Olive Schreiner; Güney Afrikalı yazar, entelektüel, kadın hakları savunucusu, savaş ve ırkçılık karşıtı mücadeleci…"Bir Afrikalı Çiftliği Hikayesi" (The Story of an African Farm) romanıyla tanındı. 1883 yılında yazılan kitap günün yakıcı sorunlarını cesurca ele alışıyla dikkat çekti. Bu romanıyla Schreiner bilinemezcilik, varoluşsal bağımsızlık, bireycilik ve kadınların mesleki beklentilerinin yanısıra sömürge sınırındaki yaşamın temel doğasını işliyordu. Hakkında yapılan yeni araştırmalarda; İngiliz emperyalizmi tarafından dışlanan Afrikalılar, Güney Afrikalı siyahiler, Hindistanlılar, Yahudiler gibi kesimlerin  savunucusu olarak değerlendirilmektedir. Schreiner sosyalizm, pasifizm, vejeteryanlık ve feminizme ilgi gösterse de belli kategorilere sıkışıp kalmaktan kaçınmıştır. Yayınlanmış eserleri ve diğer yazılarında siyasi radikalizmin tuzaklarından kaçınarak tüm halklar arasında ılımlılık, dostluk ve anlayış gibi değerleri savunmuştur. Geleneksel Hıristiyanlık akımı karşıtı Viktoryen arka planından dolayı özgür düşünceli biri olarak tanımlansa da İncil'in ruhuna daima bağlı kalmış ve misyoner ailesinin dünya görüşünün laik bir versiyonunu yaratmıştır. 


Zorlu geçen çocukluk 

Olive Emilie Albertina Schreiner 1855-1920 yılları arasında yaşadı. Güney Afrika'da misyoner bir çift olan babası Gottlob Schreiner ile annesi Rebecca Lyndall'ın on iki çocuğundan dokuzuncusuydu. Çocukluğu sert koşullarda geçti; babası sevecen ve yumuşak olsa da annesi kendi yetişme tarzına damgasını vuran kısıtlamaları ve özdisiplini çocuklarına da öğretmeye kararlıydı. Olive ilk eğitimini yetenekli ve eğitimli olan annesinden aldı. 

Olive altı yaşındayken babası, Eastern Cape'deki Healdtown'a Wesleyan eğitim enstitüsünü yönetmek üzere gönderildi. Ancak Gottlob misyonerlik kurallarına aykırı olarak ticaretle de uğraştığı için utanç içinde görevden atıldı. Hayatında ilk kez kendi yaşamını düzenlemekle karşı karşıya kaldı ve bir iş girişiminde bulundu. Ne var ki, başarısızlığa uğrayarak bir yıl içinde iflas etti. Aile sefalet içinde bir yaşama sürüklendi.

İki kardeşi ile birlikte ailesinden ayrılan Olive, 1867'de Cradock'ta bir okulun müdürlüğüne atanan ağabeyi Theophilus'un yanına gitti. Orada onun okulunda ilk kez resmi eğitim aldı. Buna rağmen, burada daha önce kaldığı yerlerden daha mutlu değildi. Kardeşleri çok dindardı; oysa kendisi ailesinin Hıristiyanlığını neredeyse reddetmişti ve bu yüzden ailesiyle arasında birçok tartışma yaşanıyordu. 

Ağabeyi Theophilus ve erkek kardeşi elmas arayıcılığı için Batı Griqualand'a gidince Olive de yaşamını kazanmak için mürebbiye olarak çalışmaya başladı. İlk çalışma alanına giderken tanıştığı Willie Bertram onunla din konusunda aynı görüşleri paylaşıyordu ve ona Herbert Spencer'ın "İlk İlkeler" isimli kitabını verdi. Bu kitap Olive'in üzerinde derin etki bıraktı. Herbert Spencer dini doktrini ve inancı reddettiği gibi, insan bilgi ve anlayışı kapsamı dışında kalan, doğa ve teolojik evrenin birliğinden doğan mutlak bir inancı savunuyordu. Bu düşünce Olive'in kendisi için örgütlü din dışında özgür bir ahlak yaratma çabası ile de örtüşüyordu.


