Baskı rejimleriyle ünlenen, AKP hükümeti 13. yılında bu şanını büyüterek yoluna devam ediyor. Türkiye’de, Gezi Parkı ile başlamıştı her şey. Gezi Parkı hariç; önyargılar, tereddütler ve birçok şeyin yıkımı gerçekleşmişti. “90 Kuşağı aslında uyanıkmış” diyenler bile oldu. Her şey bir gaz bulutuyla başlamıştı. Küçük bir kıvılcım ile…

İşte bu parağraf eleştirilmesi gereken bir parağraf olurdu.  Çünkü her şey Gezi Parkı ile başlamamıştı. Egemenliğin beş bin yıllık tarihi boyunca, baskı rejimleri hep olagelmiştir. Feodalizm karşısında, karşı devrim niteliğinde kendisini geliştiren kapitalist sistemin içerisinde de bu baskı döngüsünden nasibimizi almıştık; halen de alıyoruz. Kapitalist sistemin çekirdek beyinleri tarafından yönetilen küçük ülkecikler hiçbir zaman nasipsiz kalmamışlardır. Öyle ki, Türkiye’de başımıza nazarlardan ötürü kurşun dökmeyen ülke kalmadı. 

2002 olsa gerek, biz 90 kuşağı küçük sayılırdık. Bir padişah gürledi esti. Yeni bir saltanatın kuruluşuydu. Birçok babası vardı bu padişahın. Bazen hangi babasını dinleyeceğini şaşırır oluyordu. Daha tahtına oturmadan ülkeye farklı bir hava yayılmıştı. Siyah bulutlar mı çöktü demeli bilemedim. Bir sene geçmemişti ki siyah olan bulutlar onlara yetersiz gelmişti. Daha da karanlık olmalıydı. HES’ler, mobil santraller, termik santraller niye kuruldu yahut neden kurulması planlanıyor sanıyorsunuz? Yeşil alanlar yok edilip, yerlerine niçin büyük beton yapılar dikildi sanıyorsunuz? Her şey daha karanlık bir saltanat için! Haklarında devlet verdi fermanı, ferman padişahın hey dost betonlar bizim midir? Tüm bunlar yaşanırken arkadan farklı sular da akıyordu elbet. Babasının tek veliahtı, iki gözü, ciğerparesi, nur yüzlüsü, badem bıyıklısı sular özgür aksın istiyordu. Arkadan aksın ama özgür aksın. Tak yeni bir su akar! Eğitim sisteminde değişimler, yenilikler getirilir. İmam hatip liselerinde yemeklerin, ulaşım ücretinin paraları istenmez olur. MEGEP (Mesleki Eğitim ve Öğretim Sistemini Güçlendirme Projesi) adı altında kendilerine kalifeye eleman yetiştirmek isterler. O eleman senin bu eleman benim, “işçisin sen işçi kal giyin haydi tulumları” da her zamanki gibi halka düşürülen pay olur. Bu halk geçmişte birçok zulmün boyunduruğu altında bırakılmıştır. Darbeler, işkenceler, infazlar... Özel savaş politikaları sırf halkın içi rahat etsin diye geliştirilmiştir. Ferman padişahın hey dost, karanlık projeler, zulüm bizimdir!

Hastaneler ticarethane merkezi haline getirilir. Sağlık işçilerinin iş güvenceleri ve sendika hakları ellerinden alınır. Ameliyathanelerde bıçak parası alınır olur. SSGSS (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası) yasaları ile Avrupa merkezli sağlık kuruluşları hedefe koyulmuştur. Pirimler kol gezmeye başlar. Ferman padişahın hey dost, özel hastaneler de padişahlarındır! 

Özgür akan derelerimiz borularla kelepçelenmeye başlanır. Barajlar sağ/sol virajları gibi topraklarımızda sancılı doğumlara sebep olur. Telle çevrilen derelerden insanları bırakın, doğada mevcut olan hayvanlar, bitkiler de yararlanamaz hale gelir. Sularımız, petrol atıklarından elde edilen su şişelerine doldurulur. Paspaslı kapıları olan evlerimize su sayaçları takılır olur. Faturaların ise haddi hesabı yok imiş. Zam, zam, zam haydi yola devam. Ferman yine padişahınmış, kabarık faturalar bizim; yok olan doğa da gelecek neslinmiş!

