Federal Irak’ta Êzîdîlerin statüsü(zlüğü)
Merwan ZERDEŞT yazdı —
- Şengal, hem Hewlêr ve Bağdat arasındaki hem de bölgesel çelişkilerin ilk elden yansıdığı bir bölge olarak bedelini birçok yönden ödüyor.
MERWAN ZERDEŞT
BAAS-Saddam Hüseyin döneminde (1968-2003) Irak ve Şengal ilişkilerini, Êzîdî toplumuna dönük Araplaştırma-BAAS'laştırma stratejisi ve planları şekillendirdi. ABD öncülüğünde uluslararası güçlerin 2003’te işgaliyle Irak’ta yalnızca rejimin değil, devletin de tasfiyesi yaşandı, tüm güç dengeleri kökten değişti; 2005’te Irak anayasasının ABD gözetiminde yazılmasıyla yeni bir siyasi-idari-askeri sisteme geçiş yapıldı. Yeni anayasa, Irak’ı "parlamenter, demokratik ve federal bir cumhuriyet" olarak tanımlıyordu. Hem parlamenter hem demokratik hem de federal bir Irak! Bu siyasi ve idari sıfatlar, başta Êzîdîler olmak üzere Irak’taki tüm inanç topluluklarına kendi varlıklarını koruma ve geliştirme hakkı sunmalıydı fakat geçen 20 yıllık süreç, böyle olmadığını fazlasıyla ispatladı.
Federalizmin, Irak’ın tüm siyasi ve kültürel bileşenlerini birleştirme amacına uygun bir siyasi ve idari bir model olduğu iddia edilse de aslında geçen 20 yıl boyunca derin siyasi ve askeri kriz ve çatışmaların temel kaynağı Irak federalizminin kendisi oldu. Irak'taki federalizm özü itibarıyla "asimetrik" bir yapıdadır. Yani, Irak’ı teşkil eden siyasi-kültürel alanlar arasında aynı biçimde uygulanmadı. Daha da somut olarak, yalnızca 'Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin varlığı açısından uygulandı ki bu da zaman içerisinde merkezi hükümetin lehine daraltılarak günümüze kadar geldi. Bağdat-Hewlêr ilişki ve çelişkilerinin vardığı nokta biliniyor. Bunun dışında Irak’taki herhangi bir azınlık, inanç kimliği veya kültürel grup bu statüye sahip olmadı. Ne Êzîdîlerin ne de Feyli, Şebek ve Mendailer gibi inançlarından dolayı hep saldırıya uğramış toplumsal kimliklerin bir statüsü oluşmadı; parlamentodaki kota sistemiyle bu durum idare edilmeye çalışıldı. Irak, 20 yıldır inanç gruplarına ayrılan 9 parlamento kürsüsü ile Şii, Sünni ve Kürt güçler arasında oluşturulan Mezhepsel ve Siyasal Kotalar ile yönetilmeye çalışılıyor. 2005 anayasasının federal, demokratik ve parlamenter olarak tanımladığı Irak’ın mevcut durumu budur, bu da aslında bir durum olmaktan da çıkmıştır.
Merkezi ve milliyetçi hakimiyet
Böyle bir gerçeklik içerisinde Êzîdî toplumunun temel haklarına kavuşacağını varsaymak en hafif deyimle naiflik olurdu. Zaten daha 2007'de Tilezêr ve Sîba’da (Êzîdîlerin Saddam döneminde yerleştirildiği toplu köyler) bomba yüklü kamyonlar patlatılarak büyük bir katliam gerçekleşti, 7 yıl aradan sonra, 2014'te ise büyük ferman… 2005'te Irak Anayasası'nın kabul edilmesinden bu yana, anayasada yer alan ilkeler ile Êzîdî toplumunun (gerek Şengal, gerek Şêxan’daki) yaşadığı siyasi, güvenlik ve hukuki gerçekler arasında büyük bir çatışma var. Anayasa ulusal, dini ve kültürel hakları koruyan teorik ve yasal bir çerçeve oluşturmuş olsa da bu ilkelerin çoğunu baltalayan ve azınlık gruplarını dışlayan, demokratik yerel yönetimin gelişmesini engelleyen politikaların devam etmesine izin veren merkeziyetçi ve milliyetçi bir eğilim hâkim oldu.
Irak Anayasası, giriş bölümünden itibaren, "birçok milletin, dinin ve mezhebin devleti" olduğunu ve ayrım gözetmeksizin herkesin haklarını güvence altına aldığını teyit ediyor. Anayasa maddeleri ayrıca inanç özgürlüğünün ve mezheplerin, dinlerin ve kültürlerin haklarının korunmasını da öngörüyor. Bu ilkeler, gerçek yasal güvencelerden ziyade daha çok teorik kalıyor, pratikte ise merkezi sistem kendini tüm bu gruplara dayatıyor. Anayasa, ulusal azınlıkların tanınmasını içeriyor, ancak bu hakların kullanımını egemen güçlerin iradesine bırakıyor. Dolayısıyla haklar yazılı metinler ile sınırlı kalıyor, özellikle belirsizliği giderecek kesin yasaların bulunmadığı ihtilaflı bölgelerde çoğu zaman uygulanmıyor.
Birçok yönden bedel ödüyor
Irak Anayasası, Êzîdîleri bir “etnik grup” veya “bağımsız bir ulus” olarak tanımıyor, bunun yerine onları “dini varlıklar” olarak sınıflandırıyor. Bu dar tanım, Êzîdîlerin siyasi, idari ve kültürel haklarının gelişimini engelliyor. Yalnızca ‘farklı bir din’ statüsüne indirgenmesi, Êzîdîlerin uzun bir tarihe, kültüre, dile ve toprağa sahip bir halk olarak varoluşlarını göz ardı ediyor. Irak Anayasası'nın 140. Maddesine göre Şengal “tartışmalı bölgelerden” biridir. Bu madde, çeşitli siyasi ve askeri güçlerin bölgenin geleceğine müdahale etmesine olanak tanıyan kalıcı bir boşluk yaratıyor. Bu maddeyle Şengal, hem Hewlêr ve Bağdat arasındaki hem de bölgesel çelişkilerin ilk elden yansıdığı bir bölge olarak bedelini birçok yönden ödüyor. Irak Anayasası'nın azınlıklara idari, siyasi ve kültürel haklarını garanti eden 125. Maddesinin ise Êzîdîler için nasıl uygulandığını (daha doğrusu uygulanmadığını) ayrıca değerlendirmek gerekiyor.
