Yakın dönem Kürt-Türk ilişkileri, Türkiye Cumhuriyetinin yapılanması ve tarihi, din devlet ilişkileri, Kürt uluslaşması vb. konularda adından çok sık söz edilen ancak resminden tutalım da yaşamı ve kişiliği hakkında çok az şey bilinen bir kişi Şêx Seîd Efendi.
Aileden gelme bir özellik olarak kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana saf tutma ve bu direnişin öncülüğünü üstlenme Şêx Seîd kişiliğinin en önemli özelliği ve özeti olsa gerek.
Şêx Seîd Efendi, 1865 yılında Elezîz-Palî’de dünyaya geldi. Babasının adı Şêx Mehmûd Fevzi’dir. Şêx Seîd Efendi’nin ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Kendisi Şêx Alî Septî’nin torunu ve tarikatının postişinidir. Ailesi daha Osmanlı Padişahı 4. Murat döneminde, egemenlerin saldırılarıyla karşılaşır. Osmanlı sultanının Bağdat seferine karşı çıkan büyük dedesi Şêx Haşîm, Kürdistan’ın ikiye bölündüğü bu sefer sonrası Osmanlı sultanı tarafından 1639’da  ailesinden onlarca kişi ile birlikte katledilir.
Şêx Seîd’in dedeleri: Şêx Huseynil Huseynî, Şêx Haşîm, Şêx Îbrahîm, Şêx Haydar, Şêx Qasim, Şêx Alî Septî Amedî.
Şêx Aliyi Septî Nakşibendi tarikatını yeniden canlandıran ve Xalidilik kolunu oluşturan Mevlana Xalit’in öğrencisidir. Mevlana Xalit’in Kürtler içinde dini tebliğ için görevlendirdiği iki kişi bulunmaktadır: Seyyit Taha (Seyyit Ubeydullah Nehri’nin babası ve Kurmanclar içinde faaliyet göstermiş) ve Şêx Aliyi Septî (Şêx Seîd’in dedesi ve Zazalar içinde faaliyet göstermiş), Şêx Aliyi Palewi Mevlana Xalit’in vefatı sonrasında (1826) önce Amed’e sonra Elezîz ve Palî’ya gelir. Zazalar içinde İslamiyetin yaygınlaşması ve Nakşibendiliğinin gelişmesini sağlayan kişi konumundadır. Atadığı halifeler, geliştirdiği ailevi ve sosyal ilişkilerle hızla etkili bir kişilik olur.
Şêx Seîd’in amcası Şêx Hasan Efendi, Palî müftüsü olup etkili bir dini şahsiyettir. Abdulhamit dönemi ve  sonrasında Ermeni katliamlarına karşı çıkmış, bunun yüzünden Osmanlı otoritesinin baskılarına maruz kalmış ve 8 yıl boyunca köylerde, dağlarda gizli olarak yaşamış ama tutumunu değiştirmemiştir. Mola Selîm ve Şêx Alî’nin öncülük ettiği Bedlîs ayaklanmasının fikrinin arka planında Mola Selîm’in hocası olan Şêx Hasan bulunmaktadır. Şêx Seîd’in hocalığını da yapan Şêx Hasan Efendi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında vefat eder.
Şêx Seîd’in babası Şêx Mehmûd Fevzi Efendi, Palî’dan Xinûs’a gidip Xinûs’ın köyü Qolhisar’ı satın alır ve oraya yerleşir. Şêx Mehmûd Fevzi’nin yedi oğlu olur. Bunlar; Şêx Seîd, Şêx Bahaddîn, Şêx Diyaddîn, Şêx Necmeddîn, Şêx Tahîr, Şêx Mehdî ve Şêx Abdurrahîm’dir. Şêx Seîd Efendi iki defa evlendi. İlk eşi Melekan şêxlerindendi. İkinci eşi de Cîbran aşiretinden Xalit beyin kızkardeşiydi. Halen bir oğlu (Şêx Ahmed Efendi) sağ olan Şêx Seîd Efendi’nin beş kız, beş oğlan olmak üzere 10 evladı oldu.
Başta amcası Şêx Hasan Efendi olmak üzere Kürdistan medreselerinde eğitimini yaptı. Mûş, Melazgir, Xinûs ve Palî’da dersler aldı. Bir dönem Hicaz’da okudu. Aldığı dini eğitimin yanı sıra pozitif bilimleri okudu. Edebiyatla, özellikle de şiir ile ilgilendi. Türkçe, Osmanlıca, Arapça ve Farsça biliyordu. Kürtçenin Zazakî ve Kurmancî lehçelerini konuşuyordu. Medreselerde dersler veren Şêx Sadî Efendi tarikatının postişini konumundaydı.
