Zana ALİ

İngilizcesi ransomware olan fidye yazılım geçtiğimiz 5 yıla kadar pek de bilinen bir terim değildi açıkçası. Ancak yakın zamanda çok can yaktığını söyleyebilirim. Nedir, ne değildir, kimin başına ne işler getirmiş diye detaylarına girmeden önce biraz teknoloji haberlerine bakalım.

Bu köşede Facebook’tan sıkça bahsediyorum, tabi hep olumsuz haberlerle kendilerini ansam da emin olun ki onlara dair olumlu bir şey okusam ilk sizlerle paylaşacağım. Çıkış amacı ilkokul arkadaşlarını bulmak ve eşi dostu sanal olarak dürtmek olarak lanse edilse de konu sonra çok başka yerlere geldi. En son ne yaptı yine bunlar diye soracak olursanız eğer Facebook’ta yeni hesap açan kullanıcılarının gerçek hesap olduğunu teyit etmek için e-posta kullanıcı adı ve şifrelerini sormuş. E ne var bunda diyebilirsiniz ama işin rengi 1,5 milyon kullanıcının e-posta adresini ve şifresini kendi sistemlerinde kayıt ettiği anlaşılınca değişti. Normalde Facebook’un bu bilgileri kendi sistemlerinde tutmaması doğrudan gidip ilgili e-posta servis sağlayıcısına sorması gerekirdi ama ne yapalım sağlık olsun sormamış kendine saklamış. Demek ki ihtiyacı varmış. Bu arada Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg kullanıcıların mahremiyetine önem vereceklerine dair manifesto yayınlamıştı, bu skandal ortaya çıkmadan hemen önce ama pek de inandırıcılığı kalmadı artık.

Teknoloji gündemini sıklıkla işgal eden bir diğer şirket de Huawei. Bir üst düzey yöneticisinin Amerika’nın talimatıyla Kanada’da tutuklanması ve sonra sınır dışı edilmesi ile Amerikan devlet kurumlarında kullanımının yasaklanması açıklaması konularına bu köşede yer vermiştim. Yakın zamanda farklı bir konuyla yine gündeme geldi bu şirket. İngiliz Savunma Bakanın basına bilgi sızdırdığı gerekçesiyle görevden alındığı haberi yayıldı bir anda. Başbakan Theresa May “Büyük bir üzüntüyle size artık tam olarak güvenemeyeceğim sonucuna vardım” diye mektup yazmış bir de bu Bakana. Bizde birbirlerine her türlü hakareti edip sonra futbolcu gibi partiden partiye transfer olup aynı kabinede görev alabiliyorlar siyasetçiler, güven konusu ise hak getire. Bakan ne yapmış da güven sarsmış diye fikir yürütünce aklımıza ile olarak gidip devlete ait tüm sırları Huawei’yle paylaşmış düşüncesi gelebilir. Ama işlerin bu noktaya gelmesinde 5G ağının geliştirilmesi için Huawei şirketine İngiliz hükümetinin sınırlı bir izin vermeye hazırlandığına ilişkin iddiaların basında yer alması etkili oldu.

Normal bir durum bu diye düşünebilirsiniz ama Amerika uzun süredir Avrupa’daki ülkelere Huawei ile işbirliği yapılmaması, onların altyapısının kullanılması konusunda baskı yapıyor. Buna gerekçe olarak cihazlara arka kapı yerleştirilerek verilerin çalınmasını gerekçe gösterse de asıl korkusu şirketlerinin Avrupa’daki pazar payını kaybetmek diyebiliriz. Her ne kadar İngilizler, biz bu altyapıyı sınırlı alanda kullanacağız, cihazları bilgi güvenliği testinden geçiriyoruz dese de Amerika ikna olmamış ki 30’a yakın ülkeyle birlikte bugünlerde Prag’ta buluşacak. Bu buluşmada ülkelerin internet altyapısının kurulumunda ne gibi standartların kullanılacağı tartışılacak. Perde arkasında ise bizden icazet almadan bu şirketle ortak işlere girişmeyin diyecek muhtemelen. Bakalım kimler Çin ile ilişkileri bozmak pahasına bu dayatmaya boyun eğecek beraber göreceğiz. Bu arada “Huawei cihazlarında bilgi sızıntısına imkan sağlayan arka kapı var” haberleri çıktı bile. Şirket cihazda bulunan telnet bağlantı özelliğinin standart olduğunu açıkladı ki öyle de ve network uzmanı için bu özelliği devre dışı bırakmak bir dakikadan bile az sürecek işlem. Ancak olumsuz algı yaratmaya yönelik yazılan bu haber çoktan yayıldı.

Evet fidye yazılım demiştim ama Facebook ve Huawei’den ancak sıra geldi. Eski filmlerden bildiğimiz fidye, zengin bir iş insanının kendisi ve ailesinden birinin kaçırılması sonrasında aileden serbest bırakılması karşılığında istenen paraydı. Dijital dünya ile beraber işler değişti, kodlar yazıldı mertlik bozuldu diyebiliriz. İlk türevi 1989 yılında ortaya çıkan bu zararlı yazılım, bir dosyanın veya linkin içerisine ustaca gizlenmiş kodların kullanıcı tarafından açılması sonucunda bilgisayara indiriliyor. İndirilen bu yazılım bilgisayardaki dosyaları şifreleyerek erişilemez hale getiriyor. Ve bilgisayar ekranında çıkan uyarıda fidye ödenmesi durumunda verilerin üzerindeki şifrenin kaldırılması vaat ediliyor.

Fidye yazılımın ilk örneği AIDS trojanıydı ve Dünya Sağlık Örgütünün AIDS ile ilgili düzenlediği uluslararası konferansın katılımcılarının bilgisayarına bulaştırıldı. O zaman bu iş için disket teknolojisi kullanılmış ve şifreleme metodu zayıf olduğu için verileri kurtarmak fazla uzun sürmemiş ama yeni saldırılara ilham kaynağı olmuştu. 2013 yılında adından epey söz ettiren Cryptolocker zararlı yazılımı müşteri şikâyeti görünümü verilerek hedef seçilen iş insanlarına bir mailin ekinde gönderildi. 2017 yılında WannaCry da benzer amaçla geliştirildi ve İngiltere ve Amerika’daki kurumları hedef aldı. Anti virüs firması Kaspersky WannaCry saldırılarının arkasında Kuzey Kore’nin Lazarus grubunun olduğunu açıkladı. Süreçte anti virüs firmaları ¬çözüm geliştirdikçe hackerlar da yeni yöntemler açıklıklar buldu. İlk zamanlara kıyasla bu saldırı tipindeki vaka sayısı azalsa da yöntem halen aktif olarak kullanılmakta. Unutmadan verilerin kurtarılması karşılığında talep edilen fidyelerin tahsilatı paranın siyah bir çanta içerisinde parka bırakılması veya banka havalesi şeklinde değildi. Ödemenin bitcoin şeklinde yapılması isteniyordu. Yöntem sofistike olunca fidyeyi ödeme de ona uygun olmalıydı tabi ki.