NATO zirveleri, ABD’nin en üst düzeyden müdahalesi, Wikileaks belgelerine geçmişti. AKP’nin yeni yetme bakanlarından Egemen Bağış, “sıfır sorundan heryerde sorunun” teorisyeni Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç’ın çırpınışları, Türk medyasının yalan ve yanlış haberleri velhasıl bütün kirli ve çıkar politikaları TC’nin istediği sonucu vermedi. Kopenhag’da görülen davadan çıkan sonuç ROJ TV’nin yoluna devam edeceği. Verilen para cezası ise tartışmalı. ROJ TV’nin yoluna devam edeceği kararı Kürdistan’da ve dünyanın her tarafındaki izleyiciler ve tabii ki biz çalışanlar için bayram havası yarattı. Bu karar, izleyicilerimize karşı sorumluluğumuzu daha fazla artırdı. Çünkü Kürt ülkesinde, Kürtlere dair ne varsa üzerinde yıkım ve zulüm politikaları uygulanıyor. Gazetecilik hele gazeteciliğin televizyon alanını topluma karşı sorumluluk ilkesi ile işletmek daha büyük önem kazanıyor. Biz neyi yaptığımızı biliyoruz. ROJ TV’nin de eksikliklerine rağmen ne kadar etkin ve etkili yayıncılık yaptığını da. Çünkü yayınladığımız her gerçeğin etkisi kendisini siyasette ve toplumda hemen gösteriyor. Somut örneklerini burada sıralamaya çok fazla gerek yok. Ama en etkili olan örneklerini AKP’nin, Türk genelkurmayının, yalan haber yapan Türk medyasının ve Gülen cemaatinin ROJ TV’den rahatsızlığından bizzat biliyoruz. Bu kötü bir durum değil. Çünkü biz, insanların özel yaşamları ya da kişisel çıkar yerine toplumun bilmesi gerektiği gerçekleri aktarmayı temel ilke olarak ele alıyoruz.
Bunun tipik örneği Fethullah Gülen’in 2011 yılının sonbaharında yaptığı konuşmanın daha doğrusu Kürtler için verdiği katliam fetvasının içeriğini yansıtan haberlerimiz üzerinden gösterebiliriz. F.Gülen o konuşmasında tamı tamına şöyle diyordu. “500 değil, 5 bin değil 50 bin olsun sayıları. Kuşatın; yok edin. Köklerini kurutun!” demişti. Bu sözleri Kürtler için dile getiriyordu. Kürt meselesinin siyasi müzakere ve barış yerine çatışma ve savaşla çözeceğini kendisini dinlemeye gelenlere söylüyordu. Bu konuşmayı yayınladıktan sonra Fethullah Gülen Cemaatinin medyası ve siyaseti ROJ TV’ye saldırıya geçti. Ama nafile bir çabaydı. Çünkü Gülen’in konuşması çok netti. O konuşmadan sonra AKP iktidarı askeri ve siyasi operasyonlara hız verdi. Tutuklama furyası akademisyenleri, avukatları, gazetecileri ve siyasileri kapsayarak devam etti. O konuşmadan sonra cemaat yayın organlarında ve yazarlarında kimlerin tutuklanacağı aleni olarak ortaya konuldu. Ama Fethullah Gülen’in fikri ve zikri kötü teşhir oldu.
Fethullah Gülen de bütü o olup bitenleri yakınen izlemiş olacak ki; yaptığı konuşmanın yanlış yansıtıldığını, bizim ise o konuşmayı çarpıttığımızı iddia eden yeni bir konuşma daha yaptı. İstanbul ve Ankara’dan kendisine yakın gazetecileri, siyasetçileri ve bazı kişileri Pensilvanya’daki çiftliğine çağırdı. O çiftlikte yeni bir konuşma yaptı. O konuşmada kendi cemaatinin bazı yazarlarını kendisini iyi savunmadıkları için azarladı. Gelen bilgilere göre bu azarda en büyük payı Mehmet Baransu, Emre Uslu, Önder Aytaç, ve bazı Zaman yazarları aldı.
Siyaset alanında AKP ile çelişkili görünmenin iyi olmadığı konusunda da veryansın etti. Hatta o azar Fethullah Gülen’in prensi Ekrem Dumanlı’nın köşesinde şu cümleler ile yer buldu: “Bazı gazeteciler ne yazsa ne söylese hepsi ‘cemaat’ten biliniyor. Aslında o gazeteciler defalarca açıkladı, “Biz cemaat sözcüsü değiliz; kendi düşüncelerimizi yazıyor, konuşuyoruz.” dediler. Hal böyle olunca bu yanlış algıya muhatap insanlara da büyük sorumluluk düşüyor. Keşke onlar üzerinden yürütülen psikolojik harbin değirmenine su taşımasalar ve bazı art niyetli kişilere fırsat vermeseler; sonuçta büyük bir kitlenin zan altında bırakılması da büyük bir vebaldir...”
Uyarılar bunlarla sınırlı değildi. “köprüler kurduk yıktılar. Sarılacaktık engellediler” diyen Fethullah Gülen, bir önceki konuşmasının ise özellikle Kürt medyası tarafından yapılan teşhire ise çok kızmış. Yeni konuşmasında; yine etrafındakilere talimatlar yağdırıyor. Türk ırkçılığı yapıyor. Türki imparatorlukların isimlerini dilinden düşürmeden Kürdistan’ı istila etmek için “Durmak yok yola devam” diyor. Gülen; etrafındakilere “Ben oralara gelemiyorum ama siz şaha kalkmış küheylanlar gibi yürüyün. Güçlenip boğmak lazım.” diyor. Yani katliam, tutuklama ve kara propaganda da “durmak yok yola devam!” talimatı veriyor. Kısacası, Fethullah Gülen “Kürt Meselesi, Çarpıtmalar.. ve Karakterimiz” başlığını verdiği yeni fetvasının içeriğinde yeni birşey yok! Önceki fetvada teşhir olan katliam politikalarını bu kez başka kelimelerin içine gizleyerek tekrar ediyor. Dolayısıyla da bize o kelimelerin arasına gizleyerek yaptırmak istediği katliamı politikalarını tekrar teşhir etmek kalıyor...