'Ralph İron' takma adıyla ilk romanı

Olive bundan sonra da uzun yıllar değişik yerlerde değişik ailelerin çocukları için mürebbiyelik yaptı. Birçok kez erkek işverenlerinin cinsel tacizleri nedeniyle işini bırakıp başka bir aile aramak zorunda kaldı. Bu süreçte Julius Gau isimli biriyle kısa süren bir nişanlılık yaşadı. Ayrıldıktan sonra ailesinin yanına döndü, ardından erkek kardeşleriyle birlikte yaşamaya başladı. Ne var ki, elmas bulma güçlüğü nedeniyle kardeşlerinin ekonomik durumu iyi değildi. Olive tekrar mürebbiye olarak evden eve, kentten kente dolaşmak zorundaydı. 1874 yılında kesin olarak ailesinin yanına döndüğü zaman ilk kez geçirdiği astım krizi sonraki yaşamında da yakasını hiç bırakmadı. Ailesinin kötü ekonomik durumundan dolayı, onları desteklemek için sağlığının kötü olmasına rağmen eski işine dönmek zorunda kaldı. Bu kez çiftliklerde mürebbiyelik yapıyordu. Daha sonra bir erkek adı olan "Ralph İron" takma adıyla yayınlanan "Bir Afrikalı Çiftliği Hikayesi" adlı romanına bu çiftlik yaşamı esin kaynağı oldu. Aynı dönemin bir diğer ürünü de "Rüya Yaşam ve Gerçek Yaşam" isimli, hikayeler ve alegorilerin (hiciv) oluşturduğu kitaptı.

1871-80 arası dönemde mürebbiye olarak çalışırken Charles Darwin, Herbert Spencer, John Stuart Mill ve Ralph Waldo Emerson'ın kitaplarını okudu. Daha sonra yazdığı birçok kitabın taslağı yaşamının bu döneminde ortaya çıktı. Bunlar arasında daha ergenlik çağında yazmaya başladığı "Bir Afrikalı Çiftliği Hikayesi" ile "Erkekten Erkeğe" ve "Undine" de vardı. Romanlarının temel konuları çocukluk deneyimleri, ruhsal arayışlar ve bireysel haklar ile sosyal kurallar arasındaki çelişkilerdi. Yazılarında natürel, sembolist, politik ve felsefik tarzları harmanladı.


Kadın eşitliğinin önemi

Olive'in gerçek düşü yazmak değil, doktor olmaktı. Ancak hiçbir zaman tıp eğitimi görmek için ödemesi gereken miktarda parası olmadı. Bu nedenle, hemşire olmaya karar verdi, zira bunun için para ödemesi gerekmiyordu. 1880 yılında yeterli yol parası biriktirdiğinde İskoçya'nın Edinburg şehrine gitti ve 1881'de "Kraliyet Revir"ine başvurdu. Oradan İngiltere'nin Southampton şehrine gitti. Ne var ki, kötü sağlık koşullarının herhangi bir tıbbi eğitim için başvuru formunu doldurmasına izin vermediğini gördü. Yazmanın yaşamının tek işi olabileceği gerçeğini kabullenmek zorunda kaldı.

Toplumun hastalıklarını tedavi etmek konusunda bir tutkuya sahip olan Olive haplarla yapamadığını kalemiyle yapmaya girişti. "Bir Afrikalı Çiftliği Hikayesi" kitabı, bilinemezcilikten kadınların sorunlarının tedavisine kadar o günün toplumunun çeşitli konularını ele alış tarzıyla alkışlandı. Ünlü seksolog Havelock Elis'in kitabı ile ilgili ona yazdığı mektup ikisi arasında ömürboyu sürecek bir dostluğun başlangıcı oldu. Elis, onun için yalnızca entelektüel tartışmalar yürüttüğü biri değil, bir güç kaynağıydı da. İkisi 1884'de bir grup özgür düşünürün politik ve felsefik tartışmalar yürüttükleri "İlerici Örgütlenme"nin bir toplantısında ilk kez yüz yüze geldiler. Bu grup, Olive'in üyesi olduğu ve o dönemin birçok önemli sosyalisti ile tanışmasına olanak sağlayan radikal tartışma gruplarından biriydi. Tanıştığı sosyalistlerden biri de Karl Marx'ın kızı Eleanor Marx'tı. Olive bu tartışma gruplarından "Yeni Düzenin Dostluğu" ve Karl Pearson'ın "Erkek ve Kadınlar Kulübü"yle de ilişkideydi. Bu ikincisinin toplantılarında kadın eşitliğinin önemi ve cinsiyet ilişkilerini ele alışta kadın kadar erkeğin de değerlendirilmesi gereği üzerinde duruyordu. Olive'in erkeklerle ilişkileri yolunda değilse de, o mutluydu. Doktoru, kendisinin reddetmesine karşılık onunla evlenmekte ısrar ediyordu. Kendisi ise ünlü matematikçi Karl Peterson'a ilgi duymuş ama Peterson başka bir kadını tercih etmişti. 