Müderrisliğin yanında ayrıca Şêx Seîd ticaretle de uğraşıyordu. Büyük hayvan sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzirom’dan ta Halep’e, Musul’a, Şam’a kadar götürüyordu. Şêx Seîd bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu. Bundan dolayı onu tanıyanlar ve sevenler çoktu. Bulunduğu yerlerdeki sosyal sorunlarla ilgileniyor, toplum içi sorunlara çözümler geliştiriyordu. Yaşanan adaletsizlikler karşısında duruşu ile saygınlığı ve etkisi çok geniş bir alana yayılmıştı.
Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Ortadoğu’da yaşanan büyük yıkım, katliam ve savaşlara tanık olan Şêx Seîd Efendi, bu olaylarda tutum ve tavır sahibi olmuştur. Ermeni Katliamına yazdığı fetvalarla karşı çıkmış, bu insanlık suçunu ret ederek savaş süresince  Pîran’a göç etmiştir.
Osmanlı siyasetini yakından izleyen Şêx Seîd Efendi, cumhuriyetin kuruluş sürecinde Ankara yönetimini destekledi. Ancak Lozan süreci ile birlikte 1. mecliste yer alan Kürt milletvekillerinin tasfiyesine yönelinmesi üzerine Kürdistan coğrafyasının bölüneceği ve Kürtlere verilen sözler bir yana itilerek iradesizleştirilecekleri düşüncesi gelişti.Yine Şah-ı Nakşibendi’nin mezarını ziyaret etmek için Semerkant’a doğru yola çıkarken engellenmesi (1923) modern devlet sınırları ile yüzleşmesini ve bu bölünmenin olası sonuçlarıyla karşılaşmasına yol açtı.
Böylesi bir süreçte Kürtlerin kendi öz örgütlülüklerinden yoksun olduğunu gören Şêx Seîd Efendi, bu yönlü çabalara ön ayak oldu, destekledi. Modern anlamda illegal bir askeri-siyasi örgüt konumunda olan Azadî örgütü,1923 yılında Şêx Seîd Efendinin Xinûs Qolhisar’da bulunan evinde kuruldu. Şêx Seîd, kuruluşunda bu teşkilata üye olmadı, ancak bunun kuruluşunu destekledi, çalışmalarına katkıda bulundu. Yaklaşmakta olan tehdidi gören Şêx Seîd, yazdığı mektuplar ve konuşmalarında herkesi uyanık olmaya çağırıyordu. Medreselerin kapatılması ile başlayan asimilasyon süreci hızla bir kopuşa gidildiğini gösteriyordu.
Şêx Seîd Efendi, bu düşünce ile 1924 yılında ayaklanmada kullanmak üzere malvarlığını sattı. Ayaklanma hazırlıkları olgunlaşmamışken Bêşebab olayları yüzünden Azadî örgütü iyice deşifre oldu. Başta bacanağı Binbaşı Qasim olmak üzere kimi kişilerce ihbar edilen örgüt yöneticileri tutuklandı, Şêx Seîd’in ifadesine başvuruldu. Bunun üzerine 1925 kışında Xinûs’tan Amed taraflarına doğru yola çıktı. Bu esnada etkili kişi ve aşiretlere mektuplar gönderiyor, savaşa davet ediyordu. Ancak 13 Şubat 1925’te Pîran’da bir provokasyonla ayaklanma patlak verdi.
2 ay kadar süren ayaklanmada Şêx Seîd Efendi, toplumun farklı kesimlerini bir araya getirmeyi başardı. Kimi kişiler şahsında bunu görmek mümkün: Hasan Hayri Bey, Dêrsim mebusuydu ve Elezîz’da idam edildi, Aleviydi. Lîceli Fehmi Bilal, Şêx’in katibiydi, Êzîdî ve ateistti. Alkol kullanırdı. Bu iki örnek isim bile Şêx’in farklı inanç sahibi kişilerle hiçbir sorun yaşamadan çalışabildiğini göstermektedir.
14 Nisan’da Gimgim’da Abdurrahman Paşa köprüsünde yakalanan Şêx ve yakın çalışma arkadaşları, dağ yollarından Amed’e getirildiler. Şark İstiklal Mahkemesi’nde kısa süreli bir yargılamadan sonra 28 Haziran’ı 29 Haziran’a bağlayan gece yarısından sonra Amed Dağkapı Meydanı’nda 46 arkadaşı ile birlikte idam edildi. Cenazesi ailesine verilmeyerek gömüldü. Kendisi vasiyeti olan bir mezar taşından hala yoksundur.
Şu sözü tutumunu ve Kürt tarihindeki yerini özetler niteliktedir: „Ben bu işin ne başında ne de sonundayım. Belki ortalarda bir yerde bulundum.“