
Günümüz toplumunun en temel özelliği ölçüsüzlüktür. Ölçünün yitirilmesi fikrin, ideolojinin, değerin yitirilmesi ile doğru orantılıdır. Bir karşı ütopya olarak ya da iktidar sahiplerinin bir ütopyası olarak distopya, temelde değer, ölçü, fikir ve ideolojinin yitirilmesi üzerine inşa edilmiş bir sitemi ifade eder. İnsanların binlerce yıllık ortak yaşam deneyimlerinden, birikimlerinden, estetik, etik arayışlarından değil iktidar sahiplerinin menfaatlerini inşasına hizmet edenden değer ve ölçü üretimi esastır. Her iktidar mutlak suretle kendi distopyasını inşa etmek ister. Distopya yalnızca iktidar sahiplerinin menfaatinin zora dayalı olarak temin edilmesiyle oluşturulmaz. Hatta distopya bu değildir zaten. Distopyanın varlığının, sistemleştiğinin, sürdürülebilirliğinin en temel özelliği rıza üretmesidir. Yani distopyanın ezileni, mağdur edileni; köleleştirileninin, bütün bunların nedeni olan iktidarın tüm bu uygulamalarına rıza gösterecek, meşru görecek bir formasyonu kazanmasıdır.
Kürt Özgürlük Hareketi, insanın binlerce yıllık ortakçı değerlerini, etik ve estetik olanı, doğaya ait olanı alınır satılır bir metaya dönüştüren kapitalist moderniteye bir itiraz olarak ortaya çıkmış bir değerler ve fikirler manzumesidir. Doğanın ve onun bir parçası olan insanın özgürlüğü temel ölçü olarak alan ve fikriyatını, yeni yaşam paradigmasını bunun üzerine kuran bir harekettir. Yaşamın en küçük hücresine, en küçük eylem alanına kadar ölçü ve moral değer üreten ve kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite tasavvuruyla mücadele yürüten bu hareketi büyüten ve insanlık için bir umut haline getiren şey fikir-ölçü-değer diyalektiğidir.
Yirminci yüzyılın önemli filozoflarından biri olan Fransız düşünür Jean Baudrillard “Kötülüğün Şeffalığı” adlı kitabında bu konu ile ilgili şöyle diyor. “Şeyler, göstergeler ve eylemler düşüncelerinden, kavramlarından, özlerinden, değerlerinden, göndermelerinden, kökenlerinden ve amaçlarından kurtuldukları zaman sonsuza dek kendilerini üretirler. Düşünce çoktan yok olmuşken, şeyler işlemeyi sürdürür; hem de kendi içeriklerini hiç umursamadan işlemeyi sürdürürler.” Gerçekten de ölçü ve değer yitiminin, kendini ortaya çıkaran fikirden kopmanın sonucu tam da budur. Kürt Özgürlük Hareketi’nin etki alanındaki (özgürleştirilmiş alanlar hariç) tüm yaşam birimlerinde ölçü kaybı ve değer yitimi kendini çok ağır bir biçimde hissettirmektedir.
Yerel yönetimlerden tutalım, parlamenter siyasete, legal siyasi partilerden tutalım, her alandaki sivil toplum kuruluşlarına, kadın, gençlik, kurumlarından sanat kurumlarına, halkın günlük yaşam pratiklerinden, yarınları planlayışına kadar her şey, kendini var eden Kürt Özgürlük Paradigması fikriyatından derin bir uzaklaşmayı yaşıyor. Bütün eylemler, adeta başsız bir gövdenin ortada dolanmasını andırıyor. Bütün kurum ve yapılar varlıklarını koruyor, devam ettiriyor, fakat kendini var eden fikriyattan kopuk, ölçü ve değer bulanıklığı yaşıyor. Kendi fikriyatından kopmuş hiçbir eylem, o fikriyatın yaşam tasavvuruna hizmet edemez. Kürt Özgürlük Hareketinin açığa çıkardığı, ürettiği, yaşama geçirdiği onca fikriyat, ölçü, değer ve emeğe rağmen özgürleştirilmiş alanlar dışındaki siyasetçi, entelektüel ve sanatçıların fikriyattan kopuk öncülüğü, toplumu muazzam bir erozyon ve özgürlük paradigmasından kopuş tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Bunların içerisinde belki de en çok sefaleti yaşayan sanat camiası ve sanatsal üretimlerdir. Ne temel kural, ne yargı, ne de zevk ölçüsü var artık. Estetik zevk ve yargıya ilişkin hassas terazi yok artık. Sanatın durumu, tıpkı gerçek zenginlik ya da değere çevrilmesi imkansız olduğundan, artık değiş tokuş edilemeyen ve bundan böyle yalnızca dolaşan paralar gibidir. Sanat alanındaki hiçbir şey bir diğerine karşıt değil artık. Tüm üretimler ve eylemler bir farksızlık, bir aynılık içinde bir arada bulunuyorlar. Biz de bunları derin bir umursamazlık uyandırdıklarından aynı anda benimseyebiliyoruz.
Bütün bunların ışığında sanat ve siyaset alanının yeni ve özgün bir söylem geliştirmeye, yeni ve özgün bir eylem planı ortaya çıkarmaya ihtiyacı var. Kürt özgürlük paradigmasıyla fikri bağlar, ölçü ve değer ilgisi kurulmadan, güçlendirilmeden üretilen hiçbir siyasetin, hiçbir entelektüel bilginin, hiçbir sanatsal üretimin insanlık için yahut Kürtler için sağlayacağı bir fayda yoktur. Hatta pratik bizlere bunun karşıtına dönüşme potansiyelini de göstermiştir.