Siyahilerin ve kadınların hakları için mücadele

Olive Schreiner 1886'da İsviçre, Fransa ve İtalya'ya bir gezi düzenledi. Bu dönemde üretken bir yazma sürecindeydi. "Erkekten Erkeğe" kitabı üzerinde çalıştı; birçok alegori (hiciv) yayınladı. Aynı zamanda Mary Wollstonecraft'ın "Kadın Hakları'nın Bir Savunusu" kitabı üzerine bir çalışma kaleme aldı. 

1889 yılında İngiltere'den ayrılarak Güney Afrika'nın Cape Town şehrine döndü. Geri dönüş başlangıçta rahatsız ediciydi; kendisini toprağına yakın ama insanlara yabancı hissediyordu. Çevresiyle iletişim kurabilmek için yerel politika ile yakından ilgilendi. Ülke ve çevresindeki insanlarla ilgili makaleler yazdı. Bunlar daha sonra "Güney Afrika Üzerine Düşünceler" adıyla yayınlandı. Tanınmış kadın aktivistlerle arkadaş oldu. Yerel siyasetle ilişkisi sonucu, Güney Afrika'daki ırkçı-sömürgeci sistemin öncülerinden olan Cecil John Rhodes ile tanıştı ancak onun siyahilerin kamçılanmasına izin veren bir yasayı desteklemesi üzerine ilişkisini keserek hakkında "Mashonaland'ın Trooper Peter Halket'i" isimli bir hiciv kitabı yazdı. Bu yasaya muhalefet sürecinde, politikada aktif bir çiftçi olan Samuel Cronwright ile tanıştı. Evliliğin kısıtlayıcı olduğuna inanan Olive buna rağmen 1894'de Cronwright ile evlenerek onun çiftliğine yerleşti. Tek çocukları olan kızları doğduktan sonra ancak bir gün yaşadı. Sağlık sorunları ağırlaşan Olive kendini yazmaya verdi.

1898'de çift Johannesburg'a gitti. Boerler ile İngilizler arasındaki savaşta Cumhuriyetcileri ve barışı savundular. İngilizlerin gözünü gerçeklere açmak amacıyla Olive, "Bir İngiliz Güney Afrikalının Gözüyle Güney Afrika Sorunu"nu yazdı, ancak çabaları etkili olamadı. Bu süreçte cins eşitliği ve sosyalizm üzerine düşüncelerini içeren "Kadın ve İşgücü" kitabını yazdı.

Son yılları sağlık sorunları içinde geçti. Yine de siyahilerin ve kadınların hakları için mücadelesini sürdürdü. 1907'de "Kadınlara Oy Hakkı Ligi" Cape Kolu'nun başkan yardımcısı oldu. Ancak diğer kollar siyahi kadınları oy hakkı dışında tutmaya kalkınca desteğini geri çekti.

Tedavi için tek başına İngiltere'ye gidişinden kısa bir süre sonra 1. Dünya Savaşı başladı. Bu dönemde pasifizmi savunarak Gandhi ve diğer bazı aktivistlerle ilişkiye geçti. Aynı dönemde savaş üzerine "Uygarlığın Şafağı" adıyla son kitabını yazdı.

Savaştan sonra geri döndüğü Cape'de 1920'de yaşamını yitirdi.