Türk devletinin, "kardeşçe" yakıcılığından kaçıp, dağlara, denizler, nehirlere atılmış, canını kurtarabilenleri dünyanın dört bir yanına dağılmış Kürtler, her yıl Eylül ayında, Avrupa’nın orta yeri Almanya’da, "festival" havalı ortamda bir araya geliyorlar.

Kurulan ana sahnede, Kürt müziği sanatçıları, meydanın fırdolayı çevresinde kitap, Kürt kültürünün ürünü hediyelik eşya, müzik satışı reyonları, yazarların kitap imzalama standları, direkler üstüne dikilmiş Kürt "konları"nda gösteriler, yiyecek, içecek çadırlarıyla festival…
Ve sonsuzluk hissi veren meydanda, sonu görünmeyen parklarda, Recep Erdoğan’ın "bizim ecdat medeniyetimiz" dediği, nasıl medeniyetse, onun şiddetinden kaçıp, ta Kanada’ya, Avustralya, ABD, Güney Amerika, Çin, Malezya’ya savrulmuşların meydana getirdiği öbekler…
Bu yılki buluşma yeri, Almanya’nın Dortmund şehriydi. Festival alanı kaç dönümdü, sormadım. Ama, sonsuzluk hissi veren oto park, her markadan araba denizi, meydanı, çevre parkları dolduran kalabalıkta, gençler çoğunluktaydı. Kimi üniversiteden mezun, kimi öğrenci, ama kızı, erkeğiyle çağdaş giyimli, naif davranışlarıyla Kürdistan’ın yeni yüzüydü.
Uzaklardan gelip, yakınlarıyla buluşanlar aileler, çimenler üstünde kurulu sofralarda, "yüksek medeniyetin askerleri" tarafından yakılmış köylerini, geride bıraktıklarını anıp, yeni hayatlarını konuşuyor, insani duygu barajları taşmaya başlayınca hüzün havası helezonlaşıyor, ötede hüzün ani bir kırılmayla sevinçli gülüşe dönüşüyordu, hasret dolu kalplerin buluşmasında…
Konuşulanlara kulak kabarttım. Yer yer katıldım, onlara…
Türk devletiyle pazarlık ve müzakerelere ilişkin görüşleri, "bunlara asla güvenilmez, yaka kaptırılmaz" sözü ortak buluşma noktalarıydı.
"Bu nasıl dindar, ne biçim din adamı?" sorusuna cevap aranıyordu.
İkinci ortak konu, "bunların dini" dedikleri olguydu. Din diye diye başını alıp giden Mafyalaşma, dolandırıcılık, soygun ve Kürt düşmanlıklarını "efendim yüksek medeniyet" alaycılığıyla dillendiriyorlardı.
En büyük dinci Fethullah Gülen, günün konusuydu. Aylar önce, yaşı geçmiş, ihtiyarlaşmış boğanın boğuk sesiyle, Kürtlere ilişkin "köklerini kurutun, gerekirse 50 bin tanesini yok edin" sözleriyle medyaya düşmüştü.
Korku filmi tipini andıran yeni hallerinde, sinir hastası gibi sıçrayarak kıvranıyor, an an Medine dilencisi edalı boynunu büküyor, takke altında gözlerini kısarak, "evlerine eroin koyun, sonra polise ihbar edin, uyuşturucu kaçakçısı diye yakalatın" diye talimat veriyordu.
Ve bu düşmüş hallerini dillendirenlerin, "Bu nasıl dindar, ne biçim din adamı? Dinde iftira, tuzakçılık en büyük günah değil mi?" soruları…
Ne bileyim ben nasıl dindar, ne biçim din adamı olduğunu! Hehalde kendine yakışandır. Ama, benim tek bildiğim, döktüğü iki damla göz yaşından sonra kasalarına oluk oluk paraların aktığı, paraları istifliyecek kasa sıkıntısından kendi bankasını kurup, ticaretin bütün alanlarında at koşturduğu ve Türklerin baş öğretmeni, eğitimcisi olduğu…
Fethullah Gülen, Amerika’daki sarayında ağlama numaralarına yatıp, servet dermeye devam ededursun, (dindar değil) Türk dincilerinin bir kısmı, kazanç neredeyse orada ve dini kılıklı Mafya…
Avrupa’da caminin adını da kirletip, buraları soygun, dolandırma üssü haline getirenler, kandırmaca taklalarıyla insan avlayıp dolandırıyorlar. İşyerlerini, çalışma alarını dolaşıyor, "Müslümana yardım" diye diye, Mafyavari tehditle para topluyor, yol, yordam bilmeyen, dünyadan habersiz aileleri kandırıp, "Amerika'da okutma" vaadiyle, çocuklarını koparıp alıyor, fırsat yakalayınca kaçırıyor, devşirilmek üzere kayıplara karıştırıyorlar.
Bir kısmı da El Kaideci dindaşlarıyla da buluşup, kiralık katil olarak, Rojava’da "Allahu ekber" sloganlı kiralık katil olarak Kürtleri kesiyorlar. Taraf gazetesinden Hüseyin Özay’ın yazdığına göre, aralarında korucuların da bulunduğu, Türk ve devşirilmiş Kürt dinciler Rojava’da ayda binbeşyüz Dolar karşılığında, "Allahu ekber" diye diye Müslüman Kürtler'e kıyıyor, hırsızlık, soygunculuk, talancılık, tecavüzcülük yapıyorlar.
Tunus İçişleri Bakanı Lütfü Bin Ceddo da, insanlığı utandıran yüzlerini aydınlatıyordu. Tunuslu Bakan, ülkesinden sayısız kadının seks kölesi olarak götürülüp, her birinin bir anlığına, saatliğine dini nikahla 20, 30, 100 El Kaideci'ye (Nusra) sunulduğunu, hamile kalanların geri gönderildiğini söylüyordu.
Mafya da, yüce değerler uğrunda ortaya çıkmıştı. Sonra evrensel suç örgütü haline geldiler. Dinciler, İran’da değil, ama Afganistan ve Çeçenistan’da su başlarını tutayım derken yenigiyle işsiz, işlevsiz kalıp, kimi Türk dincilerle bütünleşip, Mafyaya dönüştüler.
Cennet kapıları vaadiyla, insan kandırıp, dolandırama imkanları kalmayınca da, 1500 Dolar karşılığında kiralık katil, yüksek korunaklı soyguncu oldular, Rojava’da.
Bunlar, böyle böyle insanlık yangını haline geldiler.