Yoldan geçerken bir kadının bir erkek zihniyetince katli normal bir hal alır. Rutin bir olay haline dönüşen kadına yönelik şiddet, tecavüz padişahlarımızın iktidarını sürdüğü koltuklarında iyice artar olur. Nefret cinayetleri her zamanki gibi, monoton yaşamların klasiği olmaya devam ediyor. Bir de tüm bunlara çocuk katli eklenince (yeni eklenmiş değil)... Hapishanelerde işkencelerle, tacizlerle baş başa bırakılan çocuklarımızın sesi ise hiç duyulmuyor. Ferman padişahın hey dost, ölüm bizedir!

Hapishanelerin sayılarını artırmakta gecikmeyenler, özel işkence aletlerini çok sayılı fabrikalarında üretim adına siparişe sunuyor. Yeni teknikler, yeni icatlar, yeni zulüm makineleri, makineleşen zulüm, makineleşen işkence, makineleşen beyinler, makineleşen yaşam, makineleşen... 

Yapılıyor da boşuna yapılmıyor elbet! Karakollar, barajlar, AVM’ler, santraller, yüksek güvenlikli hapishaneler, büyük siteler, gökdelenler… Hapishanelerde sayısız düşünce yatıyor şimdi. Küçük, sıcak konutların yerini alan büyük sitelerde şimdi padişahlar konaklıyor. Kervansaraylar! AVM’ler mahallemizdeki sevimli marketçi amcamızın-teyzemizin ekmeğini tekeline alıyor, esnaflarımız artık yemek arası için değil, iş yapamadığı için kepenk indiriyor. Gökdelenler güneşimizin önünü kapatıyor, bulutlarımızın şekillerini bozuyor, kuşlarımızın uçuş alanlarını daraltıyor. Peki ya santraller? Kanser oranının artması? Yeni Çernobiller? Asit yağmurları, radon gazları… Ferman padişahın hey dost, yaşamsız yaşamak bizimdir!

Emekli maaşları, asgari ücretler, esnek çalışma, torba yasalar, taşeronlaştırmalar, sendikasızlaştırmalar, ferman davullarının notaları ve cellat! Giyotin sehpaları, idam sehpaları, prangalar, kazıklar ne farkı kalıyor bu ikilemlerin birbirlerinden? Ey göklere duman vurmuş dağlar hey! İş cinayetleri, tedbirsizlikler…

Bilimsiz üniversite kapıları, evrimin görülmediği biyoloji dersleri, sanat kapısından kovulan nü sanatı, aykırı eserler. Edebiyatta yasaklı şairler, yazarlar, yasaklı diller. Felsefede adı tutuklu isimler…  Ferman padişahın hey dost, tutsaklık bizimdir! Bize ait olan? Padişaha ait olan? Kim kime dum duma….

Gökten bir sürü elma düşer. Elma dersek çık, armut dersek çıkma! Elma: Asimilasyon, soykırım, zulüm, cinayet, yolsuzluk (hırsızlık), dolandırıcılık, yalan-dolan-talan, rantsal dönüşüm, emek hırsızlığı, düşünce prangacılığı, erkek egemen zihniyet, çocuk katilleri, nefret cinayetleri, savaş sevdalıları, beton beyinler, mekanik algılar, cadı avcıları, siyah beyaz kravatlılar… Bunların hepsi padişahın kafasına! Ferman padişahın hey dost, DAÐLAR BİZİMDİR!

Kısacası her şey o zaman başlamamıştı… Bu biriken bir kıvılcımdı, bunlar damlayan su taneleriydi ve amaç damlayan suların artık taşı delmesiyle sonlanacaktı.                                                         

 Son düşen elmalar barış ve kardeşlik ola ve halkların başına düşe! Afiyetle…