşı organize edilen kampanyanın ardından düzenlenen Fatsa Halk Şenliği ile ilçe, kısa bir süre içinde özellikle sosyalist solun simgesi haline geldi.
Öyle ki birçok iktidar yanlısı grup Fatsa’yı “Küçük Moskova” diye nitelendirirken, iktidar yanlısı basın organları ise “Fatsa’da komünist işgal” başlıklarıyla haberler servis etti.
Devletin bugün halkın kendi kendini yönetme isteğine karşı tahammülsüzlüğü Kürdistan’daki sokağa çıkma yasağı ve katliamlar olarak kendini gösterirken, o dönemde ise Fatsa’da “Nokta operasyonu” ile halkın karşısına geçildi.
11 Temmuz 1980 tarihinde ilçeye binlerce asker ve polisin katılımıyla düzenlenen “Nokta operasyonu” ile ilçe merkezinde tanklar yürürken, yurttaşların ikinci bir emre kadar sokağa çıkmaları yasaklandı. Operasyondan önce Fatsa AP, CHP ve MSP ilçe başkanlarının dahi yaptıkları “Fatsa’da komünist işgal yoktur. Fatsa’da ateş ile barut yok, böylesine huzurlu bir yerde olay çıkartmayı istemek niye?” açıklamaları operasyonu durduramazken, aralarında Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in de bulunduğu onlarca kişi gözaltına alınarak tutuklandı, bir o kadarı da katledildi.
‘Halk Komiteleri eliyle kendine özgü bir yönetim’
O dönemde Fatsa’da lise öğrencisi olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, Fatsa’da Halk Komiteleri ile kendine özgü yönetimin sağlandığını söylüyor. Halkın komitelere olan ilgisinin yüksek olduğunu ve birçok alanda halkın kendi inisiyatifi ile çalışma yaptığını söyleyen Sönmez, o süreci şöyle anlatıyor: “14 bin 500 nüfuslu bir kentte seçimlerde 5 bin insan oy kullandı. Yurttaşların Halk Komiteleri’nin uygulamasına katılımı çok yüksekti. Örneği bir çamur sorunu vardı. Sokakları insanlar imece usulü ile temizledi. Günlerce okuldan çıkan gençler nöbetleşe çalıştılar. Yöreden de birçok insan geliyordu. Onlar evlerde ağırlanıyordu. Kültürel çalışmalar yapılıyordu. Belediyenin saz kursundan tiyatro kursuna kadar çok kurs vardı. Kursların sonucunda bir Çocuk Korosu oluşturuldu. Bu koro o kısa sürede bile ülkenin birçok yerinde gösterilere katıldı. Tüm bunlar halkın belediyeyi ve bu yönetimi desteklediğini gösteriyordu.”
Bugün Kürdistan’da özyönetimlere yönelik olduğu gibi o gün de Fatsa’nın ana akım medya tarafından hedef gösterildiğine dikkat çeken Sönmez, manipülasyonların “Bir belediye başkanı etrafında oluşmuş bir terörist çete halkı teslim aldı” sözleri ile yapıldığını söylüyor.
Dönem itibariyle Fatsa’da AP, MSP ilçe başkanlarının dahi huzur içerisinde yaşadıkları yönünde açıklamalarına rağmen Ankara’daki egemenlern burayı bir tehlike olarak gördü. Sönmez, “Operasyon gerçekleştirildi. Binin üzerinde askerle birlikte girildi. Sinop açıklarında 3 adet denizaltı hazır hale getirildi. Yani adeta tüm Fatsa’yı yok edecek bir operasyon yığınağı ile gelmişlerdi. Tabi Terzi Fikri bu operasyonu kaçarak değil evinde karşıladı. Onun tutuklanmasının akabinde evlerde bulunan 13-16 yaş üstü özellikle erkekler seçilerek tutuklandı. Babamın terzihanesi vardı. Onun da dükkânının içerisinde olduğu onlarca iş yeri yakıldı. 1974 ile 1980 arası 5-6 tane ölümün gerçekleştiği kentte 2 ay içerisinde 90’ın üzerinde insan öldü. Ben 16, kardeşim ise 14 yaşında tutuklandık” diyor.
35 yılı aşkın zaman önce Fatsa’da bu coğrafyada ilk kez halkın kendi kendini yönetme deneyimi ortaya çıktı. Devletin bugün Kürt illerinde olduğu gibi o gün de Fatsa’da katliamlar gerçekleştirdi.
Sönmez, Fatsa ile Kürdistan’daki özyönetim mücadelesi arasında büyük bir benzerlik gördüğünü dile getiriyor: “Yıllar sonra Kürdistan coğrafyasında özellikle Kürt siyasal hareketinin kitleselleşme gösterdiği ve halkın sürece katıldığı bir dönemde yerel yönetimleri de kazanarak, özyönetim deneyi olarak tarihe geçecek önemli pratikler ortaya koyduğunu düşünüyorum. Fatsa ile arasında büyük bir benzerlik görüyorum. Bir yerel yönetim deneyimine devlet bugün yine şiddetle cevap vermiştir. O günden bu güne zihniyet aynıdır. Ancak katliamlar karşısında özyönetim mücadelesi o günden bu güne nasıl geliştiyse mutlaka sürdürülecektir.”12 Eylül öncesi Devrimci Yol Hareketi’nin öncü kadrolarından ve darbe ile kırsal alana çekilen Devrimci Yol gruplarının Ana Gerilla Birliği (AGB) Komutanı Mahmut Memduh Uyan da Kürdistan’da ortaya konan özyönetimlerin büyük ölçekte bir halkın kendi kimliğini ifade etme çabası ve kendi yaşamını belirleme çabası olarak görüyor.
‘Öz yönetimler şiddetle bastırılmak isteniyor’
Dönem itibariyle Fatsa’da da aynı durumun ortaya çıktığını kaydeden Uyan’a göre süreç şöyle gelişti: “Bu tür gelişmelerin en küçük emaresini bile kabul etmemekte ve üzerine yok etmek için gidiyorlar. Fatsa’yı da o dönem başka bir ülke toprağı gibi görme ya da Türkiye’den ‘ayrılma’, ‘bölme’ gibi adlandıran birçok karşı kampanya vardı. Ondan sonra Fatsa’nın üzerine gidildi. Hatta o dönem Çorum gibi katliamlar yaşanırken ‘Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın’ diyerek gidip operasyon yaptılar. Şimdi de Kürt il ve ilçelerinde günlerce süren sokağa çıkma yasakları dahil her tür devlet güçlerinin yaptığı saldırıyı, orayı başka bir toprak gibi görüp ele geçirme gibi hareket ettiğini düşünüyorum.