Tarihi ve mimari olarak çok abartılacak bir yapıdan söz etmiyoruz. Yüzyıllarca Berwarî beylerine ev sahipliǧi yapmış bir kalenin zaten nesi harikulade olabilir ki! Zaxo’nun Pira Delal’ı gibi hikayesi dinlenmeden güzelliǧi ve nadideliǧi anlaşılmaz bir bilmecedir yabancı gözler için. Zaten öyle olmasa 1800’lü yılların ortasında Layard o kadar ilgisiz kalabilir miydi bu yapıya. Nînova kazılarından zaman ayırıp gitmişken "Vahşi Kürdistan’a" bir bakardı alıcı gözüyle. O zamanlar Berwarî Beyi hakimdir etraf topraklara ve hükmünü zorun gücü ile Tiyarî’sine de Zebarî’sine de kabul ettirmiştir. Ancak bu her zaman böyle deǧildi.
Kalelere isimlerin verildiǧi geçmiş bir zamanda (zaten kesin bir tarih verebilmemiz için elimizde güvenilir kaynak bulunmuyor) Berwari Beyi, ''Ben nasıl hakim olurum bu diyarlara'' diye düşünür taşınır. Hekariya topraklarının şairlerine (Serhad’ın dengbêjleri gibi düşünün) göre tanrının dünyayı yarattıǧı o gün, tanrının aslan ve kaplanları dünyada yarattıǧı o gün, bu anlatacaklarım yaşanmış. Sakın ola ki, masal bunlar demeyin, her aklı başında tarihçi, kitapların çoǧunda bize anlatılan tarihin masallardan daha uydurma ve ard niyetli olduǧunu bilir. Söylemlerle var edilen tarihin "gerçek" ile baǧı asla sözlü bir "serhatî" (yaşanılmış hikayeleri anlatma sanatının edebi türü) anlatımından daha fazla deǧildir. Berwarî Beyi entrikalarını hazırlarken, kızı Qumrî yanı başındadır. Aralarında husumet bulunan Tiyarî aşireti (Hekariya bölgesindeki en büyük Hıristiyan aşireti oluşturmaktaydı) ile Zêbarî aşiretini barıştırma fikrine elbette kızı karşı çıkmazdı. Berwarî Beyi güçlense de, sonuç barış olacak idi ise, elbette Qumrî babasını desteklerdi. Ancak beyin planları farklıydı. Her iki aşireti birbirine kırdırtıp bölgedeki tek güçlü lider olacaktı. Bunu Qumrî’nin bilmesinde de ona göre bir mahsur yoktu; zaten evlatlarından en sevdiǧi deǧil miydi Qumrî?
Öyleydi de, kimi şaire göre vicdanı elvermemekteydi babasının bu oyununa. Kimine göre, Zêbarî aşiretinin önde gelenlerinden birine gönlünü kaptırmıştır ve bu entrika sonucunda onu da kaybetmenin endişesiyle babasına karşı çıkar. Bu karşı çıkış oldukça olgun bir karşı çıkıştır; babasına nasihatlerde bulunur: ''Dostluǧu da, düşmanlıǧı da mertçe yap! (Silhê jî, neyartiyê jî bi mêranî bike!)'' Babasını ikna edemeyen Qumrî vazgeçmez ve bu entrikanın yol açabileceǧi felaketi önlemenin yolunu arar. Kimi şaire göre tuzaǧa düşürülecek aşireti haberdar eder; kimine göre ise tüm çabaları nafiledir; ancak hepsinin hemfikir olduǧu bir nokta var: Qumrî babasına karşı ''haddi olmadıǧı halde'' başkaldırır. Zaten bu kadar yürekli olmasaydı hiç şairler hikayesini yüzyıllarca sonraya taşırlar mıydı, hiç Habur'a öyle heybetli bakan kale adını taşıyabilir miydi hala?
