
Kürt kadınları... Bu iki kelime tarihin acılar damıttığı tünelinde, mücadelenin sembolü, uyumun bileşkesi oldu.
Öyle ki; Kürt idiler acı çektiler, kadın idiler acıları katlandı. Çocuklarını toprağa verdiler, kardeşlerini, babalarını, annelerini...
Ağıtları devletin duvarına çarptı, sonra toprağın altında gibi yaşadılar. Kürt kadınlarını iki kelime anlattı: Acı ve gözyaşı. Kürt kadınlarını iki kelime anlattı: Meydan okuma, mücadele...
Yine bir kanlı yazgıdan geçiyor Kürt kadını. Devlet, çocuklarını öldürmeye devam ediyor.
Her gün gencecik bedenler toprağa veriliyor. Bu kan gölüne rağmen 'barış' diye haykırıyor Kürt kadını. Sokaklarda, alanlarda daha fazla çocuk ölmesin, artık beyaz tülbentleri kan değil, güle boyansın diye haykırıyor. Kürdistan'da yaşanan gelişmeler bir bütün olarak Avrupa'daki Kürt halkını da etkiliyor.
Düsseldorf kenti de Cumartesi Almanya'nın birçok şehri başta olmak üzere, Avrupa'nın değişik ülkelerinden Kürtleri ve dostlarını ağırladı. Festivalde Kürdistan'daki halkın direnişine selam yollandı. AKP kontrolündeki faşist devlet otoritesi kınandı.
Yıllardır düzenlenen etkinliklerde olduğu gibi, bu festivalin kahramanları da kadınlardı. Giydiği rengarenk kıyafetleri, coşkuları ile aslında ne anlatmak istediklerinin mesajını söze gerek bırakmadan aktardılar.
Sabahın erken saatlerinde itibaren polisin festival alanına giden bütün sokakları kapatmasından dolayı bir çok araç park yeri aramak zorunda kaldı. Haliyle festivale ulaşmak için kilometrelerce yürümek zorunda kalanlar oldu.
Bu durumun bir de iyi tarafı vardı; Gerilla kıyafeti giyen genç kadınlar, rengarenk kıyafetleri ile Kürt kadınları Almanların dikkatini oldukça cezbetti. Her ne kadar artık aşina olsalar da, bir hafta sonu daha böyle bir şölene Almanlar gözleri ile eşlik ettiler.
Yağmur coşkuyu bastıramadı
Festival alanına girer girmez Dêrsim'in sembolü haline gelen Şenge Ana ile karşılaştım. Şenge Ana'nın coşkusuna her zaman hayran olmuşumdur. Tabii Şenge Ana ile yürümek o kadar da kolay değil. Kıyafetlerindeki özgünlükten dolayı, her adımda birlikte fotoğraf çektirmek isteyen insanlar önümüzü kesiyor. Alana indikçe renklilik giderek daha da artıyor. Elinde bir fotoğraf makinası görmeleri yeterli oluyor, eller zafer işareti pozisyonunda, bütün güzellikleri ile objektifime gülümsüyorlar.
Festivalin başlamasından kısa bir süre sonra şiddetli bir yağmur bastırıyor. Fakat olanca şiddetine rağmen yağmur festivaldeki coşkuyu bastıramıyor. Kadınların ağırlıklı olduğu kalabalık, pür dikkat Kuzey Kürdistan ve Rojava'daki gelişmeleri aktaran konukları dinliyor. Konuşmaları alanın gerisinden takip etmem katılımcıların konuşmalara olan ilgisini daha net gözlemlememi sağladı. Selahattin Demirtaş adının anons edilmesi ile birlikte ise alanda dağınık halde bulunan katılımcıların platforma doğru koşuşturmalarını görmek takdire şayandı. Bir eşbaşkan kadınları, genç kızları hatta çocukları böyle koşturtacak ne yapıyor, bir gün sormak isterim.
Rojava'ya katkı sunmak istiyorlar
Alanda dolaşırken Alman kadınlar da dikkatimi çekti. Festivali, Kürt müziğini ilgiyle izleyen bu kadınların böyle bir etkinliği izledikleri için aldıkları keyif yüzlerinden okunuyordu. Konuşmaları birebir anlamaları da gerekmiyor, zira artık Avrupa, Kürtlerin başına gelenlere eskisinden daha çok hakim. Kimisi ellerinde fotoğraf makinası ile katıldıkları bu etkinliği fotoğraflıyor, kimisi cep telefonları ile.
Standlarda çalışan kadınları da anmak gerekiyor. Neredeyse bütün standları dolaştım, her etkinlikte olduğu gibi bu festivalde de harıl harıl ama şevkle çalışan kadınların tek amacı, özellikle Rojava'daki insanlara biraz olsun katkı sağlamaktı.
Bütün festival ve etkinliklerde net olarak söyleyeceğim bir şey var: Kadın katılımcıların yoğunluğu etkinlikleri daha da anlamlı kılıyor. Gerek kıyafetleri, gerekse coşkuları ile Kürt kadınları faşizme meydan okuyor. Zira onların anlatacağı daha çok şey var...
ELİF SONZAMANCI