Olan olmuş; Tiyarî Beyi ve ordusu silahları ile henüz Qumrî olamamış kaleye varmış, Zêbarî’lerî beklemekteler. Zêbarîler de 150 atlı ile varırlar kararlaştırılan kaleye. Ancak onlardan silahsız sulha oturmaları istenir; öylece çıplak, düşmanlarının karşısına çıkıp barışmaları! Zêbarîler bunun koyun gibi boynunu uzatmak olduǧunu bildikleri için hemen sezerler hazırlanan oyunu ve çoǧunluǧun ölümü pahasına saldırıya geçerler: Kale kapısına dayanır ve kaleden içeri girmeyi başarırlar. Tam da Qumrî’nin engellemek istedikleri yaşanmaktadır…
Şairlerin diliyle artık "ahir zamandır"! Bu kıyıma ve ölüme kim dur diyebilecekti? Zêbarî savaşçılarından saǧ kurtulanlar, kale içinde ve sokaklarda Tiyarîlerle savaşarak ve Berwarî Beyi'ni kıstırmak isterler. Kimi şaire göre o an Qumrî’nin gönül verdiǧi yiǧit ölmüştür kimine göre de yaşanan kıyımı artık sonlandırmanın tek çaresi kaldıǧına inandıǧı için Qumrî, kalenin bir burcundan bugün Qumrî sokaǧı olarak anılan sokaǧa atlar. Böylece hem savaşı durdurmayı başarır hem de babasını cezalandırır: Babası, heybetli Berwarî Beyi donakalmıştır, şairin deyimi ile "qerisî weke mast e (yoǧurt gibi donakaldı)". Savaşan taraflar ise düşmanlıklarını durdururlar. İşte o günden itibaren kale artık Kela Qumrî olarak anılır olmuş. Barış için hiç düşünmemesi gerekeni yapan o kadın, toplumsal olarak asla kabul görmeyeni yapan, yani babasına başkaldıran, babasına nasihatlerde bulunan, kıyımı engellemek için türlü yollara başvuran o genç kadın en son eylemi, cesareti ile onu rededen toplumu o kadar etkilemiştir ki, yaşananlardan yüzyılarca sonra da ona hayran kalınmış, şairler onun ''serhatîsini'' anlatagelmişlerdir. Çünkü onlar kimlik ve tarih sahibi olunabileceǧini bin yıllarca önce tecrübe etmişlerdi. Olaya nasıl bakarsak bakalım, ister sevdiǧi insan için olsun, isterse de kıyımı engellemek için olsun, Qumrî zamanının genç kadınlarının pek de sıradan olarak yapamayacaǧı şekilde davranmış, cesareti, vicdanı ve babasına verdiǧi ahlaki ders ile o zamanın insanları üzerinde derin bir etki bırakmış. Bugün hala Habur'a yukardan bakan kaleden arda kalan en heybetli miras da zaten Qumrî’nin ismi. Ancak bu hikayede toplumda ve hakim ataerkil sistemde kadına yakıştırılan isyan eylemlerinden bir tanesi de anlatılıyor olabilir. Yani o zamanlar bir kadının olup bitenlerin karşısındaki çaresizliğini kabul etmemesinden öte bir şey ifade etmiyor da olabilir. Ancak kadının en ufak bir direnişini de yaymaya, yaşatmaya elvereşli bir anlatım kültürünün varlığı, belki de kadın anlatıcılar eliyle abartılı da olsa kahramanlıkları bugüne taşımak mümkün olabilmiş ve o direniş başkaldırılara yeni anlamlar yükleyebilmiştir. Aynı olayın varyasyonlarında olayın çok farklı anlatılması da bu gerçeğe işaret etmekte; yani erkek egemen akıl bu direnişte bir intihar ya da sadece çaresizliğin eyleminin resmini görebilmiş. Her halukarda Qumrî’nin eylemi cesur bir eylem ama bu tür örnekler ile kadınların tarihte kaideyi bozduğu idia edilemez. Bu düşünceyi daha ileri götürürsek, anlatım farkı kadının gerçek zarar verici eylem kapasitesi olmadığını, zaten olması gerekmediğini öne süren ataerkil bir ideolojinin anlatımı ile kadın anlatımının beraber yüzyıllarca aynı olayı ele almasındaki farktır denilebilir.
* Hikayedeki tarihi bilgiler Luqman Guldivê'nin katkılarıyla yazıldı.